Mustafa Kemal Atatürk/Genel konular

Vikisöz sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
< Mustafa Kemal Atatürk sayfasına geri dön


"Yaşamda ileriye doğru değil, geriye bakmak cehalet ve gafletinde bulunanlar medeniyetin akıp giden selleri altında boğulmaya mahkûmdurlar."[1]
  • Askerî harekat, siyasî faaliyetlerin ümitsiz olduğu noktada başlar.
  • Başarılarda gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe direnmek lazımdır.
  • Ben gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim.
  • Benim inancım o idi ki ve daima o oldu ki, dünyada insan diye yaşamak isteyenler, insan olmak niteliklerini ve gücünü kendilerinde görmelidirler. Bu uğurda her türlü fedakarlığa razı olmalıdırlar. Yoksa hiçbir medeni millet, onları kendi sırasında ve safında görmek istemez.
  • Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, bütün insanlığı şaşırtacak bir hal alabilir.
  • Bir insan, belki kendi isteğiyle kişisel özgürlüğünden vazgeçmiştir. Fakat, bu yolda bir girişim koca bir ulusun yaşamına ve kurtuluşuna zarar verecekse, ulusun değerli ve şerefli yaşamı bu yüzden sönecekse, o ulusun torunları ve gelecek kuşakları bu yüzden yok olacaksa, böyle girişimler hiçbir zaman kabul edilemez.
  • Birbirimize sürekli gerçeği söyleyeceğiz. Felaket veya mutluluk getirsin, iyi veya kötü olsun daima gerçekten ayrılmayacağız.
  • Birbirimize vereceğimiz işaret şudur: İleri, daima ileri.
  • Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.
  • Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar, burada bir dost vatanının toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa yollayan analar, göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızda, huzur içindeler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.
(Çanakkale Savaşları'nda ölen yabancı askerler için, Şükrü Kaya vasıtasıyla söyledikleri)
  • Büyük kararlar vermek kâfi değildir. Bu kararları cesaret ve kesinlikle tatbik etmek gerekir.
  • Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden, rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar.
  • Dünya'nın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.
  • Dünya'nın bize saygı göstermesini istiyorsak, evvela biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı duyguda, düşüncede, bütün davranış ve tutumumuzda göstermemiz gerekir.
  • Dünya'da hükümet için kanuni yalnız ve tek bir esas vardır. O da karşılıklı görüşme ve danışmadan ibarettir.
  • Düşmana merhamet acizlik ve zaaftır. Bu, insaniyet göstermek değil, insanlık özelliğinin yok oluşunu ilân etmektir.[2]
  • Efendiler! Bir şeyin zararıyla bir şeyin imhası ile yükselen şeyler bittabi' o şeyden zarara uğrayanı alçaltır. Hakikaten Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleri ile, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir. (6 Mart 1922, TBMM)
  • Efendiler! Kıbrıs düşman eline geçerse ikmal yollarımız kapanır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir.
  • Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur.[3]
  • Eğer devamlı barış isteniyorsa kitlelerin durumlarını iyileştirecek uluslararası önlemler alınmalıdır. Dünya vatandaşları, kıskançlık, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir.
  • Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.
  • Gözyaşları güçsüzlük belirtisidir.
  • Harp zorunlu ve kaçınılmaz olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça harp bir cinayettir.
  • İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal. . . İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
  • İnsanlar daima yüksek, soylu ve mukaddes hedeflere yürümelidirler. Bu tarzda yürüyenler ne kadar büyük fedakarlık yaparlarsa o kadar yükselirler.
  • İstikbal göklerdedir.
  • Mazlum milletler zalimleri bir gün mutlaka mahv-ı perişan edeceklerdir.
  • Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.
  • Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.
  • Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.
  • Milletler arası anlaşmazlıklar ancak iyi niyetle ve genel çıkarlar adına karşılıklı fedakarlık yolu ile halledilebilir.
  • Milletleri yükselten bu hususa bir âmil daha ilâve edelim: Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelâde bir intikam değil, hayatına, istikbaline, refahına düşman olanların zararlarını dermeyi hedef tutan bir intikamdır. (20 Mart 1923, Adana Türk Ocağı)
  • Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
  • Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.
  • Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler", çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir. Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.
  • Osmanlı tebaasından olan Ermeni unsurları, gördükleri teşvik ve yardımın neticesiyle de, milli namusumuzu yaralayacak taşkınlıklardan başlayarak, nihayet hazin ve kanlı safhalara girinceye kadar küstahane tecavüzlere koyuldular.
    Vatanın parçalanması söz konusu ve karar olarak, Doğu Vilayetleri'mizde "Ermenistan", Adana ve Kozan havalisinde "Kilikya" adı ile yine Ermenistan; bu milletin, esarete, kölelik payesine indirilmesi ve nihayet bu devletin tarih sayfasını kapatarak ebediyet mezarına defnetmek gibi, insaniyet ve medeniyetle ve hele milliyet esaslarıyla bağdaşmayan emeller kabul ve onay yeri bulmuş ve görülüyor ki, tatbikat devresi de başlamıştır.
    Bir istila fikri besleyen Ermeniler, Nahçıvan'dan Oltu'ya kadar bütün İslam ahaliye baskı ve bazı mahallerde katliam ve yağma yapıyorlar. Sınırlarımıza kadar İslamları mahva mahkum ve göçe mecbur ederek Doğu Vilayetlerimiz hakkındaki emellerine doğru emniyetle yaklaşmak ve bir taraftan da 400.000 olduğunu iddia ettikleri Osmanlı Ermeni'sini bir dayanak olmak üzere memleketimize sürmek istiyorlar. Memleketimizde külliyetli yabancı parası ve birçok propagandalar cereyan ediyor. Bundaki gaye, pek aşikardır ki, milli hareketi neticesiz bırakmak, Yunan, Ermeni emellerini ve vatanın bazı mühim kısımlarını işgal gayelerini kolaylaştırmaktır. (23 Temmuz 1919)
  • Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
  • Sonuçta İngilizler ve Fransızlar Çanakkale'den çekildiler. Bu kendilerince başarılı bir çekiliştir.
  • Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: “Demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!” Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “Ben inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!” İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği! (Bursa Söylevi)
  • Türk milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.
  • Türkiye bir maymun değildir. Hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne Batılılaşacaktır. O, sadece özleşecektir.
  • Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.
  • Uygarlık demek, bağışlama ve hoşgörü demektir.
  • Yaptıkları işin doğruluğuna inanan insanlar, çalışmalarının denetlenmesinden, karşı fikirler ortaya atılmasından ve tercihleri üzerinde münakaşa yapmaktan zevk alırlar.
  • Yurtta sulh, cihanda sulh.
  • Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir.
  • Tüm insanlarını seviyorum. Memleketimin kadınlarını, erkeklerini... Bazı şarkılar bana bu insanlardan bir gün kopacağımı hatırlatıyor, onlardan uzak düşeceğimi... Bir gün onlarla olamayacağımı... İşte o zaman, şarkının sözleri ne olursa olsun içime bir ateş düşüyor... Ve sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor. Unutma, Mustafa Kemal'ler de insandır ve onlar da zaman zaman şu ya da bu nedenle ağlamak isterler. (Sabiha Gökçen'e bir şarkı üzerine ağlamasının nedenini açıklar.)
  • Zafer, zafer benimdir diyebilenindir.
  • Deyimimi bağışlayınız, altı kaval üstü şişane diye ifade olabilecek bir kıyafet ne millidir ve ne de beynelmileldir.O halde kıyafetsiz bir millet olur mu ? Arkadaşlar, turan kıyafetini araştırıp onu yeniden canlandırmaya yer yoktur. Uygar bütün ulusların kabul ettiği kıyafet bizim için çok mükemmel, milletimiz için en uygun bir kıyafettir. Yunan serpuşu olan fesi giymek caiz olur da şapkayı giymek neden olmaz?[4]
  • Yaşamda ileriye doğru değil, geriye bakmak cehalet ve gafletinde bulunanlar medeniyetin akıp giden selleri altında boğulmaya mahkûmdurlar.[1]

Kaynaklar[değiştir]

  1. 1,0 1,1 Cahit Kayra, Sevr Dosyası, Tarihçi Yayınevi
  2. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: 2, Sayfa: 117
  3. http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=SoylevDemecler&IcerikNo=156
  4. Söylev ve Demeçler, C. II, 1925
< Mustafa Kemal Atatürk sayfasına geri dön