Tartışma:Mustafa Kemal Atatürk/Parti

Vikisöz, özgür söz dizini
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

1926'da meçhul bir İsviçrelinin Atatürk'le yaptığı röportaja(?) dair Prof. Türkkaya Ataöv'ün izahatı[değiştir]

Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Ankut'un "Bin Kalıplı Doğu Perinçek ve PDA Avanesi’nin İhanete Karmış Hazin Siyasi Serüvenine Dair" başlıklı konuşma metninden alıntıdır. (Arşiv bağlantısı: [1])
Türkkaya Ataöv’den Bin Kalıplılar’ın sahte belgelerine: “Bu da uydurma!”

İşte işin bu noktasında Türkkaya Ataöv devreye giriyor. Ermeni Meselesi’nde Türkiye’de kapsamı en geniş araştırmayı yapmış olan bu biliminsanı, meğer bu sahte belgeden çok öncesinden haberdarmış. Üstelik de belgenin sahteliğini kanıtlamış durumdaymış.

Tabiî Bin Kalıplılar’ın sevinçleri kısa sürüyor. Hayat böyle işte. Halkımız da der ya; “yalanın harmanı olmaz”, diye. İşte öyle oluyor burada da. Sonuçta Bin Kalıplılar’ın eline bu uydurmaca belgeden bir şey geçmiyor.

Şimdi de Türkkaya Ataöv’e bakalım. Onun söylediklerini izleyelim:

“Evet, bu da uydurma!

“Türkkaya Ataöv, Tarih ve Toplum dergisinin Mayıs 1988, 2000’e Doğru dergisinin ise 29 Mayıs tarihli sayılarında yayımlanan ve Mustafa Kemal Paşa imzasını taşıyan Ermeni sorunu konusundaki yazının uydurma olduğu kanısında. Sadi Borak ise Mustafa Kemal’in böyle bir yazı kaleme almış olabileceği ama çevirinin çok kötü olmasının kuşkulara neden olduğu görüşünde.

“2000’e Doğru dergisinin 29 Mayıs 1988 tarihli nüshasında Mustafa Kemal Paşa “imzalı” bir yazı okudum. Bunun Tarih ve Toplum dergisinin Mayıs 1988 tarihli nüshasından kaynaklandığını anlıyorum. Her iki dergi de yazının aslının 1926’da Los Angeles Times’da yayımlandığını söylüyorlar. Yani, İzmir suikasti girişiminden hemen sonra. Birkaç satır altta bu kez söyleşi olarak nitelenen bu yazıyı Sayın Murat Belge bulmuş. Yayın Atatürk’ün bir yazısı mı, bir söyleşi mi? Bu çelişki iki Türk dergisinin tutumundan kaynaklanmıyor. Hangisi olduğu yazının İngilizce aslından da anlaşılmıyor ki! Hemen başında belirteyim; Atatürk ne böyle bir yazı yazdı, ne de Emile Hildebrand adlı bir İsviçreli “gazeteci – sanatçıya” açıklamada bulundu. Kısaca, yazı uydurma, sahte ve maksatlı görünüyor.

“Belge” olarak bir değeri yok. “Bulunmuş” olması da doğru sayılmaz. Örneğin, benim birkaç yıldan bu yana bundan haberim var. Doğru olup olmadığını bunca yıl araştırdım da. Yazının birkaç fotokopisini çeşitli yerlerden sağladım. Dünyanın dört bir yanına dağılmış Ermenilerin birkaçı da bana kopyalarını yollayıp durdular. “-Bu da mı uydurma?” gibi mektuplar ekleyerek. Kısa yanıtım şudur; Bu da uydurmadır ve yalancı olanlar bu yazıyı Los Angeles gazetesinde tezgâhlayanlardır.

Şimdi, bazı ayrıntılara girelim. Önce, gazetenin adı Los Angeles Times değil Los Angeles Examiner! Bendeki küpürlerin başlıklarında görülen o. Bende gazetenin 1 Ağustos 1926 tarihli nüshasının tümü yok. Ama küpürler var. Bu yayın bazı Ermenilerce çeşitli yerlerde defalarca kullanıldı. Ama ilk satır, hatta ilk sözcüklerinden sonuna değin, üslup ve içerik yönünden Atatürk’e ait olamaz. İşin düzmeceliğini sübjektif bir yargıya bırakacak değilim. Ancak, Atatürk’ün kendine özgü kişiliğini, konuşma ve yazı biçimi, bir siyaset adamı olarak tavrı, hitap alışkanlıkları vardır. Kuşkusuz, son derece nazik biriydi. O kuşağın o düzey insanları genelde böyledirler. Örneğin, Enver Paşa’nın “sert” olduğuna ilişkin genel bir kanı vardır. Bir kez İsmet Paşa’dan dinlemiştim. “Enver Paşa hiç de kaba değildi. Maiyetinde olup da itiraz edenlere bile yumuşakça “biz o kanaatta değiliz, efendim” derdi. Bunun anlamı ‘sizlere kesinlikle katılmıyorum’ demekti. İsmet Paşa’nın bu değerlendirmesini bugün gibi anımsıyorum. Atatürk bu nazik kuşağın her yönden en zarifiydi. Tüm yazdıkları meydandadır. Tüm yakınlarının ve rastlantı olarak karşılaşanların açıklamaları da. Hiç kimseye hiçbir zaman “Tümünü asamadan durmayacağım”, “köklerine baltayı indirdim”, “onları demirden ellerle ezdim”, “önderlerini astırdım” , “benimle kılıç ölçüştürmeye kalkışamayacaklar”, “ acımasızca hesaplaşacağım” , “bunları acımasızca bastırmak kutsal bir ödev olur”, “erkekçe meydana çıkıp da silahlı ihtilal planlamış olsalardı” ve “hayvanca suikast yollarına başvurdular” gibi sözler sarf etmemiştir. Birkaç paragraflık bir yazıda, bunların hepsini ve daha benzeri ifadeleri sıralamış olması olanaksızdır. Bu deyimler ifade ve düşünce yönünden ona ait değildir. Enver Paşa’ya “caniyane” demiş olması akla yakın değil. Vahdettin için bile, bir kez, sanırım, “mütereddi” sözcüğünü kullanmıştı, o kadar.

“1926’da kendine suikastı tasarlayan Ziya Hurşit’le, yakalanmasından sonraki konuşması Atatürk’ün olgun kişiliği ve efendi doğasının kanıtıdır. Zaten, İzmir suikastı üzerine söylediği ünlü sözü bilmeyen yok; “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti ise ilelebet payidar kalacaktır!” Ne “acımasızca hesaplaşma” ne “balta indirmek”, ne “demirden elle ezmek”, ne “hayvanca” gibi deyimler…

“Ona ateş etmek için tutulanlardan biri ile de konuşur. Bu cahil kişi, karşısında duran Mustafa Kemal’i tanımaz bile. “Hiç görmediğin, yüzünü bile tanımadığın birini nasıl vuracaktın? Ya yanlış birine ateş etseydin?” dediğinde, “onu bana elle işaret edip göstereceklerdi” der. O zaman, “Mustafa Kemal benim, bu da benim tabancam; al, vur!” deyince, kiralık katil yüzüne hayretle bakar, yere çöker.

“Büyük işler başarmış bu olağanüstü kişi yüzeysel böbürlenmelere hiç gereksinim duymadı. Neredeyse külhanbeyi ağzı onun kişiliğinin parçası hiçbir zaman olmadı. Ona atfedilmek istenen yazı ya da söyleşinin sahteliği önce sırf bu yüzden sırıtıyor.

“Konunun içeriğine geçmeden önce dikkat edilmesi gereken iki nokta var: Bu yazı bir Los Angeles gazetesinde yayımlanmış. Bu kent Amerika’daki Ermenilerin yoğun olarak yerleştikleri iki bölgeden biridir. Öteki çevre de Boston’dur. İşte, yazının altındaki küçük bir nota göre, “copyright” hakkı Boston’da yerleşik olduğu belirtilen “World-Wide News Angency” adlı bir ajansa ait. Bu durum yazının bu iki yoğun Ermeni bölgesinde tezgâhlandığı kuşkusunu hemen akla getiriyor. Yazar İsviçreli olacak da, yazı ta Amerika’da Ermeni azınlığın topluca yaşadığı Los Angeles’da yayımlanacak. Yabancı gazetelere yazı yazma alışkanlığı olmayan Atatürk, binlerce kilometre uzaktaki neredeyse bir taşra gazetesine sözgelişi “öfkesini” sergileyecek! Yazının “copyright” hakkı da öteki Ermeni çevresinde olacak! Üstelik, Donald Paneth’in temel bir başvuru kaynağı olan Amerikan Gazeteciliği Ansiklopedisi’ne de (The Encyclopedia of American Journalism) baktım; böyle bir ajansın var olduğuna dair bir kayıt da yok. Olsaydı, kitabın 524’üncü sayfasında yer alacaktı…

“Öyle anlaşılıyor ki, bu yazıyı kaleme alan kişi Mustafa Kemal’e Ermenilerle ilgili bir söz atfedebilme amacıyla yola çıkmış; bilgisizliğini, kötü üslubunu ve peşin hükümlerini bolca sergileyerek…

“Ne var ki, Ermeni sorununa ilişkin böylesine “belge” sahtekârlığı bir değil, birçok. Hepsinin uzun uzadıya sözünü etmeye buradaki yer uygun değil. Bunların her birini yabancı dillerde yayımladığım birkaç formalık küçük kitaplarda açıklamaya çalıştım. Türkçelerini çıkarmadığım için ülkemizde pek bilinmiyorlar. Los Angeles Examiner’de çıkan yazının eleştirisi biçimindeki kitabımı yayımlanmak üzere sıraya koymuştum. Bu durumda, öne alıp bir ay içinde (yabancı dilde) yayımlamış olacağım. Böyle bir değişiklik acillik kazandı.

“Atatürk’e başka bir “beyan” da yakıştırılmak istenmiş, bazı Ermeni çevreleri ve onların yabancı yandaşları bunu da türlü vesilelerle kullanmışlardır. Ocak 1984’te Paris’teki T.C. Başkonsolosluğu’nun basılması, öldürme ve yaralama davasına “Otorite Tanığı” olarak çağrılıp katıldığımda, sanıkların avukatlarından biri bana, muhakeme sırasında, Atatürk’e atfedilen düzmece bir açıklama okumuş ve ne diyeceğimi sormuştu. Güya Mustafa Kemal bunu 27 Ocak 1920’de İstanbul’da bir mahkemede tanık olarak ifade vererek söylemiş! O tarihte İstanbul’da mıydı? Aynı mahkeme onu “hain” ilan etmemiş miydi? Tarih yanlışlığını sonradan fark edip, bir yıl indirmek suretiyle sözde “beyan”ı 1919 yılı içine yerleştirmek isteyen çevreler de çıktı. Sözü kısa keseyim: James H. Taşçıyan adlı Ermeni yazarı Boston’da yayımladığı The Armenian Review dergisinin Cilt 35, sayı 3-139 ve sonbahar 1982 tarihli nüshasında bu beyanın Atatürk’e yanlışlıkla atfedildiğini daha başlığında belirttiği bir yazı yazmış ve çevresini böyle sahtekârlıklardan uzak durmaya çağırmıştır. Haklı değil mi? Söylendiğine göre, böyle bir mahkemede Mustafa adlı başka biri bir ifade vermiş. Bunu da işgal altındaki İstanbul’da Ermeni çıkarlarına hizmet etmek için Fransızların yayımladığı Le Bosphore ile aynı amaçla bu kez Ermenilerin çıkardığı La Renaissance iddia ediyor. Bu “Mustafa” zamanla Mustafa Kemal Paşa oldu çıktı! Paris mahkemesinde bu sözde beyanın sahte olduğunu ayrıntılarıyla belirtmiştim. Bu noktaya ilişkin yabancı ilk kitabı da 1984’te yayımlamış, ardına da Atatürk’ten kaynaklanan ve kendi imzasını taşıyan altı gerçek belge koymuştum.

“Burada Atatürk’ün bu konudaki tüm tavrını özetlemek istemiyorum. Bu bir kitap konusudur ve bir dergi yazısının içine sığmaz. Onun tavrı bir iki cümleyle de özetlenemez. Hele Los Angeles Examiner’in yaptığı gibi hiç olmaz. Atatürk Ermeni sorunuyla istemeyerek karşı karşıya gelmiştir. Kafkaslardaki ilk Ermeni Cumhuriyeti’nin birinci Başbakanı Hovhannes Katchaznouni’nin (çağdaş militan Ermeni gruplarının dünya kitaplıklarından yok ettikleri) Ermeni İhtilalci Federasyonunun Yapacağı Bir Şey Kalmamıştır başlıklı bir yayını var. Bunun dokuzuncu sayfasında der ki:

“Türklerle savaştan kaçınmak için yapmamız gerekenleri yapmadık. Türklere karşı barışçı bir dil kullanmalıydık. Türklerin gerçek gücü hakkında bilgimiz yoktu. Bizim temel yanlışımız buydu. Çarpışmaktan korkmuyor, kazanabileceğimizi sanıyorduk. Türkler oturup görüşmemizi istediler. Biz istemedik, onlara karşı çıktık…” Katchaznouni’nin bu itiraflarını içeren yayını ben de dört yıl önce yabancı dilde yayımladım. Görülüyor ki, Atatürk Ermeni sorunuyla karşı karşıya gelmek zorunda bırakılmıştır.

“Bu konuda 27 Mayıs 1921 tarihli Public Ledger gazetesi muhabiri Clarence K. Streit’a açıklaması da vardır. Aynı açıklamanın Türkçesi 8 Temmuz 1921 tarihli Hakimiyeti Milliye gazetesinde de çıkmıştır. Kültür Bakanlığı’nın yayımladığı Atatürk’ün Milli Dış Politikası adlı kitapta da vardır (s. 257-276). Sami N. Özerdim de Türk Dili’nde (Şubat 1970, s. 367-369) aynı beyanatı anlatır. İşte, bu açıklama gerçektir. Benim yayımladığım ve Atatürk’ün eski yazı imzasını taşıyan belgeler de. Yayımlanmış olan bu belgelerin okunması konuya aydınlık getirir…

“Gene Los Angeles Examiner’e dönelim. Oradaki yazı bir karalama çabasından ibaret. En son paragrafta da bir kadından söz ediliyor. İçine bomba saklanmış bir buketi Mustafa Kemal’e sunacakmış, ama yetkililere itirafta bulunmuş… Aslında komployu polise bildiren Şevki adında bir kayıkçıydı. Suikastçıları olaydan sonra yakındaki Yunan adalarından birine kaçıracaktı. Sonra elebaşı Ziya Hurşit itirafta bulundu. Mustafa Kemal’e suikastçılara ilişkin tamamlayıcı bilgi verildiğine kuşku yoktur. Yazı gerçekten ona ait olsa, bu doğru bilgiler oraya da yansırdı. Konuyu bilmeyen tabiî M. Kemal değil, yazıyı kaleme alan kişidir.

“Böyle bir İsviçreli Türkiye’ye geldi mi? M. Kemal’le bir konuşması oldu mu? Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Kronolojisi’nde böyle bir kayıt yok. Mustafa Baydar’ın Atatürk’le Konuşmalar kitabında da. Söylev ve Demeçler’de de. Ayın Tarihi’nde de. Hakimiyeti Milliye’de de. Oysa, daha önce, C. K. Streit ile görüşmeye etraflı yer ayrılmıştı. Hakimiyeti Milliye gazetesinin İzmir suikast girişimi öncesinden başlayarak 1 Ağustos 1926’ya kadar tüm nüshalarını taradım. Her nüshada yazı haber, hatta ilanlara varıncaya dek not ettim. Örneğin, 17 Haziran 1926 (No. 1777): Sayfa 1’de başyazı “Cemiyet-i Akvam’da”. Maarif Vekilinin avdeti, Gazimiz İzmir’de, Amasya Tayyâre Kongresi, Fransa Heyet-i Vükelasının istifası, adliye vekilinin seyahati, İtalya ve Fas, Sovyetler’in cevabi notası gibi haberler. İç sayfalar da öyle. Sayfa 6’da resmi ilanlar var. Öteki günlerin yazılarını da aynı biçimde özetleyebilirim. İki satırlık küçük haberlerin içinde bile İsviçreli yazar sanatçıya ilişkin en küçük bir not yok. Oysa, 22 Temmuz’da Pravda muhabiri Kalitsov Türkiye’ye gelmiş. İşte, onun haberi var- M. Kemal’le görüşmediği halde… Ayın Tarihi resmi organdı, Hâkimiyeti Milliye de yarı resmi sayılırdı. Atatürk’ün bir yabancıyla konuşup bunlarda yayımlanmaması söz konusu olamaz.

“İsviçrelinin fotoğrafı da yok. Gelen yabancı konuklardan Amerikalı tayyarecilere değin Atatürk’ü görenlerin resimleri yıllardır yayımlanmıştır. Krallar, veliahtlar, generaller, tarihçiler, dilciler. İsviçrelininkine bir yerde rastlamadım.

“Bütün bunlar akla şunu da getiriyor: Böyle biri var mıydı? Hatta, hiç yaşadı mı? Los Angeles gazetesinde adı Emile Hilderbrand diye çıkmış. Almanca kökenli bir ad olarak doğrusu Hildebrand olacak. Ama ikisini de kontrol ettim. Önce, Dictionnaire historique et biographiue de la Suiss’e göre, böyle biri yok. Bu yayın 1928 baskılı. Olsaydı s. 96-97 arasında olacaktı; fotokopisini ekliyorum. Sanatçıysa, Lexicon der zeitgenössischen Schweizer Kunstler’de de yok. Olsaydı, s. 167-268 arasında olacaktı. Bunların ikisi de temel İsviçre yayını. Başkent Bern’de İsviçre Ulusal Kütüphanesi’ne, Bern ve Zürich’teki İsviçre gazeteciler Birliği’ne yazdım ve yanıtlarını aldım. Tüm sözlük, biyografi, yıllık, dergi ve fişleri araştırdıklarını ve bu adda bir gazeteciye rastlamadıklarını yazıyla bildiriyorlar. Bern’de adı biraz farklı yazılan bir Emil Hiltebrand var ama, o da 1941 doğumlu. Bu yanıtların fotokopilerini de ekliyorum.

“Gene bu araştırmalarım sırasında, birkaç yıl önce İsviçre başkentinde 12 yıl büyükelçimiz olan Sayın Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşi Leman hanımefendi ile görüştüm. (Sayın Murat Belge’nin halası olur) Ondan yazılı olarak ve imzalı bir yanıt aldım. Bunun fotokopisini de ekliyorum. Sayın Bn. Karaosmanoğlu İsviçre basınının önde gelen tüm yazarlarını olduğu gibi, Türkiye ile en ufak ilişkisi olmuş her daldan sanatçı ve yazarın büyükelçiliğimizin sürekli konukları olduğunu, bunların içinde Emile Hildebrand diye birinin bulunmadığını, böyle birinin Atatürk’le konuştuğuna ilişkin bir haberi Atatürk’ün kendinden ya da Ankara çevresinden hiç duymadıklarını, böyle bir söyleşinin izine hiçbir yerde rastlamadıklarını açık bir dille belirtiyor. Ankara’daki eski İsviçre büyükelçisiyle de görüştüm; onların arşivlerinde de böyle bir kayıt yok.

“Kanıtlar bizi kaçınılmaz bir sonuca götürüyor: Los Angeles gazetesindeki yazı tezgâhlanmış, maksatlı bir yayın. Bu açıklamayı yapmama vesile olduğu için, araştırıcı ve yayımcı arkadaşlara teşekkür ederim.” (Türkkaya Ataöv, Evet, Bu da Uydurma, İkibine Doğru Dergisi, 14 Ağustos 1988)

- Felecita 22:18, 6 Eylül 2017 (UTC)