Kenan Evren

Vikisöz, özgür söz dizini
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Kenan Evren
Kenan Evren.png
Doğum tarihi 17 Temmuz 1917
Doğum yeri Alaşehir
Ölüm tarihi 9 Mayıs 2015
Ölüm yeri Ankara
Wikipedia-logo-v2.svg Vikipedi maddesi
Notification-icon-Wikidata-logo.svg Vikiveri öğesi

Ahmet Kenan Evren, Türk Silahlı Kuvvetlerinin on yedinci genelkurmay başkanı, 12 Eylül Darbesi sonrası Türkiye'nin "devlet başkanı" (1980-1982) ve yedinci cumhurbaşkanı (1982-1989).

Eserleri[değiştir]

Kenan Evren'in Anıları 1 (1990)[değiştir]

  • Ah bu iktidar hırsı, koltuk hırsı yok mu; her kötülük buradan kaynaklanıyor.[1]
  • "Allahu ekber." demekle "Tanrı uludur." demek arasında ne fark vardır? "Tanrı uludur." denilince herkes tarafından anlaşılıyor. Daha iyi değil mi? Atatürk bunu çok iyi bildiği ve etüt ettiği içindir ki ezanı Türkçe okutmuştur. Bu da yerleşmiş gitmişti. Değiştirmeye ve yobazlığa, bağnazlığa ödün vermeye ne gerek vardı? Maksat başka idi. Maksat oy avcılığı idi.
  • 1930 senesinde Kubilay'ı Menemen'de gericiler şehit etmişlerdi. Bizde bu hadise büyük etki yapmıştı. İlk portre resmim de Kubilay'ın kartpostaldan büyüterek yaptığım resmi oldu. Çok benzetmiştim. Artık harçlığımın büyük bölümünü resim kâğıt ve kalemlerine vermeye başladım.
  • Büyük bir çoğunlukla iktidara gelen ve hükûmet olan Demokrat Parti'nin almaya başladığı bazı kararlar ve yaptığı icraat, bizim gibi Atatürkçü gençler üzerinde bazı olumsuz etkiler yapmaya başlamıştı. Bunların başında Türkçe okunan ezanın yeniden "ezanı Muhammedi" propagandası ile Arapçaya dönüştürülmesi oldu. Bunun maksadı açıktı. Yobaz ve gerici, tutucu zümreyi memnun etmek ve onların desteğini sağlayarak uzun süre iktidarda kalabilmek. Ne Celal Bayar ne Adnan Menderes ve ne de birçok bakan ve milletvekili dinine düşkün, beş vakit namaz kılan, oruç tutan kişiler değildi. Kur'an-ı Kerim'i iyi etüt etmediklerinden ve dini politikaya alet etmek istediklerinden dolayı bu kararı aldılar.
  • Dünyada kimseden çekinmeden dolaşabilmek, konuşabilmek, alnı açık olabilmek kadar insanı kendinden emin duruma getiren, rahatlatan başka bir zevk olduğunu zannetmiyorum.
  • Erbakan'ın "Allah bir" dediğine bile inanmaya gelmez.
  • İçki masasında Ömer Hayyam'ın şiirlerini okur, Atatürk'ü andığım zamanlarda da Faruk Nafiz'in ve Alaettin Gövsa'nın Atatürk'ün ölümünden sonra yazdıkları o çok güzel ve duyarak yazılmış şiirlerini okurdum. Vatan şairi Namık Kemal'in şiirlerinin ise ayrı bir yeri vardı. Magosa'da sürgünde, zindanda iken karşılıklı olarak şair Hikmet ile birlikte söyleyip yazdıkları vatan şiirini çok sever ve sık sık tekrar ederdim.
Topçu Okulu günleri
  • Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı kendi genel merkezi kurşunlandı diye akan bütün kanların sorumluluğunu Ecevit'e yüklüyor. Dinime küfreden bari Müslüman olsa. Kendi taraftarları da kan dökmüyor mu? Soldakilere nazaran azınlıkta olduklarından belki daha az kan döküyorlar, ama döküyorlar.
  • "12 Eylül'e gerek yoktu. Demokratik sistem içerisinde bunlar hâlledilirdi." diyen o sözde demokrasi havarilerine seslenmek istiyorum: Daha ne kadar bekleyecektiniz? Türkiye toprakları bölünüp parçalanıncaya, Türk milleti diye bir millet bırakılmayıncaya kadar mı?
  • Param oldukça da dans zevkimi gidermek için barlara giderdim. Dans etmeyi sever ve iyi de dans ederdim. Ancak bardaki konsomatris kızlara acırdım. Hoşlansın hoşlanmasın, yorgun olsun olmasın, önüne gelenle dans etmeye veya içki içmeye mecburdular. Hatta ne kadar içki ısmarlatır ise o kadar fazla para alırlar. Kendilerini para karşılığı satan kızlara karşı daima acıma hissi duymuşumdur. Cemiyetin büyük yarası olarak devam edip gidiyor.
Topçu Okulu günleri
  • ... suçsuz ve masum insanları bile tavuk keser gibi öldüren ve ülkeyi kan gölüne döndüren insanların da Avrupa Konseyi ülkelerine hoş görüneceğim diye idam edilmemelerini vicdanım kabul etmiyor. Bu hainler 5000 civarında insanın canına kıydılar. Bunların içerisinde kahvede oturup birbirleriyle güzel güzel muhabbet edenler, otobüsle evine gidenler; sokakta dolaşan, parkta oturan vatandaşlarla toplumun güvenliğini sağlamaya çalışan polis, jandarma, asker, subay, astsubaylar da var.
  • Türk milleti tarihte ne çekmiş ise bu gibi kara cahil yobazlar yüzünden çekmiştir. Acaba o Atatürk hayatını hiçe sayarak bu mücadeleye atılmasa ve Türkiye'yi esaretten kurtarmasa idi o yobaz, yobazlığını daha rahat mı yapabilecekti! O yobaz; vatandan ne anlar, milletten ne anlar. Onun kafasının içinde sadece hurafeler var. Zavallı, hurafelerin içinde kendisini kaybetmiş.

Kenan Evren'in Anıları 2 (1991)[değiştir]

  • Atatürk'ün annesinin başını örtmüş olması, bütün Türk kadın ve kızlarının da başlarını örtmelerine bir misal olmaz. Onların yetişme dönemi öyle idi. O zaman Türkiye'de şeriat kanunları uygulanıyordu. Laik devlet kelimesini ağza almak bile günahtı ve mümkün de değildi. [2]
  • Bu gülen ve avuçları acıyıncaya kadar alkışlayanlardan bir kısmının ileride zaman geçtikçe değişmeye başlayacaklarını, siyasi partilerin kurulmasına müsaade edildiğinde beni unutarak o tarafa yaranmaya çalışacaklarını biliyordum. İnsan yaratılırken böyle yaratılmış. Herkesten dürüstlük, vefakârlık, kadirbilirlik beklenmez ki. Nitekim bugün 12 Eylül Harekâtı'nı övenler, bizi alkışlayanlar, "Memleketi uçurumun kenarından kurtardınız. Vatan ve millet size minnettardır." diyenlerden bazıları seçimlerden sonra 12 Eylül'ün karşısında oldular.
  • Eski siyasi partilerin ileri gelenlerini evlerinde göz hapsine de alabilirdik. Ziyaretleri yasaklayabilirdik. Telefonlarını kestirebilirdik. Hatta evvelce işlediklerinden dolayı özel bir mahkemede mahkûm da ettirebilirdik. Bunu teklif edenler bulunmadı değil. Fakat ben hiçbirine itibar etmedim. O zaman belki hepsini kahraman edecektik. 27 Mayıs'tan sonra mahkûm edilenler ve idam edilenler şimdi kahraman olmadılar mı? Bunu düşünerek bu yolu tercih etmedim.
  • Kur'an-ı Kerim'de yerine getirilmesi gereken birçok iyi emirleri yerine getirmeyiz de; işimize geldiğinden, erkek olarak kıskançlığımızdan, kadını bir mal olarak kabul etmemizden dolayı onları eve kapatmayı, yüzünü kimsenin görmemesini isteriz. Bütün mesele buradadır. Zavallı kadınlar ise ne ayeti bilir ve ne de okumuştur. Hoca öyle söylemiştir diye ona körü körüne inanmıştır. Kocasından da korkmaktadır. Eğer bilse ki o ayetler söylendiği kadar katı değildir, o zaman doğruyu bulacaktır.
  • 15 EYLÜL 1980 PAZARTESİ - Halkımızın bankalara hücum ederek fazla miktarda para çekmelerinden endişe ediyorduk. Böyle olması da normal karşılanabilirdi. Hâlbuki o akşamüzeri aldığımız bilgilerden tam tersi olduğu ortaya çıktı. Bugün bankalara yatırılan mevduat, çekilenden daha fazla idi. Bu durum, halkımızın yeni yönetime duyduğu güvenin güzel bir örneğiydi.
  • 12 ARALIK 1980 CUMA - 12 Eylül'den kısa bir süre önce Ankara Ayrancı bölgesinde bir inzibat erini arkadan vurup öldüren 19 yaşındaki Erdal Eren adındaki terörist hakkında verilen idam cezasını bugün onayladık. İdam gece yarısı infaz edildi.
2 Şubat 1980'de inzibat eri Zekeriya Önge'nin hayatını kaybettiği olay
  • Verilmiş ve bundan sonra verilecek bütün idam kararlarını tasdik etmeye kararlı idik. Avrupalı dostlarımız ne derlerse desinler, ne kadar baskı yaparlarsa yapsınlar bu kararımızdan taviz vermeyecektik. Bundan dolayı bizi Avrupa Konseyinden çıkarsalar bile kararımızdan dönmeyecektik. Çünkü teröristleri terör eylemlerinden alıkoyacak en tesirli tedbirlerin başında ölüm cezalarının yerine getirilmesinin geldiğini biliyorduk. Nitekim bu infazdan sonra hapishanede kendi aralarında konuşan teröristler arasında panik havasının estiğini öğrenmiştik. Esasen bugüne kadar parlamentonun bir tek idam cezasını tasdik etmemesi bu teröristlere cesaret veriyordu. Bir zaman gelecek, nasıl olsa hapishaneden ya kaçacaklarına ya kaçırılacaklarına veyahut da bir ihtilalle taraftarlarının yönetime geleceklerine inanıyorlardı.

Kenan Evren'in Anıları 3 (1991)[değiştir]

  • Nitekim sağ kesimdeki parti liderleriyle ve sendikalarla ilgilenmiyorlar. Hatta sağ kesimden idam edilenlerle de alakadar olmuyorlar. Ama sol kesimden bir terörist idam edilmiş olsa kıyameti koparıyorlar. İşte o zaman insan hakları akıllarına geliyor.
Avrupa Konseyindeki sosyalist ve komünist üyeler için

Kenan Evren'in Anıları 4 (1991)[değiştir]

  • Edindiğim intiba o ki Türkiye'de nüfusun büyük bir çoğunluğu Sünni olduğundan Aleviler üzerinde daima baskı yapmış. Onları kendinden kabul etmemiş. Hatta yanlış bir inanışla Alevileri Kızılbaşlıkla itham etmiş. Onlardan kız almamış, kız da vermemiş. Hatta ve hatta kestiği kurban etinden "Alevidir." diye onlara vermemiş. Öyle olunca onlar da özbeöz Türk olmalarına rağmen horlanmamak için ayrı köyler kurmuşlar veya şehirlerde ayrı mahallelerde oturmayı uygun bulmuşlar. Böyle olunca da bu iki grup birbirleriyle kaynaşamamış, birbirini sanki ayrı bir milletin ferdi gibi kabul ederek düşman kesilmiş. İşte her fırsat düştükçe ben bu konuya değinerek yapılanların yanlışlığını vatandaşlarıma anlatmaya çalışıyorum.
  • İslam âleminin Rönesansının ne zaman gerçekleşeceğini bilemiyorum. Bunu gerçekleştiremedikleri sürece medeni âlem içerisinde yer almalarının mümkün olmayacağını söyleyebilirim. Atatürk bunu başardı. Bunu yıkmak için son derece kurnaz, son derece sabırlı bir mücadele sürdürülüyor. Oy kaygısı ile maalesef siyasi partilerimiz de bu kesime hoş görünmeyi tercih ediyorlar. Buna rağmen ben bu girişimlerin başarıya ulaşacağı inancını taşımıyorum. Zira 65 senedir cumhuriyet döneminde yetişen Atatürkçü nesil buna müsaade etmeyecektir.
  • Millete ne söz vermişsek hepsini noksansız yerine getirmiştik. Şimdi herkes bizi alkışlıyor ama ileride de bu yapılanlar acaba alkışlanacak mı? Zannetmiyorum. Yapılanların hepsi tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolup gidecektir.
  • Üniversiteye gelmişler, kendilerini istikbale hazırlamak ve bir iş sahibi olmak istiyorlar. Yoksa Marksist-Leninist veya şeriat düzeni kurmak için gelmediler. İşte şimdi rahat okuma ortamına kavuştular. Beni de o ortamı yaratan kişi olarak görüyorlar, onun için alkışlıyorlar.
14 Ocak 1983 günü İstanbul Üniversitesi ziyareti

Kenan Evren'in Anıları 5 (1991)[değiştir]

  • Ben irticanın yurt sathında tehlikeli boyutlara ulaşmaya başladığını; bir taraftan Süleymancıların, diğer taraftan Nurcuların yurtlar açarak buralarda çocukların taze beyinlerini yıkadıklarını ve yurtlara zeki çocukları alarak gerekli eğitimden geçirdikten sonra bunları Askerî Liselere soktuklarını, Bursa Askerî Lisesi ile Kuleli Askerî Lisesinde bu şekilde yetiştirilmiş öğrencilerin meydana çıkarıldığını, bu duruma mâni olunması gerektiğini, böyle yurtların idaresinin devlete ait olmasını gerektiğini, eğer mevcut kanunlar buna imkân vermiyorsa icap ederse yeni kanun çıkarmak suretiyle bu şekil yurtların idaresinin Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmasını istedim.
28 Kasım 1986 günü Millî Güvenlik Kurulu toplantısında irtica uyarısı
  • Cumhurbaşkanlığının en zor yanı burada. Olur olmaz yerde düşüncenizi açıkça söyleyemezsiniz. Ağzınızdan çıkan her kelimeye dikkat etmek zorundasınız. "Acaba şunu söylediğim takdirde taraf tutma durumuna düşer, tarafsızlığımı kaybeder miyim?" diye düşünmek zorundasınız.
  • Cumhuriyet solda, Tercüman ise sağda bir gazete. Her ikisi de aleyhimizde olduğuna göre demek ki biz 12 Eylül döneminde ne sağa ne sola taviz vermemiş, ortada yürümüşüz. Böyle hareket ettiğimizi ve hiçbir tarafa meyletmediğimizi biliyordum.
  • 9 KASIM 1985 - Yarın aynı zamanda Atatürk'ün ölümünün yıl dönümü. Erbakan böyle bir günde Ankara'da bulunur mu? Onun başkenti Konya. Elbette oraya gidecek.
  • Geride bıraktığım üç sene içerisinde hiçbir günüm yok ki onu birkaç kere hatırlamış olmayayım. Sabah kahvaltısında, yemekte, akşam yatarken hep o karşımda. Üç sene geçti fakat o bir türlü gözlerimin önünden ayrılmadı. Dünyada yalnız kalmak kadar zor bir durum yokmuş. Başa gelmeden anlaşılmıyor. Şimdiye kadar gözlerim yaşlı kaç günlerim geçti. Hele akşamları yalnızlık bütün ağırlığıyla kendini hissettiriyor.
Eşi Sekine Evren'in vefatının (3 Mart 1982) 3. yılında yazdıkları
  • ODTÜ'de öğrencilerden büyük ilgi gördüm. Sevgi gösterilerinde bulundular. Düşündüm de 12 Eylül 1980'den evvel acaba cumhurbaşkanı böyle üniversiteye gelip rahatlıkla dershanelere girebilir miydi? İşte o noktadan bu duruma gelinebilmiş ise 12 Eylül Harekâtı'nın sağladığı huzur ve güven ortamının yararı kendiliğinden ortaya çıkıyor demektir.
13 Ocak 1984 günü ODTÜ ziyareti
  • "Taksim'de kilise var, cami yok. Kiliseye karşılık biz de cami yapmak istiyoruz." dediler. Bu teklifi de kabul etmemiştim. İstanbul'da sanki cami sıkıntısı varmış gibi cami yapma teklifi getiriyorlar. "Okul yaptıralım." demezler de "Cami yaptıralım." derler.

Sözleri[değiştir]


A[değiştir]

  • Arkadaşlar, Bu çağlarda sizlere çok kimseler yanaşır, izm'li ideolojileri aşılamak ister. Eğer izm'li bir ideoloji aşılamak lazım gelirse işte Ulu Önder Atatürk'ün Kemalizm ideolojisi vardır. Onu benimseyiniz. Kemalizm'in koyduğu esaslar bizi aydınlığa götürmüştür. Ondan ayrılmaya başladığımız andan itibaren karanlığa gömülmeye başladık. Ne zaman ki ayrıldık, daima felaketlerle karşı karşıya geldik.
30 Eylül 1980 günü Kara Harp Okulu öğrencilerine yaptığı konuşmadan
  • Aziz Atatürk; Hayatın pahasına gerçekleştirdiğin ve çok sevdiğin Türk ulusuna armağan ettiğin kıymetli eserlerini ve ilkelerini değiştirmek ve hatta yıkmak isteyenler maalesef bugün de sağımızda solumuzda mevcuttur. Hatta bazı sapıklar, ilkelerini yıkamayınca senin heykellerine ve resimlerine saldırmaktadırlar. Bu gibi sözle veya fiili saldırılar, kalpleri yurt ve millet sevgisiyle yanıp tutuşan ve "Ne mutlu Türk'üm diyene!" diyebilen bizim gibileri çok üzmektedir. Ancak; koyduğun ve emanet ettiğin ilkelerin en sadık ve güçlü bekçisi, göz bebeğin Türk Silahlı Kuvvetleri, bu tür davranışları hassasiyetle izlemekte ve gerektiğinde bu gibileri süratle yok etmenin kesin kararlılığı içinde bulunmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları için yayımladığı 10 Kasım mesajı, 1978

B[değiştir]

  • Başka çaremiz kalmamıştı. Soldaki partilerin bir kısım mensup ve yöneticileri sol terörist ve bölücüleri himaye etmedi mi? Sağdaki partilerin bir kısım mensup ve yöneticileri sağ anarşist ve teröristleri, "Bunlar milliyetçidir." diye himayesine alıp onlara cesaret vermediler mi? Bir kısım partiler Alevi olan vatandaşlarımıza, bir kısım partiler Sünni olan vatandaşlarımıza sahip çıkmak suretiyle milleti ikiye, üçe bölmediler mi? Bakın yönelttiğim bütün bu soruları sizler de, "Verdiler. Böldüler." diye onaylıyorsunuz.
19 Ekim 1981 günü Elazığ'da yaptığı konuşma
  • Bazı aşırı tutucu çevrelerin iddia ettikleri gibi yılbaşı gecesi yalnız Hristiyan âleminin kutladığı bir gece değildir. Hristiyanların Christmas olarak kutladıkları 25 Aralık günü ile yılbaşı olarak kutlanan 31 Aralık'ı 1 Ocak'a bağlayan geceyi birbirine karıştırmamalıyız. Kaldı ki dünyadaki birçok ülkenin ve bu arada bizim de kabul ettiğimiz miladi senenin dini anlayış ile bir ilgisi de bulunmamaktadır. İsteyen bu geceyi kutlar, isteyen hicri yılı kutlar. İsteyen her ikisini kutlar. İsteyen de hiçbirini kutlamaz. Herkes kendisinden mesuldür. Hiç kimsenin başkasının bu davranışlarına karışma hakkı yoktur.
1987'nin yılbaşı mesajı
  • Beni Atatürk'le kıyas etmeye kalkışıyorlar. Ama hiçbir zaman ben Atatürk olmak niyetinde değilim. Olamam da zaten. O büyük bir adamdı. Dünya çapında bir liderdi. Biz onun koyduğu prensipler üzerinde yürüyoruz. Onun koyduğu ilkeleri muhafaza etmeye çalışıyoruz. Biz; onun ilkelerinin muhafızıyız, bekçisiyiz. Binaenaleyh beni Atatürk'le mukayese edince üzülüyorum. Bunun, halkın bana karşı olan sevgisinden geldiğine inanıyorum. Ama benzetmemelerini arzu ederim.
Federal Almanya'nın ARD Televizyonu muhabirinin, "Son zamanlarda sık sık Kemal Atatürk'le karşılaştırılıyorsunuz. Bu konuda ne gibi duygularınız var?" sorusuna verdiği cevap, 30 Nisan 1981
  • Beni davet ettiğiniz hâlde toplantılarınıza katılamadım tabii. Ama her zaman kalbimde yaşattım. En büyük yaptığım işlerden, hayırlı da yaptığım işlerden birisi de budur. İyi ki yapmışız. Mehmetçik Vakfını çok başarılı buluyorum. En başarılı vakıfların başında gelir. Benim izlenimim bu. Kurban bağışlarımı da hep Mehmetçik Vakfına yaptım. Vatandaşın askere karşı, Mehmetçik’e karşı olan sevgisini hepimiz biliyoruz. İçinde yaşadık bunun. Türk milleti askerini sever, hele Mehmetçik’i çok fazla sever.
Kurduğu Mehmetçik Vakfının kendisiyle yaptığı söyleşiden, 2011
  • Benim tutumuma basın da yardımcı olmalı. Din istismarı büyük tehlikeler getirir. Komünizme ne kadar karşı isem yobazlığa da o kadar karşıyım. Hatta yobazlığı daha da tehlikeli bulurum.
5 Ağustos 1985 günü basın mensuplarıyla yaptığı toplantıdan
  • Biliyorsunuz: Yalancı devrimciler, "Tek yol devrim!" diye ortaya atıldılar; duvarlara, şuraya buraya yazdılar. Evet, devrim vardır ama bu tek yol Atatürk devrimidir! Onun yoludur. Atatürk'ün koyduğu ilkeler komünizme de faşizme de kapalıdır.
17 Ocak 1981 günü Gaziantep'te yaptığı konuşma
  • Birçok hayırsever vatandaşımız okul yapıyor. Birçok hayırsever vatandaşımız hastane yapıyor, yurt yapıyor ama Türkiye sathında görüyoruz ki bazı dernekler "Hayır yapıyorum." kisvesi altında gençlerimizin beyinlerini yıkama çabası içerisindedirler. Çocuklarınızı belki çok geniş imkânlar sağlayan yurtlara verebilirsiniz. Buna kanarak, "Çocuğum orada bedava okuyacaktır, yemesi içmesi o yurda aittir." diyerek çocuğunuzu oraya verebilirsiniz. Ancak o yurdun neler aşıladığını, neler yaptığını bilmezseniz çocuğunuza kötülük yapmış olursunuz. Ben derim ki eğer okullar Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ise, memlekette bir Tevhid-i Tedrisat Kanunu varsa burada okuyan çocuklarımızın kalacağı yurtların da idaresi yine Millî Eğitim Bakanlığına ait olmalıdır.
30 Kasım 1986 günü Denizli'de bir ilkokulun açılış töreninde yaptığı konuşma
  • Birçok vatandaşımda bir korku ve tereddüt var. Bize soruyorlar: "Ya siz gittikten sonra yine aynı noktaya gelirsek ne yaparız?" diye. Hiç korkmayınız! Bu topraklar sahipsiz değildir. En büyük sahibi ve hakiki sahibi sizlersiniz. Yurdumuzu tekrar aynı noktaya getirenleri kulaklarından tutup temizleyeceksiniz.
17 Nisan 1982 günü Balıkesir'de yaptığı konuşma
  • Biz bir Kuzey memleketi değiliz. İsveç-Norveç değiliz. Efendim kolay değil. Yani onlar kaç senede geçtiler bu demokrasiye? Bizim 50'den sonradır demokrasiye geçişimiz. Halkımızın kültür seviyesi o mertebelere erişmiş midir? Açık konuşalım. Bugün seçime giden bazı kişiler, "Kime oy vereceksin?" dediğin zaman, "Beş parmak olan bir şey var. Oraya vereceğim." diyor. Yani Halk Partisi. Hâlâ öyle diyenler var.[3]
  • Bizde demokrasi, particilik yanlış anlaşıldı. Vatandaşlar; kahvelerini, camilerini, yollarını ayırdılar. Ankara'da, İstanbul'da; üniversitelerdeki, liselerdeki talebeler kol kola sokakta gezemez, okula gidemez oldular. Sağda olanlar bir grup, solda olanlar da bir grup hâlinde; jandarmanın, polisin himayesi altında okullarına gidip gelmeye başladılar. Buna biz daha ne kadar zaman tahammül edebilirdik? Öyle bir noktaya geldik ki artık o zavallı beyinleri yıkanmış, bu topraklar üzerinde büyümüş çocuklarımız birbirlerine o kadar düşman oldular ki neredeyse birbirlerinin kanını içer duruma geldiler. Buna daha fazla göz yumamazdık.
2 Ekim 1980 günü Ağrı'da yaptığı konuşma

C[değiştir]

  • Cumhuriyet tehlikeye düştüğü anda; Atatürk'ün bize emanet ettiği topraklar, bu tertemiz topraklar tehlikeye düştüğü anda biz duramazdık. Ya çekip gidecektik veyahut bu harekâtı yapacaktık. Biraz önce de değindiğim gibi çok bekledik. "Bunlar kendi kendilerine yapsınlar, bir araya gelsinler, şu memleketi şu düştüğü badireden kurtarsınlar." diye çok bekledik. Ama olmadı.
2 Ekim 1980 günü Van'da yaptığı konuşma
  • Cumhuriyetin ilanından bir sene sonra da okula başlamış birisiyim. Bütün tahsilim süresince hep Atatürkçülüğü gördüm, Atatürk'le beraber yaşadım ve o hayattan ayrıldığı sene de ben subay çıktım. Vefat ettiği zaman teğmendim ve üç gün radyo başında hüngür hüngür ağladım. Onun sevgisi o kadar içimize işlemişti. Atatürkçülük de içimize işledi, ruhumuza işledi. Ondan birçok şey öğrendik, hâlâ da ondan istifade ediyoruz. Onun koyduğu ilkeler bizim rehberimiz olmuştur
22 Haziran 1988 günü Alman WDR Televizyonu muhabirine verdiği mülakattan

Ç[değiştir]

  • Çocuklarını, küçücük çocuklarını devletin okullarına göndermeyip gizli yerlerde hainane emellerini gerçekleştirmek için Kur'an kursu açan cahil kişilere teslim eden ana ve babalara sesleniyorum: Bunu yapmaya hakkınız yoktur. O çocuk ileride sizin yaşınıza geldiğinde size belki de lanet edecektir. Bu vebal altında kalmamanız için çocuğunuzu devletin okullarında okutunuz. Kız-erkek ayrımı yapmadan okutunuz.
23 Temmuz 1981 günü Erzurum'da yaptığı konuşma

D[değiştir]

  • Dün gece Şemdinli civarında yine böyle bir olay oldu. Aranan anarşistlerden bazıları gece vakti vazifeden dönen bir askerî araca ateş ediyorlar ve bir subayımızla bir erimizi şehit ediyorlar. Şimdi ben bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim! Ömür boyu ona bakacağım! Bu vatan için kanını akıtan bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim! Buna siz razı olur musunuz?
3 Ekim 1984 günü Muş'ta yaptığı konuşma ("Asmayalım da besleyelim mi?" diye servis edilip 13 Aralık 1980'de idam edilen Erdal Eren için söylendiği iddia edilen sözün aslı ve tarihi budur.)

F[değiştir]

  • Fakat şeriat devleti kurmayı hedef alan her türlü gericilik, zaman zaman dini bir sömürü aracı olarak laiklik kavramının karşısına çıkarılmış ve hâlâ daha çıkarılmaya devam edilmektedir. Laikliğin bulunmadığı bir ortamda çağdaşlaşma hedefi ancak bir düş olarak kalır. Milletimizi tekrar geri götürme ve böylece kendilerine çıkar sağlama heves ve özlemi içinde olanlar, her zaman olduğu gibi karşılarında cumhuriyet kanunlarını ve bu milletin Atatürkçü güçlerini bulacaklardır.
1987'nin yılbaşı mesajı
  • Fethullah Hoca isimli bir adam türedi. Bana, Atatürk'e ve tüm ilericilere küfrediyor. Yakalandı, mahkemeye verildi. Fakat mahkeme kendisini serbest bıraktı. Ayrıca ortalıkta Mahmut Hoca diye bir şahıs daha görülmeye başladı. Mahkeme onu da serbest bıraktı. Bu gelişmeler, bu gibi mürtecileri cesaretlendiriyor.
25 Temmuz 1986 günü yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında hükûmete irtica uyarısı, 25 Temmuz 1986

H[değiştir]

  • Halk oylamasından önce yeni anayasa taslağını önüme getirdiklerinde, Türkiye cumhurbaşkanlarının iki dönem görevde kalmalarına imkân veren bir hüküm vardı. Sadece "bir dönem" olmalı diye taslağa madde koydurttum. Görevini tamamlayan cumhurbaşkanlarının TBMM'nin tabii üyesi olmasını öngören bir madde de vardı. Bunu da çıkarttım.
26 Mart 1986 günü Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marcelino Oreja ile yaptığı görüşmeden
  • Halkın çeşitli kademelerinden çok kimse bize iktidardan gitmememiz hususunda da telkinlerde bulundular. Biz bu telkinlere itibar etmiyoruz, zira biz parlamenter demokrasiye inanmış insanlarız. Daha önce de bahsi geçtiği üzere, en kötü demokrasi en iyi diktatörlükten daha iyidir. Halkın bu kabil telkinlerini tabii karşılamak gerekiyor. Çünkü Türk halkı eskiden çok sıkıntı çekmiş ve önceki liderlerden nefret etmişti. Bu, rahata kavuşmuş insanların psikolojisidir. Biz 12 Eylül'den önce siyasetçilere çok söyledik, milleti parlamenter sistemden soğutmamalarını ısrarla istedik. Bakın şimdi halk geliyor ve iktidardan gitmememizi istiyor.
13 Nisan 1981 günü Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Hans de Koster ile yaptığı görüşmeden
  • Hiç sabırsızlık göstermeyin! Siyaset yapmanın ölçüsü var mıdır yok mudur, yakında öğreneceklerdir. Samimi bir şekilde memleket meseleleri ile uğraşmak nedir? İdeolojik mücadele, bölücülük, anarşistlik nedir? Bunlar arasındaki fark nedir? Bunları da öğreneceklerdir![4]
4 Kasım 1982 günü İstanbul'da yaptığı konuşma

İ[değiştir]

  • İlk idam kararı geldi önümüze. Ve dedik ki: Sağcı solcu yok. Mümkünse bir sağcı bir solcu, iki sağcı iki solcu. Neyse, kaç tane çıkmışsa ikisini beraber yapalım. Sonra demesinler ki bize: "Bu gelen yönetim efendim sağı tutuyor, solu tutuyor." gibi... Töhmet altında kalmayalım. Üzülüyoruz tabii. Bir insanı idam etmek kolay değil. Fakat o idam ettiğimiz kişi, belki 15-20 kişinin hayatına son vermiş. Öyle kimseler geliyor önümüze. Onun için kılımız kıpırdamadan bunu yapıyorduk.
1998 yılında yayımlanan 12 Eylül belgeselinden
  • İlkokullardan üniversitelere kadar Atatürkçülük, diğer bir deyimle Kemalist öğretim yapılacağına ve böyle bir fikir üretileceğine tam aksine sağ, sol ve irticai fikirler üretilmiştir. Bunları üretenler maalesef devlet kasasından maaş alan bir kısım öğretmen ve profesörler olmuş, bu hâl öyle bir durum yaratmıştır ki önce bu öğretmenler, profesörler bölünmüş, daha sonra en sevgili varlıklarımız, tertemiz çocuklarımız karşıt fikirlere ayrılmıştır. Birçok Atatürkçü ve vatansever öğretmen ve profesörlerimizin sesleri duyulmaz olmuştur. Birçok öğretmen bir yıl önce bize gelip, "Efendim biz okulda 'Atatürkçüyüz.' demeye korkuyoruz, azınlıkta kaldık." demişlerdir.
16 Eylül 1980 günü Ankara'da düzenlediği basın toplantısından

K[değiştir]

  • Kendi çıkarlarını ülke bütünlüğünün üstünde görenler, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi sapık ideolojilerinin vaatleriyle aldatarak onları Türk istiklalinin sembolü İstiklal Marşı'mıza dahi saygısızlıkta bulunabilecek kadar Türklüğünden uzaklaştırabilmektedirler. Ama sizleri temin ederim ki o kendini ve milleti idrakten aciz vatan hainleri, her zaman olduğu gibi karşılarında yine bizleri, Türk Silahlı Kuvvetlerini bulacaklar ve bunların hesabını millet önünde vereceklerdir. Onların ilim ve irfan yuvası okullarımızdan temizlendiğini ve bu okulların kalbi Atatürk sevgisi, vatan ve millet aşkı ile yanıp tutuşan, birbirleriyle uygarca fikir münakaşası yapabilen, eli silahsız, kültürlü gençlerle dolu olduğunu görmek bizim de en büyük arzumuzdur.
Bazı milletvekillerinin de bulunduğu ODTÜ'nün açılış töreninde enternasyonal marşının söylenmesine tepkisi, Silahlı Kuvvetler Günü mesajı, 26 Ağustos 1979
  • Kubilay Olayı bende ve sınıftaki arkadaşlarım üzerinde büyük etki yarattı. Zira genç bir subayın öyle hunharca şehit edilmesi elbette ki bizi etkileyecekti. Bunun etkisi altında uzun süre kaldım. Bir aralık bu katliamı yapanların yakalandığını ve istasyonda tren beklediğini söylediler. 5-6 arkadaşla beraber hemen istasyona gittik. Onu şehit eden, Kubilay'ı şehit eden hainleri orada gördüm. Bende o kadar derin bir iz bırakmış ki bu, o sırada kara kalemle resme başlamıştım. İlk resmimi Kubilay'ın resmi olarak yaptım. Hatırlarım ve güzel de resimdi. Keşke saklasaydım da yanımda hatıra olarak kalsaydı. [5]

M[değiştir]

  • Memleketimiz için komünizm ne kadar tehlikeli ise faşizm ve dine dayalı veya onlara taviz veren rejimler de o kadar zararlıdır. Hatta ben daha da zararlı görürüm. Anayasanın başlangıç bölümünü iyi okuyunuz. Bizi birbirimize birleştirecek olan Atatürkçülüktür. 12 Eylül'de ona sahip çıktığımız içindir ki milletimizin büyük desteğine mazhar olduk. Bundan taviz veremeyiz. Ben karşı çıkarım.
4 Ocak 1984 günü Bakanlar Kurulu toplantısında yaptığı konuşma
  • Müracaatlar gelmeye başladı sağdan soldan: "Efendim, Fethullah Gülen Hoca sizinle konuşmak istiyor..." "Hayırdır?" dedim: "Ben ne konuşayım onunla?" Kabul etmedim. Tekrar geldiler, tekrar istediler. Hatta bir de bana saat getirmişler, "Almam bunu." dedim. Rüşvet!
2006 yılında üniversite öğrencilerine konuk olduğu Genç Bakış programından

O[değiştir]

  • 12 Eylül'den evvel bu meydan; çok mitinglere, toplantılara sahne oldu. Bugünkü gibi her taraf Türk bayraklarıyla donatılacağına kızıl bayraklarla donatıldı! Yalnız bizim değil, Türk milletinin değil, bütün dünyanın hayran kaldığı; yalnız Türk milletine değil, mazlum ve esir milletlere de kurtuluş meşalesi olan eşsiz Atatürk'ün resim ve portreleri yerine başka ülkelerin liderlerinin resimleri ellerde taşındı, duvarlara asıldı! Bu meydanda![6]
4 Kasım 1982 günü İstanbul'da yaptığı konuşma
  • 12 Eylül'den evvel moda olan Marks'ı, Lenin'i, Mao'yu okuyanlara sesleniyorum. Onlara sesleniyorum ve diyorum ki: Evvela kendi büyüklerinizi; yoksul ülkelere, tutsak ülkelere dahi lider olmuş Atatürk'ü okuyunuz! Onu öğreniniz, ondan sonra diğerlerini okuyunuz.
4 Eylül 1981 günü Sivas'ta yaptığı konuşma
  • 12 Eylül'den sonra bazıları geldi: "Efendim, 12 Eylül'ün seneidevriyesi olacak mı? Ona göre tedbir alalım." dediler. "Ne münasebet!" diye cevap verdim. Böyle bir şey yok. Biz kendimizi her gün hatırlatmak için değil, millete hizmet için bu işe atıldık.
28 Mart 1981 günü Manisa'da yaptığı konuşma

P[değiştir]

  • Politika; orduya, camiye ve okula girmemeli. Şimdiki politikacılara sorarsanız: "Efendim okulda politika olmalıdır." Ben okul bitinceye kadar ilim, irfan sahibi olmalarını, bunları öğrenmelerini beklerim.
1998 yılında yayımlanan 12 Eylül belgeselinden

S[değiştir]

  • Sevgili Vatandaşlarım; Milliyetçilik, vatana, ulusa ve devlete sahip çıkma hiç kimsenin inhisarına verilmemiştir ve verilemez. Hiçbir gayriresmî örgüt, devlet güvenlik güçlerinin yetkilerini kullanamaz. "Ben sahip çıkıyorum." gerekçesiyle çeteler kurulması veya "Bu düzen değişmelidir." diyerek diğer bir çete grubunun kurulması asla hoş görülemez ve yasal takibattan da kurtulamazlar.
4 Eylül 1981 günü Sivas'ta yaptığı konuşma
  • Sizler için engin şefkat ve sevgiyle dolu kalbimin dayanma gücünü de aşan, bana layık gördüğünüz bu eşsiz sevgi gösterilerini minnet ve şükran duygularımla her zaman içimde yaşatacağım. Bunlar hatıralarımın en güzeli ve en büyüğü olarak hayatımı süsleyecektir.[7]
Cumhurbaşkanlığı süresinin bitiminde yaptığı veda konuşmasından
  • Sonra teselli bulduğum bir taraf daha var. Bu memleketi kurtarmış, bizi bu hâle getirmiş, her şeyimizi ona borçlu olduğumuz Atatürk'e bile dil uzatanlar, ona çeşitli iftiralarda bulunanlar varken bir Kenan Evren'e iftirada bulunacaklar çıkmaz mı? Elbette çıkar. Onun için kendi kendime teselli buluyorum, "Bana da elbette söyleyecekler olur." diyorum.
1 Kasım 1988 günü Düzce'de yaptığı konuşma
  • Soruyorum sizlere: Sağ ve sol, birbirlerini ve hatta suçsuz vatandaşları öldürmediler mi? Bankayı, ticarethaneyi, evleri soymadılar mı? Şehirlerimizde kurtarılmış bölgeler ihdas etmediler mi? Vatandaşları "Alevidir, Sünnidir." diye ikiye bölmediler mi?
4 Eylül 1981 günü Sivas'ta yaptığı konuşma

Ş[değiştir]

  • Şuna inanınız ki bu memlekete, bu vatana komünizmi de faşizmi de sokturmayacağız! Bölücülerin ve dinimizi istismar edenlerin yapmak istediklerine müsaade etmeyeceğiz! Atatürk'ün ilkelerini tekrar yerine oturtacağız!
15 Ocak 1981 günü Konya'da yaptığı konuşma
  • Şunu unutmayınız ki dünyamızda yabancı dil bilmeyen kişilerin hayatta muvaffak olmaları bundan sonra mümkün değildir. Hayatınızı kazanırsınız, herkes kazanıyor. Lisan bilen muhakkak ki ötekisinin önüne geçecektir. Onun için askerî liselerde kolej sistemi kabul edildi. Ve Harbiye'de de haftada 3 saat lisan dersine devam ettiriliyor. Ancak burada aldığınız lisan bilgisi buna kifayet etmez. Duraksamadan devam ettirmeniz gerekir.
22 Nisan 1988 günü Kara Harp Okulu öğrencilerine yaptığı konuşmadan

T[değiştir]

  • Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının sahip olduğu ideoloji ATATÜRKçülüktür. ATATÜRK ilkelerinde birleşme ve bütünleşme sağlanmıştır. İlimin en hakiki mürşit olduğuna inanan Türk Silahlı Kuvvetleri, askerî ve sivil vazifelerine ilişkin sorunları çözmede modern teknikleri en geniş biçimde kullanmaktadır ve kullanmaya devam edecektir.
10 Ekim 1980 günü orduya yayımladığı "Türk Silahlı Kuvvetlerinin Dikkate Alacağı ve Uyacağı Hususlar" başlıklı emrinden
  • Türkiye'nin geleceği için çocuklarınızı okutunuz, hurafelerle mücadele ediniz. Çocuklarınızın kafalarını hurafelerle değil, müspet ilimle doldurunuz. Vatandaşlarımdan en büyük isteğim budur.
13 Ağustos 1983 günü Kastamonu'da yaptığı konuşma
  • Türkiye Cumhuriyeti'ne yön veren temel ilkelerden biri laikliktir. İrtica ve komünizmin aynı derecede tehlikeli olduğunu söylediğim doğrudur. Zira gerek irticanın gerek komünizmin amacı; temel insan hak ve hürriyetlerine saygı esasına dayalı, laik ve demokratik parlamenter sistemi ortadan kaldırmaktır. Bunlar söz konusu amaca öylesine bağlıdırlar ki yakın geçmişte aralarında ittifaklar oluşturabildiklerini dahi görmüşüzdür.
Federal Almanya'da yayımlanan Die Welt gazetesi muhabirinin, "Bir emirle İslamcıların kabineye girmesini engellediniz. Bunu niçin yaptınız? Size irticanın komünizm kadar tehlikeli olduğu beyanı atfedilmektedir?" sorusuna verdiği cevap, 11 Ekim 1988
  • Türkiye Cumhuriyeti'nin şu 59'uncu yıl dönümünde Aziz Atatürk'ün ruhu muhakkak ki bizlerle beraberdir, müsterihtir ve mesuttur. Çünkü onun en büyük, en kutsal eseri olan Türkiye Cumhuriyeti bir kere daha kurtarılmıştır.
29 Ekim 1982 günü Ankara'da yaptığı konuşma

V[değiştir]

  • Vatandaş, "Memleket elden gidiyor. Devlet nerede?" diye feryat ederken onlar birbirlerine karşı günlük siyasi oyunlarını, bir de büyük bir marifetmiş gibi, televizyon ekranlarında milletimizin karşısına fütursuzca çıkarak sürdürüp durmuşlardır. Hele iktidar olabilmek için parlamento aritmetiği üzerindeki oyunları, partilerin birbirinden milletvekili kaydırmalarını parlamento tarihimizin en yüz kızartıcı olayları olarak hatırlamamak mümkün müdür!
29 Ekim 1982 günü Ankara'da yaptığı konuşma

Y[değiştir]

  • Yakalananları televizyondan izliyorsunuz, çoğu daha hayatının baharında gencecik çocuklarımız. 16 ile 25 yaş arasındakiler ekseriyette. Ya liseden terk ya üniversitede okuyamamış veya hiç okula gitmemiş kişiler. Bunlar ihtilal yapacak, mevcut rejimi devirecek ve idareye el koyup devleti idare edecekler. Bunlara acımamak mümkün değil.
28 Mart 1981 günü Manisa'da yaptığı konuşma

Kaynakça[değiştir]

  1. Kenan Evren'in Anıları 1 https://www.academia.edu/43659860/Kenan_Evren_Kenan_Evrenin_An%C4%B1lar%C4%B1_Cilt_1
  2. Kenan Evren'in Anıları 2 https://www.academia.edu/43660139/Kenan_Evren_Kenan_Evrenin_An%C4%B1lar%C4%B1_Cilt_2
  3. Çapraz Ateş: Kenan Evren - Bülent Ecevit https://www.youtube.com/watch?v=tu6vvyz_C54
  4. Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren'in İstanbul Konuşması https://www.youtube.com/watch?v=MU04WcsUhlE
  5. Cumhurbaşkanlarımız belgeseli: Kenan Evren https://www.tccb.gov.tr/cumhurbaskanlarimiz/kenan_evren/
  6. Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren'in İstanbul Konuşması https://www.youtube.com/watch?v=MU04WcsUhlE
  7. Kenan Evren'in Veda Konuşması https://www.youtube.com/watch?v=dRmyp4z7PeU