Ali H. Aslan

Vikisöz, özgür söz dizini
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Ali H. Aslan, Türk gazeteci. Zaman Gazetesi'nin Washington eski temsilcisi.


  • ABD hükümeti Ergenekon davasını ve yansımalarını şimdilik sadece izlemekle yetiniyor. Ergenekon konusu, ABD'nin Türkiye gündeminin üst sıralarında değil. Resmî görüşmelerin konusu hiç değil. Gelişmeler iç istikrarı ya da demokrasiyi ciddi boyutta tehdit edecek noktaya gelmediği sürece de, ABD müdahil olmaz.[1]
(Tarih: Ocak 2009)
  • Ergenekon davası, geçen hafta ABD Dışişleri'nce yayınlanan 2008 yılı terör raporuna girdi. Gerçi mızrak çuvala sığmıyor ama terörle ilgili bir resmi Amerikan belgesine Ergenekon'un dahil edilmesi olumlu. ABD ve Türkiye'deki muayyen kesimler eminim bundan pek memnun olmamıştır. Diğer yandan, raporda Ergenekon'un bir terör örgütü olup olmadığına dair 'tartışma'nın devam ettiği ve davanın detaylarının 'bulanık' (murky) olduğu da öne sürülüyor. 'Bulanık' ifadesi, benim görüştüğüm Amerikalılarda gözlemlediğim zihin bulanıklığı ile oldukça örtüşüyor. Bu bulanıklığın, Ergenekon sempatisinden kaynaklandığını iddia etmiyorum. Zira Ergenekon, en azından görünürde, Amerikan karşıtı bir ideolojik çizgide.[2]
(Tarih: Mayıs 2009)
  • ABD Dışişleri mensupları, genelde demokrasi konularında Pentagon'dakilerden daha duyarlı olurlar.[2]
(Tarih: Mayıs 2009)
  • 1 Mart 2003 tezkere krizinden bu yana Washington, Türkiye'de AK Parti'nin ve temsil ettiği toplumsal kesimlerin zayıflamasını arzu etmektedir. ABD'den hazzetmese de bu noktada aynı amaca sahip değişik güç unsurları Washington'un fiili müttefiki olmuştur. Genelkurmay da bunlara dahildir. Kırmızı çizgi, fiili askerî darbedir. Onun dışında, ordunun son dönem siyaset mühendisliği teşebbüslerine şimdiye kadar Washington cenahından ciddi bir itiraz geldiğini ne gördük ne de duyduk.[3]
(Tarih: Ağustos 2011)
  • Demokratik dengeleme ve kontrol adı altında AK Parti yanlısı toplumsal cepheye karşı muhalefete çanak tutan ABD'nin tavrında birçok faktör etkili olmaktadır. Amerikan dış siyaset eliti, Türkiye'deki muhafazakâr-dindar kesimleri küçük görmekte, dünya görüşlerine ve hayat tarzlarına soğuk bakmaktadır. Bu kesimlerin de genelde desteğiyle Ankara'nın izlediği bağımsız dış politika, Washington'daki rahatsızlığı körüklemektedir.[3]
(Tarih: Ağustos 2011)
  • Beklentimiz, ABD'nin adaptasyonunu hızlandırma sürecine yeni Genelkurmay Başkanımız Org. Necdet Özel ve ekibinin de katkıda bulunmasıdır.[3]
(Tarih: Ağustos 2011)
  • Türkiye'de askerin siyasetteki rolünün ilga edilmesi dahil süregelen çok kollu dönüşüm sürecini layıkıyla anlamakta ve hazmetmekte en çok zorlanan başkentlerden birinin Washington olması düşündürücüdür.[3]
(Tarih: Ağustos 2011)
  • Washington'un askerî darbeler konusunda özellikle Soğuk Savaş sürecindeki sicili pek temiz değildir. Ancak 'post-Soğuk Savaş' döneminde zuhur eden 'post-modern' 28 Şubat darbe sürecinde ABD'nin rolü bence teşvik ya da organizeden çok, sessiz onay oldu. Darbecilerin Washington'da güçlü bağlantılarının bulunması, Erbakan-Çiller koalisyonunun düşürülmesinde bilfiil Amerikan parmağı olduğunu ispata yetmez.[4]
(Tarih: Nisan 2012
  • İsrail sağının ve Amerika'daki etkili destekçilerinin Milli Görüş çizgisini iktidardan indirmek istedikleri her hallerinden belliydi. Tıpkı Türkiye'deki laikçi Kemalistler gibi 'irtica'yı birinci tehdit görüyorlardı. Ama liberal çizgideki Demokrat Bill Clinton yönetimi, bu denli İslamofobik değildi. ABD demokrasisinin genlerini bozan 11 Eylül 2001 olayları ise henüz vuku bulmamıştı.[4]
(Tarih: Nisan 2012)
  • Merhum Başbakan Necmettin Erbakan, Libya ziyareti ve İslam Birliği türü söylemleriyle Washington'da çoklarını rahatsız etmekle birlikte, Amerikan çıkarlarına kaydadeğer bir tehdit görülmüyordu. ABD'ye büyük bir çelme takmamıştı. Hatta Türkiye'deki Kemalist hakimiyetinden artık bıkan bazı liberal çevreler, geniş halk kitleleriyle ve dinî değerlerle daha barışık hükümetlere şans verilmesi gerektiğini dahi düşünüyordu. Bütün bu nedenlerle, ABD'nin hükümeti devirme gayreti içine girmiş olma ihtimali düşük.[4]
(Tarih: Nisan 2012)
  • Amerikan yönetimleri Türkiye'yle ilişkilerini genelde iktidarda her kim varsa onunla çalışma ve mümkün mertebe iyi geçinme esası üzerine bina etmişlerdir. O nedenle yakın geçmişe dek ülkede en büyük iktidar odağı olan Genelkurmay'a ve sivil toplumdaki destekçilerine fazla yüksek sesli eleştiriler getirmemişlerdir.[4]
(Tarih: Nisan 2012)
  • Türk Silahlı Kuvvetleri'nin baskın rolü, Washington'da Türkiye politikasının belirlenmesinde Pentagon'u diğer kurumların hep bir adım önüne çıkarmıştır. [4]
(Tarih: Nisan 2012)
  • Sonuç olarak ABD dış politikasında maddî ve stratejik çıkarlar, demokratik değerlerin üstünde tutulur. Türkiye dahil yabancı ülkelerdeki insan hakları ve demokrasi ihlallerine genelde sadece timsah gözyaşları dökülür. Bu ihlaller müttefik devletlerce yapılıyorsa, üstünü örtme eğilimi yaygındır. ABD'nin 28 Şubat darbe sürecindeki tavrı da farksız değildir. Ve bu tavır bin yıl daha süreceğe benzemektedir...[4]
(Tarih: Nisan 2012)
  • Obama, İsrail'de hiç popüler değil. Başbakan Benjamin Netanyahu'yla ne insani ne ideolojik kimyaları uyuşuyor. (...) Obama'nın İsrail'in güvenini kazanması artık çok zor. Adı çıkmış dokuza, inmez sekize. En büyük günahı ise, İsrail'e yerleşimleri durdurması ve iki devletli çözüm adına daha fazla taviz vermesi yönünde baskı yapmış olması. Obama sadece İsrail'e değil, Filistinlilere de kendini beğendiremedi.[5]
(Tarih: Temmuz 2012)
  • Arap dünyasındaki kaotik halk devrimleri, tam da İsrail'in istediği gibi, sorunu uluslararası toplumun gündeminden iyice düşürdü. Ve İsrail'e asıl gündemde tutmak istediği konuyu, yani İran'ı ön plana sürme fırsatı tanıdı. Nitekim Clinton'un İsrail ziyaretinde barış süreci bahsi çok geri planda kaldı. Mevzuların şahı İran'dı. Bana öyle geliyor ki, ABD, İsrail faktörü olmasa İran'ı bu kadar da kafaya takmaz ve bir şekilde masaya oturur. Belki İsrailliler de bunun farkında olduğundan baskıyı hep canlı tutuyor.[5]
(Tarih: Temmuz 2012)
  • Hükümetin bazı heyecanlı sempatizanlarını dinlerseniz, Türkiye'nin tek başına bölgesine nizamat vermeye başladığını sanırsınız. Azılı muhaliflerine kulak verirseniz, ABD'nin taşeronluğundan başka bir şey yapılmadığına inanırsınız. Gerçek ise ikisinin arasında bir yerlerde. Türkiye bölgesinde eskiye nazaran çok daha yüksek etki kabiliyetine sahip, ancak başta ABD olmak üzere büyük dış güçlerden tam bağımsız şekilde hareket etmiyor. Bana göre, zaten buna imkân da gerek de yok.[6]
(Tarih: Kasım 2011)
  • Artık günümüz dünyasında büyük güçler bile tek başına siyaset belirleyemiyor. Şekil 1a: Amerika. Globalleşmeyle artan karşılıklı ekonomik bağımlılıklar, müttefikler şöyle dursun rakipler arası ilişkilerin dahi çok dengeli götürülmesini mecbur kılıyor. Mesela ABD ile Çin, birbirini kollarken angajmana da çalışıyor. Böylesi bir dünyada, Türkiye nasıl tam manasıyla bağımsız hareket edebilir?[6]
(Tarih: Kasım 2011)
  • Sözü Ortadoğu'ya getirelim. İçte ve dışta birileri Türkiye'yi 'aslansın, bu coğrafyayı olsa olsa sen adam edersin' diye gaza getiriyor. Bir başka grup ise, 'Türkiye'den adam olmaz, hiçbir şey beceremez' deyip ümitsizlik zerk ediyor. Doğru olan, bu iki uç çizginin ortasında bir yol tutturmak. Yani ne bölgenin kurtarıcısı gibi abartılı bir role soyunmak ne de kendimizi tecrit etmek. Yeri geldiğine tek başına inisiyatif alarak, yeri geldiğinde sorumlulukları, riskleri ve nimetleri müttefiklerle paylaşarak, makul bir strateji izlemek.[6]
(Tarih: Kasım 2011)
  • Türk aydınlarının büyük kesimi ABD'ye hâlâ Soğuk Savaş'taki emr-i vakici 'büyük abi' kalıplarıyla bakıyor. Oysa dünyadaki şu hızlı değişim sürecinde Türkiye-ABD ilişkileri de dönüşümden geçiyor. Ne Türkiye eskiden olduğu gibi bir Amerikan uydusu ne de Amerika artık dediği dedik bir süpergüç. ABD'ye taşeronluk paranoyasını artık geride bırakmalı, Türkiye'nin çıkarları Washington'la yakın çalışmayı gerektirdiği durumlarda bundan gocunmamalıyız.[6]
(Tarih: Kasım 2011)

Kaynakça[değiştir]

  1. "ABD, Ergenekonun neresinde?" başlıklı köşe yazısı, Ali H. Aslan, Zaman gazetesi, 12 Ocak 2009
  2. 2,0 2,1 "Obama'nın Türkiyede demokrasi testi: Ergenekon" başlıklı köşe yazısı, Ali H. Aslan, Zaman gazetesi, 04 Mayıs 2009
  3. 3,0 3,1 3,2 3,3 "ABD'nin sivilleşen Türkiye ile imtihanı" başlıklı köşe yazısı, Ali H. Aslan, Zaman gazetesi, 01 Ağustos 2011
  4. 4,0 4,1 4,2 4,3 4,4 4,5 "ABD'nin 28 Şubat tavrı bin yıl sürer mi?" başlıklı köşe yazısı, Zaman gazetesi, Ali H. Aslan
  5. 5,0 5,1 "İsrail'in elini okumak" başlıklı köşe yazısı, Ali H. Aslan, Zaman gazetesi, 23 Temmuz 2012
  6. 6,0 6,1 6,2 6,3 "Türkiye, ABD'nin taşeronu mu?" başlıklı köşe yazısı, Ali H. Aslan, Zaman gazetesi, 14 Kasım 2011