Said Nursî

Vikisöz sitesinden
Jump to navigation Jump to search

Said Nursî (d. 1878 - ö. 1960); Sünni din âlimi, düşünür ve tefsir yazarı. Risale-i Nur kitaplarının yazarı ve Nur Cemaati'nin kurucu lideridir.

Sözler[değiştir]

  • Âlem-i şehadet, avalim-ül guyub üstünde tenteneli bir perdedir.[1]
  • Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.[2]
  • Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, zındı­kaya ve dalâlete teslim-i silah edip, vatan ve millet ve İslâmiyete hıyanet etmem. Hakikat-ı Kur’ân’a feda olan bu başımı zâlimlere eğmem![3]
  • Bir noktayı tam yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira şu kitab-ı kebir-i kâinatın herbir harfinin, bahusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü vardır.[1]
  • Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz.[4]
  • Cesed-i insan; havaya, suya, gıdaya muhtaç olduğu gibi, ruh-ı insan da namaza muhtaçtır.
  • Dünyadaki her lezzetli şeyin en a'lası cennette bulunur.[5]
  • Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir.[6]
  • Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbab ın, kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister.[7]
  • Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek, doğru değil.[8]
  • Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.[9]
  • İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir; göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.[10]
  • Madem Allah var, elbette ahiret vardır.[11]
  • Merak, ilmin hocasıdır. İhtiyaç, medeniyetin üstadıdır. Sıkıntı, sefahetin muallimidir.[12]
  • Nev'-i beşere gelen en büyük bir musibet Harb-i Umumî hengâmında, çok tehlikelere maruz kaldım. Hazret-i Gavs'ın gösterdiği arabî tarihte veya az evvel, hârika bir surette kurtuldum. Hattâ bir defa, bir dakikada üç gülle öldürecek yere mukabil bana isabet ettiği halde tesir etmediler.[13]
  • Orucun ekmeli ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır.[14]
  • Ölüm o kadar kat’î ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Bu hapishane nasıl ki mütemadiyen çıkanlar ve girenler için muvakkat bir misafirhanedir; öyle de, bu zemin yüzü dahi acele hareket eden kàfilelerin yollarında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Herbir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan ziyade bir istediği var.[15]
  • Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.[14]
  • Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mânevîye mazhar olur.[16]
  • Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, nur-ı Muhammedî (a.s.m.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir.[17]
  • Tabiat bir sanat-ı İlahiye'dir sani' olmaz.[18]
  • Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san'at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz.[19]
    Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz, bir harf kâtipsiz olamaz; biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?[20]
  • Elbette nev-i beşer âhir vakitte ulûm ve fünûna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir.[21]
    Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş'i dahi o halketmiştir.[22]
  • Adem-i kabul, kabul-ü ademle iltibas olunur. Adem-i kabul; adem-i delil-i sübut, onun delilidir. Kabul-ü adem, delil-i adem ister. Biri şek, biri inkârdır.[23]
  • Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dava-yı halk ve iddia-yı icad edemez. Zira her şey, her şeyle bağlıdır.[22]
  • Azametli bahtsız bir kıt'anın, şanlı tali'siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.[22]
  • Bîçare hakikatlar, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur.[24]
  • Bir lokma kırk paraya, diğer bir lokma on kuruşa. Ağıza girmeden ve boğazdan geçtikten sonra birdirler. Yalnız, birkaç saniye ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan kuvve-i zaikayı taltif ve memnun etmek için birden ona gitmek, israfın en sefihidir.[25]
  • Bütün ihtilalat ve fesadın asıl madeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve menba'ı tek iki kelimedir: Birinci Kelime: "Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne!" Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki, o da vücub-ı zekattır. İkinci Kelime: "İstirahatim için zahmet çek; sen çalış, ben yiyeyim." İkinci kelimenin devası, hurmet-i ribadır. Adalet-i Kur'aniye âlem kapısında durup, ribaya "Yasaktır, girmeye hakkın yoktur" der. Beşer bu emri dinlemedi, büyük bir sille yedi. Daha müdhişini yemeden, dinlemeli.[25]
  • Bizler muhabbet fedaileriyiz, husûmete vaktimiz yoktur.[26]
  • Bugün mahlûkatın bayramıdır.[27][28](Nevruz)
  • Bugün, bu Nevruz bayramından, bu köpeğin bile bir hissesi vardır. Bahar mahlûkatın bayramıdır. Biz de onların bayramına iştirak edelim.[27][28]
  • Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza'a iltica etmemek gerektir.[25]
  • Deli adama "iyisin, iyisin" denilse iyileşmesi, iyi adama "fenasın, fenasın" denilse fenalaşması nâdir değildir.[29]
  • Doğuyu ayağa kaldıracak din ve kalbdir. Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değil.
  • Eğer Namaz kılmazsan, senin o günkü alemin zulümatlı ve perişan bir halde gider.[30]
  • Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.[31]
  • En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.[24]
  • Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, islamın sadası olacaktır![32]
  • Evet, izzet ve azamet isterler ki, esbab, perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve ehadiyet isterler ki, esbab ellerini
    Nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız iman hakikatleriyle bütün hayatları bağlıdır[33]...Risale-i Nur'un esas mesleği olan şefkat, hak ve hakikat ve vicdan, bizleri şiddetle siyasetten ve idareye ilişmekten men etmiş.[34]
    çeksinler, tesir-i hakikiden.
  • Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelan-ı nümuv der: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim." Doğru söyler. Yumurtada bir meyelan-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım." Biiznillah olur. Doğru söyler. Bir avuç su, meyelan-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım." Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelanlar, iradeden gelen evamir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir.[1]
  • Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.[8]
  • Haksızlığı hak zanneden adamlara karşı hak dâva etmek, Hakka bir nevi haksızlıktır.[35]
  • Haşirde bütün zevi'l-ervahın ihyası; mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sineğin baharda ihya ve inşasından kudrete daha ağır olamaz. Zira kudret-i ezeliye zâtiyedir; tegayyür edemez, acz tahallül edemez, avaik tedahül edemez. Onda meratib olamaz, her şey ona nispeten birdir.[22]
  • Hayat, cilve-i tevhiddendir, müntehası da vahdet kesbediyor.[36]
  • Hayat, kesrette bir çeşit tecelli-i vahdettir. Onun için ittihada sevkeder. Hayat, bir şeyi her şeye mâlik eder.[37]
  • Hem nev-i beşer, hususan medeniyet fenlerinin ikazatıyla uyanmış, intibaha gelmiş, insaniyetin mahiyetini anlamış. Elbette ve elbette dinsiz, başıboş yaşamazlar. Ve olamazlar. En dinsizi de dine iltica etmeye mecburdur. Çünkü, acz-i beşerî ile beraber hadsiz musibetler ve onu inciten hâricî ve dahilî düşmanlara karşı istinad noktası; ve fakrıyla beraber hadsiz ihtiyâcâta müptelâ ve ebede kadar uzanmış arzularına medet ve yardım edecek istimdad noktası, yalnız ve yalnız Sâni-i Âlemi tanımak ve iman etmek ve âhirete inanmak ve tasdik etmekten başka, uyanmış beşerin çaresi yok.[38]
  • Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.[8]
  • Hıristiyanlığın malı olmayan mehasin-i medeniyeti ona mal etmek ve İslâmiyetin düşmanı olan tedenniyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir.[8]
  • İmanî mes'elelerde şübhe, bir delili, hattâ yüz delili atsa da; medlûle îras-ı zarar edemez. Çünkü binler delil var.[23]
  • İnsan, nur-ı iman ile âlâ-yı illiyyîne çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer, Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.[39]
  • İnsanlar hür oldular, ama yine abdullahtırlar.[40]
  • İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye'stir.[8]
  • İslâmiyet'te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.[41]
  • İsraf sefahatin, sefahat ise sefaletin kapısıdır.[42]
  • Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz. Âlem-i şehadetteki insanlara inşikak-ı Kamer, bir mu'cize-i Ahmediye (A.S.M.) olduğu gibi, mi'rac dahi âlem-i melekûttaki melaike ve ruhaniyata karşı bir mu'cize-i kübra-yı Ahmediyedir ki; nübüvvetinin velayeti bu keramet-i bahire ile isbat edilmiştir ve o parlak zât, berk ve Kamer gibi melekûtta şu'le-feşan olmuştur.[1]
  • Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır. gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır.[43]
  • Kur'an-ı Hakîm ehl-i şuura imamdır, cin ve inse mürşiddir, ehl-i kemale rehberdir, ehl-i hakikata muallimdir.[44]
  • Maddiyyunluk manevî taundur ki, beşere şu müdhiş sıtmayı tutturdu, gazab-ı İlahîye çarptırdı. Telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü' ettikçe, o taun da tevessü' eder.[24]
  • Madem Dünya bâki değil ve musibetlerinde bir nevi hayır vardır; senin bedeline "Yahu bu da geçer" kalbime geldi.[45]
  • Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'andır.[22]
  • Milliyetimiz bir vücuttur. Ruhu İslamiyet aklı Kur'an ve İmandır.[46]
  • Namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.[47]
  • Nasraniyet, ya intifa veya ıstıfa edip İslâmiyet'e karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, tevhide yaklaştı. Tekrar yırtılmağa hazırlanıyor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyetin esasını câmi' olan hakaik-i İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır. İşte bu sırr-ı azîme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki: "Hazret-i İsa nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir."[37]
  • Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.[22]
  • Ribanın kap ve kapıları olan bankaların nef'i; beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zalimlerine ve bunların en sefihlerinedir. Âlem-i İslâma zarar-ı mutlaktır; mutlak beşerin refahı nazara alınmaz. Zira gâvur harbî ve mütecaviz ise, hürmetsiz ve ismetsizdir.[48]
  • Ruh, bir kanun-ı zîvücud-ı haricîdir, bir namus-ı zîşuurdur. Sabit ve daim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmiş, kudret ona vücud-ı hissî giydirmiştir. Bir seyyale-i latifeyi o cevhere sadef etmiştir. Mevcud ruh, makul kanunun kardeşidir. İkisi hem daimî, hem âlem-i emirden gelmişlerdir. Şayet nevilerdeki kanunlara kudret-i ezeliye bir vücud-ı haricî giydirseydi, ruh olurdu. Eğer ruh, vücudu çıkarsa, şuuru başından indirse, yine lâyemut bir kanun olurdu.[37]
  • Sıkıntı, sefahetin muallimidir. Ye's, dalalet-i fikrin; zulmet-i kalb, ruh sıkıntısının menba'ıdır.[8]
  • Tabiat, misalî bir matbaadır, tâbi değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fâil değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nâzım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil.[1]
  • Tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir; terettüb-ü neticede, tevekküldür.[49]
  • Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.[50]
  • Zaman ihtiyarlandıkça, Kur'an gençleşiyor; rumuzu tavazzuh ediyor. Nur, nâr göründüğü gibi; bazan şiddet-i belâgat dahi, mübalağa görünür.[51]
Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.
Merak, ilmin hocasıdır. İhtiyaç, medeniyetin üstadıdır. Sıkıntı, sefahetin muallimidir.
Evet nasıl ki eski zamanda İslamiyetin terakkisi, düşmanın taassubunu parçalamak ve inadını kırmak ve tecavüzatını def etmek; silâh ile, kılınç ile olmuş. İstikbâlde silâh, kılınç yerine; hakiki medeniyet ve maddî terakki ve hak ve hakkaniyetin manevi kılınçları, düşmanları mağlup edip dağıtacak.[52]
  • Zaman gösterdi ki; cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.[25]
Bâki bir hakikat fâni şahsiyetler üstüne bina edilmez.[53]
  • Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O belâ ve musibete düşersen اِنَّ لِلّٰهِ وَ اِنَّ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de, o belâdan kurtul.[54]

Bazı kimseler hakkında söyledikleri[değiştir]

  • Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zira, o vilâyat-ı şarkiyeyi ikaz etti. Onlar da ona bîat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamanki şarklılardır.[55]
  • Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan halife-i Peygamberî[56] (1907 yılında İstanbul'a geldiğinde bir nutkunda II. Abdülhamid için sarf ettiği söz)
  • Dine ve terbiye-i Muhammediyeye zehir diyen Saraçoğlu...[57]
  • Kur'an'a zararlı öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa Kemal'in o adam olduğunu zaman gösterdi.[58]
  • Ben çok hasta olduğum ve siyasetle alakasız bulunduğum halde, Adnan Menderes gibi bir İslam kahramanı ile bir sohbet etmek isterdim.[59][60]
  • Eğer Şarkta Hulusi Bey ve Mehmed Kayalar olmasaydı, ben Şarka gitmeye mecbur olurdum.[61]
  • Kardeşim Mehmed! Nur’un (manevi) Kuvveti Şarktadır, Nur’un Kuvveti Diyarbakır’dadır, Nurun Kuvveti Sendedir![62]

Hakkında söylenenler[değiştir]

  • 1940'larda Afyonkarahisar'a bir mahkum getirdiler. Soğuktan dondurarak öldürmek istediler, zehirleyerek öldürmek istediler. Peki kimdi bu insan? İşi kitap yazmak, talebe yetiştirmek olan Said Nursi'ye burada eziyet yaptılar. Esir düştüğü halde kaçmış, vatanına toprağına dönmüştü. Buradan da kaçabilirdi. Kaçmadı. "Zalimler için yaşasın cehennem" dedi. Kendi ülkesini, hapiste yatmak pahasına tercih etti.[63] - Recep Tayyip Erdoğan
  • Viktor Hügolar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler.[64] - Mehmet Akif Ersoy
  • Said Nursi’nin bazı çok orijinal düşünceleri var ve bu konuda Nakşibendîlikten bir hayli ayrılmıştır. Mesela Nakşibendîler, Avrupa’da gelişmekte olan felsefî tartışmalara çok önem vermiş kimseler değil ama Said Nursi bu felsefî tartışmaların önemli olduğunu, İslam’la ilişkisinin araştırılması gerektiğini incelemiş olan bir adam. Ayrıca üç yüz bin kişiyi kendine çekebilmesi için o kişinin iki kulaklı olması lazım.[65] - Şerif Mardin
  • Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bir asır önce gelmiş olsaydı, Osmanlı İmparatorluğunun mukadderatı değişmiş olurdu.[66] - Said Şamil Efendi
  • Kendisinin ilmî, ahlâkî, edebî, birçok fazilet ve meziyetleri arasında beni en çok meftun eden şey; onun o, dağlardan daha sağlam, denizlerden daha derin, semalardan daha yüksek ve geniş olan imanıdır.[67] - Ali Ulvi Kurucu
  • Kemalizm zehirli gazı, dinsizlik zehirli gazı atıldı, bundan az veya çok nasip almayan yoktur, ama bu küfre kaşı güç şartlarda mücadele etmiş adamlar var. Ben onlara kardelen çiçekleri diyorum, Said Nursi, Süleyman Efendi ve daha niceleri. - Kadir Mısıroğlu
  • Bedîüzzaman Said Nursî’nin bu asırda nadir bir İslâm dâhîsi ve her bir cihette eşsiz bir şahsiyet olduğuna, bu millet senelerden beri o kadar inanmış ki hakiki olan bu kanaati hiçbir propaganda çürütemiyor ve çürütemez.[68] - Zübeyir Gündüzalp
  • Ömrünü Kur'an-ı Kerime, gönlünü iman hakikatlerine adamış, bir güzel insan...[69] - Serdar Tuncer
  • Divan-ı Harbler, mahkemeler, ihtilaller, inkılablar… Onun için kurulan i’dam sehpaları… Sürgünler… Bu müdhiş adamı, bu maneviyat adamını yolundan çevirememiş! O, bunlara imanından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş. Kur’an-ı Kerim’de “İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz”[70] buyuruluyor. Bu Allah kelâmı, sanki Said Nur’da tecelli etmiş![71] - Osman Yüksel Serdengeçti
  • Said Nursî Hazretleri, kisbî olanaktan ziyade vehbî bir ilim ve dehâ çapında bir zekâ ile nimetlendirilmiş kemâlli bir insan ve nihaî çapta muhterem ve muhteşem bir mücahid[72] - Necip Fazıl Kısakürek

Kaynakça[değiştir]

  1. 1,0 1,1 1,2 1,3 1,4 Said Nursi. "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 469. sayfa. Envar Neşriyat
  2. Said Nursî. "Otuzbirinci Söz", Sözler
  3. Said Nursî. "Afyon Hayatı", Tarihçe-i HayatRNK Neşriyat
  4. Said Nursî (2013). Sözler, 373. sayfa. RNK Neşriyat
  5. "Otuzikinci Söz", Sözler (Türkçe), 658. sayfa. Envar Neşriyat
  6. Said Nursî. "Katre/Hatime", Mesnevi-i Nuriye
  7. Said Nursî. "On Dördüncü Söz", Sözler
  8. 8,0 8,1 8,2 8,3 8,4 8,5 "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 473. sayfa. Envar Neşriyat
  9. Said Nursî (2013). Mektubat, 514. sayfa. RNK Neşriyat
  10. Said Nursî (2013). Tarihçe-i Hayat, 81. sayfa. RNK Neşriyat
  11. "Dokuzuncu Şua", Şualar (Türkçe), 185. sayfa. RNK Neşriyat
  12. Sunuhat-Tuluat-İşarat (2012). 2. baskı. s. 54.
  13. "Sekizinci Lema", Sikke-i Tasdik-i Gaybi (Türkçe), 154. sayfa. Envar Neşriyat
  14. 14,0 14,1 Mektubat/Yirmi Dokuzuncu Mektup
  15. Said Nursî. "İkinci Meselenin Hülâsâsı", Asa-yı Mûsa
  16. "Yirmidokuzuncu Mektub", Mektubat (Türkçe), 431. sayfa. RNK Neşriyat
  17. Said Nursî (2013). Mesnevî-i Nuriye, 113. sayfa. RNK Neşriyat
  18. "Otuzuncu Lem'anın Altıncı Nüktesi", Lemalar (Türkçe), 386. sayfa. RNK Neşriyat
  19. Tarihçe-i Hayat/RNK Neşriyat/2013/onbirinci baskı/sayfa:65
  20. "Onuncu Söz", Sözler (Türkçe), 49. sayfa. Envar Neşriyat
  21. Said Nursî. "Yirminci Söz", SözlerRNK Neşriyat
  22. 22,0 22,1 22,2 22,3 22,4 22,5 "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 468. sayfa. Envar Neşriyat
  23. 23,0 23,1 "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 475. sayfa. Envar Neşriyat
  24. 24,0 24,1 24,2 "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 478. sayfa. Envar Neşriyat
  25. 25,0 25,1 25,2 25,3 "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 472. sayfa. Envar Neşriyat
  26. "İlk Hayatı", Tarihçe-i Hayat (Türkçe), 59. sayfa. Envar Neşriyat
  27. 27,0 27,1 "Nevruz, mahlûkatın bayramıdır". Zaman Gazetesi. http://www.zaman.com.tr/yazarlar/abdullah-aymaz/nevruz-mahl-katin-bayramidir_514997.html. Erişim tarihi: 13 Aralık 2015. 
  28. 28,0 28,1 "Risale-i Nur'da Nevruz günleri". Yeni Asya. http://www.yeniasya.com.tr/suleyman-baysu/risale-i-nur-da-nevruz-gunleri_327122. Erişim tarihi: 13 Aralık 2015. 
  29. "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 474. sayfa. Envar Neşriyat
  30. "İbadetin Hakikatı", İşaret-ül İ'caz (Türkçe), 85. sayfa. Envar Neşriyat
  31. Said Nursî. "Gelenlerle Ne Konuşurdu?", Emirdağ Lahikası - I
  32. "İlk Hayatı", Tarihçe-i Hayat (Türkçe), 133. sayfa. Envar Neşriyat
  33. Said Nursî (2013). Emirdağ Lahikası, 167. sayfa. RNK Neşriyat
  34. http://www.erisale.com/#content.tr.14.691
  35. "Onüçüncü Mektub", Mektubat (Türkçe), 48. sayfa. Envar Neşriyat
  36. "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 476. sayfa. Envar Neşriyat
  37. 37,0 37,1 37,2 "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 470. sayfa. Envar Neşriyat
  38. "Arabî Hutbe-i Şamiye Eserinin Tercümesi", Hutbe-i Şamiye (Türkçe), 24. sayfa. Envar Neşriyat
  39. "Yirmiüçüncü Söz", Sözler (Türkçe), 473. sayfa. Envar Neşriyat
  40. Said Nursî. Tarihçe-i Hayat, 60. sayfa. RNK Neşriyat
  41. "İlk hayatı", Tarihçe-i Hayat (Türkçe), 143. sayfa. RNK Neşriyat
  42. "Lemaat", Sözler (Türkçe), 779. sayfa. RNK Neşriyat
  43. "Habbe", Mesnevî-i Nuriye (Türkçe), 124. sayfa. RNK Neşriyat
  44. "Birinci Mebhas, Yirmialtıncı Mektub", Mektubât (Türkçe), 311. sayfa. Envar Neşriyat
  45. "Yirmiüçüncü Mektub", Mektubat (Türkçe), 278. sayfa. Envar Neşriyat
  46. Said Nursî. "İlk Hayatı" Tarihçe-i Hayat. 86. sayfa. Envar Neşriyat.
  47. "Dördüncü Söz", Sözler (Türkçe), 23. sayfa. 
  48. "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 479. sayfa. Envar Neşriyat
  49. "Hakikat Çekirdekleri", Mektubat (Türkçe), 477. sayfa. Envar Neşriyat
  50. Said Nursî. "Onuncu söz", Sözler (Türkçe), 54. sayfa. RNK Neşriyat
  51. "Hakikat Çekirdekleri", Mektubât (Türkçe), 516. sayfa. RNK Neşriyat
  52. http://www.erisale.com/#content.tr.14.120
  53. Said Nursî. Emirdağ Lahikası I
  54. Said Nursî. "Katre'nin Zeyli", Mesnevî-i Nûriye, 71. sayfa. Yeni Asya Neşriyat
  55. http://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=14&pageNo=89#content.tr.14.89
  56. http://www.bediuzzamansaidnursi.org/said_nursi_ve_sultan_abdulhamid.html
  57. http://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=4&pageNo=559#content.tr.4.559
  58. Emirdağ Lahikası (Türkçe), 297. sayfa. RNK Neşriyat
  59. Emirdağ Lahikası - 2 (Türkçe), 175. sayfa. RNK Neşriyat
  60. "Sekizinci Kısım (Isparta Hayatı)", Tarihçe-i Hayat (Türkçe), 618. sayfa. Envar Neşriyat
  61. http://www.mehmetkayalar.com/blog.asp?id=60
  62. http://www.mehmetkayalar.com/blog.asp?id=27
  63. http://www.risaleajans.com/nur-alemi/basbakanin-acikladigi-said-nursi-belgesi
  64. http://www.bediuzzamansaidnursi.org/risale-i_nur_nedir.html
  65. t24.com
  66. "Takdim", Asar-ı Bediiyye (Türkçe), 5. sayfa. 
  67. http://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=7&pageNo=328#content.tr.7.328
  68. http://www.nurrehberi.com/zubeyir-gunduzalp-agabeyin-mudafaasi
  69. https://www.youtube.com/watch?v=JvMxWoL8bko
  70. Âl-i İmran suresi âyet 139
  71. Serdengeçti Dergisi / Sayı:6 / Said Nur ve Talebeleri / 1952
  72. Kısakürek, Necip Fazıl. Son Devrin Din Mazlumları
Wikipedia-logo-v2.svg
Said Nursî ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.