İçeriğe atla

Sevan Nişanyan

Vikisöz, özgür söz dizini
Sevan Nişanyan
Etimoloji alanında yaptığı çalışmalarla tanınan.
Doğum tarihi 21 Aralık 1956
Doğum yeri İstanbul
Vikipedi maddesi
Vikiveri öğesi

Sevan Bedros Nişanyan 21 Aralık 1956, İstanbul), Etimoloji alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Türkiye Ermenisi yazar.

Sözleri[değiştir]

  • İnsanın bildiği arttıkça, bilgisizliği azalmaz.  
  • İnsan özü karanlık bir deniz; fazla açılmaya gelmez.  
  • İslamiyet gerçeğe dayanmayan bir din olduğu kanısındayım.   
  • Tabular, insanların eksiklerini, güçsüz taraflarını gizleme aracıdır.   
  • Dünyadaki tüm kötülüklerin anasının, öteki olduğundan emindiler.  
  • Bir şansı olduğunu düşünmeyin. uzun vadede bu savaşı kazanacağız!
  • Birinin inandığı bir şeyden alaycı bir dille bahsetmek hakaret midir?   
  • Memleketi bozan cehalet değil: cehaleti kutsallaştıran zorbalık mezhebi.   
  • Duyarlı milletiz ya, hepimizde var bir hassasiyet ki sormayın. Çok hassasız çook!  
  • Töreye teslim olmak, insanın en değerli varlığı olan vicdanını susturmak demektir.  
  • Bir zümrenin kutsal saydığı mefhumları başkalarının da kutsal sayması mecburiyeti yoktur.  
  • İslamiyeti çağı geçmiş, gerçeğe tekabül etmeyen hurafeler üzerine kurulu bir inanç sistemidir.
  • Mutlak hakikate sahip olan insan ahlaklı kalamaz. Tıpkı mutlak iktidar gibi, mutlak hakikat çürütür.  
  • Adam olmak ”diye tarif edilen şeyin ilk koşulu, sıkıntı çekmenin kazanç olduğunu anlamaktan geçiyor.  
  • Aferin deyimi Zerdüşt dininin 3000 yıllık kutsal metinlerinde "seni kutsuyorum" anlamıyla karşımıza çıkıyor.  
  • Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde.   
  • Olumsuzluk öntakısıyla anar?eía  başsızlık, yani anarşi. Buna karşılık monarşi tek kişinin, oligarşi az kişinin baş olduğu düzenin adı.  
  • Çıkar hesabıyla ahlaki normlara uyanlara, dünyanın her yerinde ve tarihin her evresinde ne isim verilir biliyorsunuz: riyakar denir.  
  • İnsanlar din ve ifade özgürlüğü konularını konuşmaya istekli, ama aynı zamanda, anlaşılır nedenlerle, son derecede ürkek ve alıngandır.  
  • Türkiye maalesef ufuksuz, vizyonsuz, çapsız insanlar tarafından yönetilmektedir. Cüceler tarafından yönetilmektedir. Bu millete yazıktır.       
  • Eğer tanrınızın kendinden başka tanrılara tahammülü yoksa, kusura bakmayın, tanrınızı devirmek zorundayız. Mecburuz buna, hayatta kalmak için.     
  • Kararları değişmez.’ Ama ‘karar vermek’ esasen fikrini değiştirmek demek değil midir? Daha önce karar vermemişken şimdi bir yargıya varıyorsun.      
  • İnsan kalabalıkla beraber özgür olabilir mi? Seni seven insanlar bir süre sonra sakın senin zindancın olmasınlar? Sevgi bağlarıyla seni esir almasınlar?  
  • Biri yüksek sesle hakikati söylerse hiç belli olmaz, birden bakarsın milyonlar uyanıvermiş, ‘aa tabi ya, biz de biliyoruz kral çıplak!’ diye itiraf edivermiş.   
  • Türkiye’de güncel siyaset kısır bir kasaba dedikodusundan öteye gitmiyor. Severim ara sıra dedikoduyu da, üzerinde kalem oynatmaya değmez kanımca.
  • Ancak bir ifadeyi rahatsız edici veya kötü bulmakla, bunun hukuki bakımdan suç sayılması gereken bir hakaret veya aşağılama olduğunu iddia etmek aynı değil.   
  • 3000 küsur yıl önce Fenikelilerin kendi alfabelerinin ilk harfine verdikleri elif adı ise 2 1. yüzyıl Türkiye'sinde popüler bir kadın adı olarak yaşamaya devam ediyor.  
  • Sıkıntı çekmek kayıp mıdır, kazanç mıdır? Esas soru o. Sanırım ‘adam olmak’ diye tarif edilen şeyin ilk koşulu, sıkıntı çekmenin kazanç olduğunu anlamaktan geçiyor.  
  • Kayseri kenti ile Erciyas dağı son yıllarda daha çok ülkücü vatandaşlarımızın cirit attığı yerler olarak anılır oldular. Bilseler herhalde üzülürler: iki yerin de adı Rumca.  
  • Devlet dediğin şey, birtakım küçük insanların kendilerini olduklarından daha güçlü veya önemli göstermek için kurdukları bir düzenek değil mi? Düşünürsen, hepsi bu.  
  • Bundan yüzlerce yıl önce, Allah ile kontak kurduğunu iddia edip; bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek, nefret suçu değildir.
  • Ahaliye korku salan isyancılar mıdır, yoksa üç bin köyü yakıp yıkan, ağzını açanı tutup götüren, allahın dağındaki çobanı terörist diye bombalayanlar mı, onu da bilmiyorum.  
  • Türkiye’de pek çok insanın kafası din ve ifade özgürlükleri konusunda karışıktır.  Ama aynı zamanda bu konuları düşünmeye ve tartışmaya yönelik ciddi bir istek ve merak vardır.   
  • Arapça cahil’in çoğulu cuhala. Af'al vezninde achal ise ism-i tafdil adı verilen kıyas ve abartı formu: pek cahil demek. Echel-i cühela deyimi “bilmezlerin en bilmezi” anlamına geliyor.  
  • ‘Allah şöyledir, böyledir, şunu ister, bunu istemez’ diye ahkâm kesen HERKESİN boş konuştuğunu düşünüyorum. Çünkü  ‘Nereden biliyorsun?’ sorusunun tatmin edici bir cevabı yoktur.     
  • Oysa dindar insanların acayip bir ALINGANLIK meselesi var. Olayı bir fikir ayrılığı olarak görmek istemiyorlar. Anasına nenesine dil uzatılmış moduna geçiyorlar anında. Bu da bana haksızlık gibi geliyor.  
  • Hukuki bakımdan ‘aşağılama’nın ne olduğunu da her somut ifade için ayrıca ele almak gerek. Örneğin ‘bu kadar açık delile rağmen inanmayan insanın aklına şaşarım’ demek hakaret midir, değil midir?   
  • Gerçek özgürlük -eğer özgürlük diye bir şey varsa - budur : seni esir alan nefsini, köle kılan çıkarını ve sosyal mecburiyetleri hepten bir kenara itip bir şeyi sadece 'güzel' olduğu için yapabiliryormusun ?  
  • Arapça bir sözcük olan cumhûr esasen ‘’küme, yığın’’ demek. Çöldeki kum tepelerine Araplar cumhur diyor. Bunun çoğulu cemâhir bazen ‘’topluca hareket eden insan kalabalığı’’ anlamında da kullanılıyor.  
  • Bir zamanlar dünyanın en güzel kasaba ve kentlerinden yüzlercesine sahip bir ülkeydi burası. Hepsi bir örnek ucuz, sefil, zevksiz, sağlıksız, kişiliksiz apartman yığışmaları diyarına çeviren kimdir, bir düşünün.  
  • Eminim Muhammed’den önce de Mekke’de Lat, Menat ve Uzza’yı ‘kabul edilebilir’ bir dille tahkir ve tezyif edenler vardı. Ama söylenen sözü insanların DUYMASI için elde balta Kâbe’nin kapısına dayanmak gerekti.
  • Ben bu kişinin Tanrı'yla gerçekten temas kurduğuna, mesaj aldığına inanmıyorum. Hatta bu iddiayı saçma ve anlamsız buluyorum. Peygamberliğin tarihin çok ilkel bir döneminde ortaya çıkmış bir meslek olduğunu düşünüyorum.  
  • Sırası gelmişken belirteyim, cadı yakmak da bir Ortaçağ geleneği değil. 1484-86 yıllarında moda olmuş, ondan sonraki 100-150 yıl boyunca Avrupa kültürüne mal olmuş. Bizim tarih kitaplarında Yeniçağ denilen döneme denk geliyor.  
  • Korkutup boyun eğdirebileceklerini zannettiler. Yapamadılar. Cumhuriyet dönemi boyunca kusursuzlaştırdıkları yöntemleri kullanarak, daha önce yüz binlercemizi kaçırdıkları gibi, yurtdışına kaçırabileceklerini zannettiler. Yapamadılar. Hapsedip boyun eğdirebileceklerini zannediyorlar. Yapamayacaklar…  
  • Ebussuud Efendi'ye, ‘Bir gayrimüslim kendi inancını açıklarken Müslümanların kutsal saydığı değerlere dil uzatırsa, onları küçültücü ifadeler kullanırsa, ona ne lazım gelir?’ diye sorulur. Şeyhülislam'ın verdiği cevap şu olur: ‘Bir şey lazım gelmez. Amacı İslam'ı küçültmek değil, kendi inancını (ve belki şakilesini) ortaya koymaktır.’   
  • Arapça kök GLM : oğlan, pasif eşcinsel. Cennette iyi Müslümanlara huriler kadar gılmanlar da vaadedilmiş olduğunu biliyoruz. Arapça gılman sözcüğü “oğlan” anlamına gelen gulam’ın çoğulu. Gulamları seven kimseye Farsça -para ilavesiyle gulampara deniliyor. Bu sözcük de Türkçede kulampara olmuş. Başka şey eklemeyeceğim.   
  • Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış!  
  • Halife Memun zamanında her türlü fikir ve felsefenin nasıl serbestçe dile getirildiği malumunuzdur. El Maarri ve El Hayyam gibi dinsiz sayılabilecek adamlar hiç bir takibata uğramamıştır. Onların o zaman yazdıkları bugün yazılamaz, doğrudur. Bu yobazlık müslümanların kendilerine olan güvensizliklerinden geliyor. Aykırı bir fikre tahammül edemiyorlar. Çünkü hakiki olarak ne dini biliyorlar, ne de uyguluyorlar.   
  • Alabildiğine basit ve evrensel bir doğrudan söz ediyorum. Efendim bazı kavramlar kutsalmış, falan filan. Kutsal olduğunu söyleyen SENSIN. Ben ve benden daha aklı başında milyonlarca kişi - bunların hurafe olduğunu düşünüyoruz. Neden kutsal kabul edecekmişim, yahut öyle olmadığını bildiğim halde kutsalmışçasına söz edecekmişim ki? Neden fikrimi açıkça ve dilediğim üslupta dile getirmeyecekmişim ki?  
  • Türk toplumunda kadınların aşağılanmasına ve ezilmesine yol açan iki önemli faktör görüyorum. Birincisi geleneksel İslami dünya görüşü ve söylemlerdir. Bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. İkincisi köyden kente göçün doğurduğu, kırsal alanda geçerli cinsler arası dengelerin kent yaşamına uyum sağlayamamasından doğan ciddi problemlerdir. Bu ikincisinin, sosyolojik süreçte zaman içinde aşılacak bir hadise olduğuna inanıyorum.
  • İnançlara saygıyı” ben savunmadım. Savunmam da. ‘İnsana saygıyı' savunurum. Bunun doğal ve mantiki uzantısı olarak, özgürlüğü savunurum. İstediğine inanma ve istediğin gibi olma özgürlüğünü savunurum. Hata yapma özgürlüğünü savunurum. Saçmalama özgürlüğünü savunurum. Bunu kusmaya çalışan kim olursa olsun karşı çıkarım. Eğer devletse, meşruiyetini kaybetmiş bir şer örgütü olduğuna düşünürüm. Ama batıl inanca, yanlış düşünceye neden saygı duyayım ki?  
  • Türkiye’yi yöneten bürokrasidir, bürokrasi ise en cahil, en korkak ve en yeteneksizin egemen olduğu sistemin adıdır. Korkudan ve beceriksizlikten dolayı her türlü insani duyguyu kaybetmiş olan ve sadece küçük çıkarlarıyla hareket eden insanlardan oluşan bir ağdır. Türkiye’yi yöneten bunlardır. Türkiye’yi yöneten dehşetli cahil, korkak, yaşamdan hiçbir beklentisi olmayan, sizden benden daha fazla korkan; bir takım çapsız ve cahil 3 milyon kişilik ordunun kontrolündedir. Bununla başa çıkmak kolay değildir. Bürokrasiyle mücadeleyi kazanmanın imkanını göremiyorum.   
  • Birikim dergâhının ikiz şeyhleri Murat Belge ile Ömer Laçiner idi. Bundan daha farklı iki insan düşünülemez. Biri aristokrat, kolejli, edebiyat doçenti. Joyce ve Faulkner çevirmiş, TİP’te siyasete atılmış. Alaycı bir nezaket maskesinin ardında daima mesafeli. Diğeri Sivaslı esnaf çocuğu, askeri okulda okumuş, dil bilmez, TC sınırları dışına – henüz – çıkmamış, filtresiz Birinci sigarası ve çayla yaşar. Mahir Çayan’ın THKP-C’de sağ kolu imiş. Ben derhal Ömer’e ısındım. Bana sanki daha gerçekmiş gibi geldi. O hengâmeye kapılmamızın sebebi zaten bir tür “gerçeklik” arayışı değil midir?[1]
  • Türk toplumunda kadınların aşağılanmasına ve ezilmesine yol açan iki önemli faktör görüyorum. Birincisi geleneksel İslami dünya görüşü ve söylemlerdir. Bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. İkincisi köyden kente göçün doğurduğu, kırsal alanda geçerli cinsler arası dengelerin kent yaşamına uyum sağlayamamasından doğan ciddi problemlerdir. Bu ikincisinin, sosyolojik süreçte zaman içinde aşılacak bir hadise olduğuna inanıyorum.[2]
  • Türkiye’de güncel siyaset kısır bir kasaba dedikodusundan öteye gitmiyor. Severim ara sıra dedikoduyu da, üzerinde kalem oynatmaya değmez kanımca.[3]
  • İnsanın bildiği arttıkça, bilgisizliği azalmaz.
  • Türkiye maalesef ufuksuz, vizyonsuz, çapsız insanlar tarafından yönetilmektedir. Cüceler tarafından yönetilmektedir. Bu millete yazıktır.[4]
  • Benjamin Constant, düşünce tarihinde sanırım kişi olarak kendime en yakın hissettiğim adamdır. Adolphe da okuduğum en iyi roman. İnsanın ruhunda elli sene iyileşmeyecek yaralar açan cinsten.[5]
  • Devlet dediğin şey, birtakım küçük insanların kendilerini olduklarından daha güçlü veya önemli göstermek için kurdukları bir düzenek değil mi? Düşünürsen, hepsi bu.[6]
  • Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış![7]
  • Türkiye’de pek çok insanın kafası din ve ifade özgürlükleri konusunda karışıktır. (…) Ama aynı zamanda bu konuları düşünmeye ve tartışmaya yönelik ciddi bir istek ve merak vardır. Cumhuriyet döneminde dindarlara yöneltilen hoyrat ve küçümseyici dil bu tartışma sürecini zorlaştırmıştır. İnsanlar din ve ifade özgürlüğü konularını konuşmaya istekli, ama aynı zamanda, anlaşılır nedenlerle, son derecede ürkek ve alıngandır.[8]
  • Bir zamanlar dünyanın en güzel kasaba ve kentlerinden yüzlercesine sahip bir ülkeydi burası. Hepsi bir örnek ucuz, sefil, zevksiz, sağlıksız, kişiliksiz apartman yığışmaları diyarına çeviren kimdir, bir düşünün. Kaçak yapılaşma mıdır? Yoksa ‘kafana göre ev yapamazsın, ne yapacağına Devlet karar verir’ diyen, memleket çapında örgütlenmiş imar çeteleri mi?[9]

Kaynakça[değiştir]

  1. nisanyan1.blogspot.com
  2. Feministlere dair bir röportaj
  3. "Aşağıdan" adlı e-derginin 1 Ocak sayısında çıkan röportajından
  4. http://www.youtube.com/watch?v=yx7QI7HQMG4
  5. Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol, sy:37
  6. http://nisanyan1.blogspot.com.tr/2014/02/cezaevi-mektubu-9.html
  7. Sansür
  8. Hocam, Allaha Peygambere Laf Etmek Caiz Midir? - Din ve ifade özgürlüğüne dair bir tartışma, Sevan Nişanyan, Propaganda Yayınları, 2013.
  9. Ağır Kitap, Sevan Nişanyan, Propaganda Yayınları, 2014.
Sevan Nişanyan ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.