Fyodor Dostoyevski

Vikisöz sitesinden
(Fyodor Mihayloviç Dostoyevski sayfasından yönlendirildi)
Atla: kullan, ara
Fyodor Mikailoviç Dostoyevski
Фёдор Миха́йлович Достое́вский
Dostoevsky 1872.jpg
Rus yazar
Doğumu
11 Kasım 1821
Moskova
Ölümü
9 Şubat 1881
St. Petersburg
Dostoevsky 1872.jpg
  • Başkaları için kendinizi unutun, o zaman sizi de hatırlayacaklardır.
  • Bazen susarsın. Yenilmiş eksik ve yaramaz sanırlar seni. Unutma, susan bilir ki konuştuğu zaman kimse kaldıramaz...
  • Biri eğer gözlerini kaçırıyorsa; emin ol ki o gözlerde sana ait bir şeyler vardır.
  • Sadece hayat veren değil, hayat verip hak eden, baba adını taşıyabilir.
  • Çocuk, dünyanın en büyük saadetidir.
  • İnsanoğlu çok derin bir varlıktır.Ben tanrı olsaydım bu kadar derin yaratmazdım.
  • Evlenme-boşanma işi sırf kadınların elinde olsaydı, bir tek nikah sağlam kalmazdı.
  • Kadın, her şeyi gören gözü bile aldatır.
  • Kalbi olup da aklı olmayan bir kadın, aklı olup da kalbi olmayan bir kadın kadar mutsuzdur.
  • Korku, yalan doğurur.
  • Herkesin yolu ayrı.
  • Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.
  • Bu dünyadaki en zor şey, kendi kendine sadık kalmaktır.
  • Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.
  • Sevgi ile kin kalpte uzun süre barınamaz.
  • İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.
  • Eğer sen, başkalarından kendine saygı beklersen bu onlar için büyük bir şeydir.Sadece kendine saygı duyabilirsen diğerleri de sana saygı duymaya mecbur kalır.(1861)
  • Baş kaldıranları her zaman yenecek üç güç vardır yeryüzünde bunlar; mucize, sır ve otoritedir.
(Karamazov Kardeşler, 1880)
  • Acıda hazların en tatlısı saklıdır.
  • Bence, şeytan diye bir şey gerçekte yoksa, kişioğlu uydurmuşsa onu, kendine bakarak, kendisini örnek alarak uydurmuştur.
(Karamazov Kardeşler, 1880)
  • Yeni bir adım atma, yeni bir kelime söyleme, insanların en fazla korktuğudur.(Suç ve Ceza, 1866)
  • Bir insanın en iyi tarifi iki ayaklı ve nankör olmasıdır.
  • Bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.
  • Ben hasta bir adamım... Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım. Doğrusunu isterseniz, ne hastalığımdan anladığım var, ne de neremin ağrıdığını tam olarak biliyorum.
(Yeraltından Notlar, 1864)
  • Bir ağacın önünden onu sevmeden, onun var oluşundan mutluluk duymadan geçilebileceğini aklım almıyor.
  • Tanrı olmasaydı her şey mûbah olurdu.
  • Rus’u kazıyın, altından kesinlikle Kazak çıkar.
  • İnsanın yalnızca mutluluğa değil, mutsuzluğa da ihtiyacı vardır.Mutluluk kadar mutsuzluk da gereklidir.
  • Ancak acı çekerek kendimizi bulabiliriz.
  • Aşk olduktan sonra saadetsiz yaşanabilir.
  • İnsanın aklı çoğaldıkça can sıkıntısı artar.
  • Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil. O kişide, bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında kendini bulmaktır
  • Gerçek bir centilmen tüm servetini bir anda yitirse bile yine de soğukkanlılığını bozmayacaktır. Para centilmenliğin öylesine uzağındadır ki, bunun lafı bile olmaz.
(Kumarbaz)
  • Yeryüzünde tek bir çocuk dahi acı çekiyorsa, Tanrı yoktur!
  • Orada leş gibi kokan iğrenç yeraltında, alaya alınarak güçlendirilmiş sıçancık yavaş yavaş kine; soğuk, zehirli, özenle sonu gelmez bir kine boğulur. Kinini kırk yıl en ince, en utanç verici ayrıntılarına dek anımsayacak; her anımsayışta kendinden daha bir yüz kızartıcı şeyler ekleyerek, bu uydurmalarıyla kendini yiyip bitirecektir. Bir yandan kuruntularından utanır; bir yandan da olanları anımsamaktan, yeni baştan kurcalamaktan, "olabilirdi" düşüncesiyle başka başka uydurmalar eklemekten kendini alamaz. Bağışlamak nedir bilmez. Belki öç almaya bile kalkışır, ama beceriksizce, miskin miskin, uzaktan uzağa, sinsice, ne öç almak hakkına, ne de başarısına inanmadan yapar bunu; öbür yandan öç almak istediği kimseden yüz kat fazla üzüleceğini, ötekinin kılının bile kıpırdamayacağını ta başta bilir. Ölüm döşeğinde bunları bir kez daha, bunca zaman birikmiş faizleriyle birlikte anımsayacak ve...Bakın işte, bu soğuk, iğrenç yarı umutsuzlukla, yarı inançla, kahrından kendini bilinçli olarak yeraltına kırk yıl diri diri gömmede; zorlamayla yaratılmış durumunun yine de kısmen içinden çıkılabilir olmasında; bütün o içe işleyen doyurulmamış isteklerinin özünde; kesin olarak verilen kararla bunun peşinden gelen pişmanlıklar çalkantısında yatmaktadır o garip acı hazzının özü.
(Yeraltından Notlar, 1864)
  • Nasıl yaşadığıma gelince, sizin kendi yaşamınızda yarıda bıraktığınız şeyleri ben sonuna kadar götürdüm. Üstelik sizler ödlekliğinizi ölçülü davranış sayarak kendi kendinizi aldatıp avunuyorsunuz. Bu duruma göre, ben sizden daha canlı bir insan olmuyor muyum?
Şöyle bir daha, dikkatlice düşünün! Biz bugün "canlılık" denen şeyin nerede bulunduğunu, neyin nesi olduğunu, hangi adla çağrıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsalar, bir anda neye uğradığımızı şaşırırız. Artık hangi yolu seçeceğimizi, kime tutunup kimden kaçacağımızı, neyi sevip neden nefret edeceğimizi, neyi sayıp neyi hor göreceğimizi bilemeyiz. İnsan olmak, yani etiyle kemiğiyle insan olmak bile yük geliyor; bundan utanıyoruz, ayıp sayıyoruz. "Soyut insan" diyebileceğim garip yaratıklar olmaya can atıyoruz. Biz ölü doğmuş kişileriz, zaten çoktandır canlı olmayan babaların soyundan ürüyoruz ve bu durumu gittikçe daha çok beğeniyor, bundan zevk almaya başlıyoruz. Nerdeyse bir kolayını bulup bizleri doğrudan doğruya düşüncelerin doğurmasını sağlayacağız.
(Yeraltından Notlar, 1864)
  • İnsan en iyi dostunu burnu sürtmüş bir durumda görmekten gerçektende hoşlanır; dostlukların büyük bölümü böyle bir mahçubiyet üzerine kuruludur, tüm aklı başında insanların bildiği eski bir gerçektir bu.
(Kumarbaz)
  • İnsanın en büyük kusuru, alnının kara yazgısı erdemsizliğidir. Erdemsizlik ve ölçüsüzlük! Ölçüsüzlüğün erdemsizlikten geldiği çoktandır bilinen bir gerçek. İnsanlık tarihine şöyle bir bakın. Görkem mi? Belki bunun için Rodos Anıtı yeter! Göz alıcılık mı? Çağlar boyunca askerin, sivilin giydiği üniformalara baksak, ne demek istediğimiz anlaşılır... İnsanlık tarihine her şey yakıştırılır da, ağırbaşlılık yakıştırılmaz. Daha söze başlamadan sözünüz ağzınıza tıkılır.
  • Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.


Beyaz Geceler[düzenle]

  • Mutsuzken başkalarının mutsuzluğunu daha güçlü hissederiz; duygular parçalanmaz, yoğunlaşır.
  • Herkes gerçekte olduğundan daha sertmiş gibi görünmeye çalışır, sanki herkes açıkça dışa vurunca duygularıyla alay edileceğinden korkmaktadır.
  • Yitirilen şey geri gelmez. Ağızdan çıkan sözde öyle.
  • Sizi kırdım, ama biliyorum -eğer seviyorsanız, kırgınlık uzun zaman kalmaz akılda, ve siz beni seviyorsunuz.- (Naştenka)

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Commons'da Fyodor Dostoyevski ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

Vikipedi'de Fyodor Dostoyevski ile ilgili ansiklopedik bilgi bulunmaktadır.