İçeriğe atla

Sevan Nişanyan

Vikisöz, özgür söz dizini
Sevan Nişanyan
Etimoloji alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Türkiye Ermenisi yazar ve düşünür.
Doğum tarihi 21 Aralık 1956
Doğum yeri İstanbul
Vikipedi maddesi
Vikiveri öğesi

Sevan Bedros Nişanyan 21 Aralık 1956, İstanbul), Etimoloji alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Türkiye Ermenisi yazar ve düşünür.

Sözleri

[düzenle]
  • İnsanoğlu aldıkça değil verdikçe değer kazanır. Mal biriktirme sevdası gibi can biriktirme sevdası da insanı küçültür, silikleştirir, aç dilenci derekesine düşürür. Verdikçe büyürsün. Canın da öyle. Hayatındaki tek değer kendi canın ise solucandan farkın yok. Canını kuşaktan kuşağa aktarılan bir mirasın parçası olarak görebiliyorsan, dolayısıyla ölümü o sürecin doğal bir adımı olarak içine sindirebiliyorsan, ancak o zaman canının, solucanınkinden öte bir değeri var demektir.[1]
  • Gitgide daha fazla farkına varıyorum ki, çağdaş tıp bir kandırma sanatı. Yavaş yavaş ölen ve sonunda kaçınılmaz akıbete gidecek olan insanları, özellikle yaşlıları, kandırma sanatı. Tedavi dedikleri her şey esasında palyatif. Israrla şunu söyleyeceğim, toplumlar, yaşlıların sağlığını sübvanse etmeyi bırakmalılar. Belli bir yaştan sonra, devlet hastaneleri ve kamu tarafından desteklenen sağlık kuruluşları insanlara hizmet vermeyi bırakmalı, gençlere yoğunlaşmalı. Gençlerin sağlığı önemli. Tıp sektörünün gençler için yapabileceği şeyler var. Fakat bence 65 yaşın üzerinde doktor ve hastaneler hasta kabul etmemeli. Özel hastaneler var, parası olan gitsin, oyalansın. Boş işler sonuçta yaptıkları.[2]
  • Senelerce kapısının kilidi olmayan bir evde oturdum. Dünyanın neresinde olursam olayım arabamı kilitlemem, anahtarı da üstünde bırakırım, ister gece, ister gündüz. Sağlık sigortam yok, hiçbir zaman olmadı. İnan bana, evime hiç hırsız girmedi, arabam hiç çalınmadı, ıvır zıvır şeyler dışında doktora hiç yolum düşmedi. Kendini ne kadar az savunursan, o kadar güvende olursun.[3]
  • Bir dilin yaygınlığı iki türlü ölçülür: Bir kere o dili anadil olarak kaç kişi konuşuyor, ikincisi sonradan öğrenenler dahil o dili kaç kişi biliyor. Ethnologue’a göre halen anadillerde listebaşı olan on dil, sırasıyla Çince, İspanyolca, İngilizce, Arapça, Hindi, Portekizce, Bengali, Rusça, Japonca, Almanca.[4]
  • Soykırımı inkar etmek ya cahilliktir ya ahlaksızlıktır. Çoğu zaman ikisi birdendir. Bu konuda en ufak bir kuşku yok kafamda. Bütün dünya biliyor Türkiye dışında. Araplar dahil, Pakistanlılar dahil, Azeriler dahil, Ruslar dahil ve Batılılar dahil herkesin bildiği yalın bir gerçektir. Türk Devleti şu veya bu nedenle, doğru veya yanlış gerekçelerle, panikten ya da başka nedenlerle, 1895 yılından itibaren adım adım bir soykırım projesini tasarladı. 1913 yılından itibaren gayet bilinçli ve sistemli bir şekilde altyapısını hazırladı. Ve 1915 yılında Türk devletinden ve Osmanlı devletinden beklenmeyecek bir sistemlilik ve bilinçlilikle bu işi uygulamaya koydu. Amaç Anadolu’nun gayrimüslim nüfusunu ortadan kaldırmaktı. Bunu inkar ediyorsanız konuşmaya değer biri değilsiniz. Ya hiçbir şey bilmiyorsunuz, konuşmaya ve tartışmaya değmez. Ya da yüzünüze tükürülecek derecede ahlaksız insanlarsınız. Nokta.[5]
  • Her ulusçuluk, şaşmaz bir mantıkla, ayrımcılığa ve nefret ideolojisine yol açar. Dünyanın hiçbir yerinde, ülke içinde bölünmeyi, bölücülüğü ve nefreti barındırmayan bir ulusçuluk tanımıyorum.[6]
  • Tüm gerçek romanların, yani çöp olmayan romanların ortak bir işlevi vardır. Bu iş, "ben" ’i ve "biz" ’i tanımlamaktır. Biz derken, bu küçük bir biz olabilir, bizim köy olabilir, bizim ülke olabilir, bizim insanlık olabilir. Biz neyiz? Bizi bir arada tutan nedir? Bizim mekanizmamız nedir? Bu soruyla cebelleşir iyi bir roman. Ve onunla birlikte ben neyim? Ben asla bir tek kişi değilim biliyorsunuz. Ben dışarıdan bir kişi gibi gözüksem bile, aslında benim içimde birçok potansiyel ben vardır. Şu da olabilirim, bu da olabilirim, o da olabilirdim, keşke bu da olabilseydim gibi, bir dizi kişilik vardır insanın içinde. Bunlar kimdir? Nasıl tanımlıyoruz bunları? İyi bir romanın temel konusu bu ikisidir. Bu iki soruya derin ve düşündürücü cevaplar veren romanlar iyi romanlardır. Gerisi havaalanında alırsın, vardığın yerde çöpe atarsın cinsinden vakit öldürücüler.[7]
  • Şiir dediğiniz şey özel bir dildir. Bir dilin yaşaması, gelişmesi, nefes alması için o dili çok kişinin kullanması lazım. O dilde yüksek sanat eserleri üretilebilmesi için çok sayıda seçkin insanın rutin olarak o dilde eser vermesi lazım. Vatandaşın birinin aklına esti, hisli duygularını kendince yamuk yumuk dile döktü diye şiir olmaz. Düz söyleyebileceğin lafları devrik cümleyle söyledin diye de şiir olmaz.[8]
  • Batı dünyasında şiir son yüz yılda çöktü. Türkçede daha önce (mesela 1850’lerde) mi çökmüştü, 1920’lerde mi çöktü tartışırız. Ama çöktü. Batıda mesela Rimbaud’dan veya Rilke’den veya Yeats’ten sonrasını şiir mi sayacağız, yoksa dilini kaybetmiş bir kültürün ümitsiz hırıltıları mı diyeceğiz emin değilim. Türkçenin ufkundan en son bir beklenmedik kuyruklu yıldız gibi Nazım Hikmet geçti. Ondan sonrası ya ucuz klişeler yığınıdır, ya da dilini bulamamış acemilerin el yordamıyla yol araması.[9]
  • Cinayet işine gireceksen büyük gireceksin. On kişi öldürsen Karındeşen Jak diye namın çıkar. Yüzbin kişi öldürsen vatan kurtaran kahraman olursun, ilkokul sınıflarına fotoğrafını asarlar.[10]
  • Bireyin özgürlüğünden kaynaklanmayan hiçbir eylem gerçek anlamda ahlaki sayılamaz.[11]
  • Mutlak hakikate sahip olan insan ahlaklı kalamaz. Tıpkı mutlak iktidar gibi, mutlak hakikat çürütür.[12]
  • Artık yaşlanmış ve muhtemelen alkolün de etkisiyle zihni melekelerini kaybetmeye yüz tutmuş olan bir diktatörün kaprisidir. Başka bir açıklamasını bulamıyorum ben.[13]
    (‘‘Dersim katliamında Atatürk’ün rolü nedir?’’ sorusuna Sevan Nişanyan'ın yanıtı)
  • Ortaokuldayken antikemalist oldum ben. Hatta belki ilkokuldaydım, onu hatırlamıyorum. Ortaokuldayken çok net bir dizi gözlem yapma fırsatını buldum. Kemalizmi ve Kemal ikonunu kendilerine maske olarak yahut bir kutsal simge olarak seçen insanların temel kişilik özelliğinin korkaklık ve sadizm olduğunu tespit ettim. Kemalizmin, herhangi bir nedenle yalnız ve zayıf olanı, toplum içinde farklı olanı, bu etnik farklılık olabilir, siyasi farklılık olabilir, sosyoekonomik farklılık olabilir, ezmek için köpek sürüsü gibi çete oluşturmanın bir aracı ve yöntemi olduğunu idrak ettim. Kemalist olduğunu söyleyen insanların istisnasız kişilik ve karakter olarak kötü insanlar olduklarını gördüm. O zaman kafam iyice netleşti. 23 Nisan şiiri okuyan, Cumhuriyet Bayramı kutlayan, Atatürk rozeti takan insanlardan insan çıkmaz. Bunlardan hayır gelmez. O duyguyu on üç, on dört yaşındayken edindim.[14]
  • Türkiye’de bir medeniyet davası vardır. Bu medeniyet davası son derece önemli bir davadır. Ve bu medeniyet davası Kemal miti terk edilmedikçe, heykelleri indirilmedikçe ve kutsalları sorgulanmadıkça Türkiye’de kazanılamayacaktır.[15]
  • Eski bilgi paradigması üzerinden hala yürümeye teşebbüs eden dinler hızla irtifa kaybetti. Birer avam dini, ayak takımı dini haline geldiler. Ancak yüksek bilgiye sahip olmayan ve yüksek bilgi ihtiyacı da duymayan toplum kesimlerini memnun eden, onlara inandırıcı gelen, fakat mesela bir kere Türlerin Kökeni’ni okumuş ve biyoloji konusunda üç beş bilgi edinmiş olan bir insanın gülüp geçeceği birer çocuksu efsane olarak kaldı bu dinler.[16]
  • Ortadoğu dinlerine dayalı bilim öğretisi son birkaç yüzyılda çok feci surette yıprandı. Dinlerin bize verdiği bilgilerin çoğunun çöp olduğu çıktı ortaya. Dünyadaki olguları çok daha iyi, çok daha mantıklı bir şekilde açıklayan yeni bilim öğretileri zuhur etti. Önce dinin önerdiği kozmoloji iflas etti, rezil ve rüsva oldu. Peşinden dinin tarih öğretisi, peşinden biyoloji öğretisi hezimete uğradı. Kutsal kitapları yazanların, bu devirde bir ilk mektep öğrencisi ile boy ölçüşemeyecek cahil adamlar olduğu anlaşıldı. Dini kurumlar, binlerce yıllık bir yazılı müktesebat üzerine oturdukları için bu krizle başa çıkamadılar. Kabile dinleri olsa, yahut eski Yunan dini olsa işi daha kolaydı. Yeni öğretileri bir şekilde asimile edebilirdi. Yazılı belgeye dayalı dinler ise, kendi geçmişlerini inkar etmeden dönüşemezdi. Dolayısıyla inandırıcılıklarını yitirdiler. Dünyanın her yerinde çağdan haberdar olan, dünyayı anlamaya çalışan insanlar dinin bize sunduğu bilgi dünyasını reddettiler. Cahillik olarak gördüler. Bunun sonucunda dinler çöktü. Evrilemedikleri için, bilgi dünyalarını yenileyemedikleri için çöktü. İnandırıcılıklarını yitirdiler.[17]
  • Yahudi türevi dinlerin tanrısı bir dizi mantıki paradokstan ibarettir. Vardır ama herhangi bir yerde veya zamanda değildir. Varlığını biliriz ama hiçbir sıfatla sınırlayamayız. Kadir-i mutlaktır ama kendini yok edemez, kendinden daha güçlü bir Tanrı yaratamaz. Bedeni yoktur ama insanın ve diğer memeli hayvanların psikolojik özelliklerine sahiptir, bilir, acır, kızar, intikam alır. Bu denli irrasyonel bir anlatıyı mantık düzleminde nasıl tartışabilirsiniz ki? Vardır dediğiniz anda mantığı lağvetmiş oluyorsunuz, dolayısıyla mantıki bir zemin olmadan bir anlam taşımayan ‘‘vardır’’ veya ‘‘yoktur’’ önermelerini de anlamsızlaştırmış oluyorsunuz. Vardır diyen bir insanla rasyonel bir tartışma mümkün değildir.[18]
  • Bir dine mensup olanlar en ateist olanlardır. Çünkü çeşitli tanrılardan sadece bir tanesine saygı gösterirler. Diğerlerini inkar ederler. Budistlerin tanrılarını, Katoliklerin tanrısını, Hinduların tanrılarını, kendi mezheplerinden başka mezheplere bağlı olanların tanrılarını, Ortodoksların, Ermenilerin ve Süryanilerin tanrılarını inkar ederler. Ateizm tanrıyı inkar etmek ise eğer, asıl ateist onlardır. Oysa bir tanrıya angaje olmayanlar, tüm tanrıları eşit ölçüde takdir etme fırsatını bulurlar.[19]
  • Bir Tanrı – daha doğrusu Tek Tanrı – fikri sakattır. Rasyonel düşünceyi ciddiye alan birini bu devirde ikna etmesi mümkün değildir. Kadir-i mutlak’ın günah ve zulüm karşısında aciz kalması absürd bir düşüncedir. Kendi mutlak kudretine tabi olanlara kızıp onları orantısız güçle cezalandırması ahlaksız bir düşüncedir. O paradoksu çözmek için ikibin seneden beri döktürdükleri argümanları da toplasan, bir incir çekirdeğini doldurmaz.[20]
  • Gerçek dünyada işlerliği olan her din ister istemez putperest olmak zorundadır. Soyut bir felsefi ya da ahlaki ideal olarak dinin bir işlevi ve içeriği yoktur. İçerik vermeye kalksan kaçınılmaz olarak puta, törene, töreye, taassuba, yasa ve cezaya teslim olmak zorunda kalırsın.[21]
  • Din, ciddi bir toplumsal ihtiyaç. Bunu inkar etmenin anlamı yok. Buna karşılık Yahudi türevi dinlerde son iki bin beş yüz senedir bilinen şekliyle tek, kadiri mutlak ve âlimi mutlak Tanrı fikri, bugün geldiğimiz noktada savunulabilir bir fikir olmaktan çıkmıştır. Toplumun bir kısmını memnun edebilir hala, fakat toplumun akil kesimlerini, yüksek eğitimli kesimlerini ikna edecek gücü kalmamıştır. Hristiyanlık olsun, Müslümanlık olsun, toplumsal önderlik kapasitesine sahip, en zeki, en bilgili, en yaratıcı ve cesur bireylerini kaybetmişlerdir. Dolayısıyla fikri önderlikleri, nispeten cahil ve kaba saba insanların elinde kalmıştır. Sürdürülebilir bir durum değildir. Sürdürülse bile, insanlık için hayırlı bir şey değildir.[22]
  • Birikim dergâhının ikiz şeyhleri Murat Belge ile Ömer Laçiner idi. Bundan daha farklı iki insan düşünülemez. Biri aristokrat, kolejli, edebiyat doçenti. Joyce ve Faulkner çevirmiş, TİP’te siyasete atılmış. Alaycı bir nezaket maskesinin ardında daima mesafeli. Diğeri Sivaslı esnaf çocuğu, askeri okulda okumuş, dil bilmez, TC sınırları dışına – henüz – çıkmamış, filtresiz Birinci sigarası ve çayla yaşar. Mahir Çayan’ın THKP-C’de sağ kolu imiş. Ben derhal Ömer’e ısındım. Bana sanki daha gerçekmiş gibi geldi. O hengâmeye kapılmamızın sebebi zaten bir tür “gerçeklik” arayışı değil midir?[23]
  • Türk toplumunda kadınların aşağılanmasına ve ezilmesine yol açan iki önemli faktör görüyorum. Birincisi geleneksel İslami dünya görüşü ve söylemlerdir. Bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. İkincisi köyden kente göçün doğurduğu, kırsal alanda geçerli cinsler arası dengelerin kent yaşamına uyum sağlayamamasından doğan ciddi problemlerdir. Bu ikincisinin, sosyolojik süreçte zaman içinde aşılacak bir hadise olduğuna inanıyorum.[24]
  • Türkiye’de güncel siyaset kısır bir kasaba dedikodusundan öteye gitmiyor. Severim ara sıra dedikoduyu da, üzerinde kalem oynatmaya değmez kanımca.[25]
  • İnsanın bildiği arttıkça, bilgisizliği azalmaz.
  • Türkiye maalesef ufuksuz, vizyonsuz, çapsız insanlar tarafından yönetilmektedir. Cüceler tarafından yönetilmektedir. Bu millete yazıktır.[26]
  • Benjamin Constant, düşünce tarihinde sanırım kişi olarak kendime en yakın hissettiğim adamdır. Adolphe da okuduğum en iyi roman. İnsanın ruhunda elli sene iyileşmeyecek yaralar açan cinsten.[27]
  • Devlet dediğin şey, birtakım küçük insanların kendilerini olduklarından daha güçlü veya önemli göstermek için kurdukları bir düzenek değil mi? Düşünürsen, hepsi bu.[28]
  • Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış![29]
  • Türkiye’de pek çok insanın kafası din ve ifade özgürlükleri konusunda karışıktır. (…) Ama aynı zamanda bu konuları düşünmeye ve tartışmaya yönelik ciddi bir istek ve merak vardır. Cumhuriyet döneminde dindarlara yöneltilen hoyrat ve küçümseyici dil bu tartışma sürecini zorlaştırmıştır. İnsanlar din ve ifade özgürlüğü konularını konuşmaya istekli, ama aynı zamanda, anlaşılır nedenlerle, son derecede ürkek ve alıngandır.[30]
  • Karar veren, yargılayan ve suçlayan bir Tanrı, Bu dünyada yaşayan antropomorfik bir Tanrı değil midir? Sevişen ve savaşan Yunan tanrılarından farkı nereye kadardır?[31]
  • Allah şöyledir, böyledir, şunu ister, bunu istemez’ diye ahkâm kesen herkesin boş konuştuğunu düşünüyorum. Çünkü ‘Nereden biliyorsun?’ sorusunun tatmin edici bir cevabı yoktur. ‘Apollon iyi yay kullanır ve Ares Afrodite’nin kocasıdır, bilirim çünkü atalarımız böyle söylüyor’ diyen Eski Yunanlı ile ‘bilirim çünkü 1400 yıl önce yazılmış bir kitap öyle diyor’ diyen Müslüman arasında bilgi kaynağının sıhhati açısından ben bir fark göremiyorum.[32]
  • Bu kadar zulmün olduğu bir dünyada o Tanrı eğer varsa ya acizdir, ya umursamazdır, ya da zalimdir. Bu üçünden başka ihtimal yok.[33]
  • Bilimin taarruzu karşısında ayakta durmaya çalışan Tanrı, gitgide soyutlaşan, mitik ve insani cazibesini gitgide yitiren bir tanrıdır.[34]
  • Ben Tanrı olsam, ceza korkusuyla ya da çıkar saiki ile bana inanan ya da inanır görünen birine çöp kadar değer vermezdim.[35]
  • Aklını askıya almadıkça tek ve iyi Tanrı fikrini savunmanın imkanını ben göremiyorum.[36]
  • Tanrı inancı insanların pek çoğu için akıl ve bilginin önünü kesen en büyük engeldir.[37]
  • İman vicdanın zıddıdır. Vicdanın yükünü topyekün terk etme denemesidir. Kime? Belki Kitap adı verilen hazırlop öğretiler dizisine, ecdadın töresine, alim hazretlerinin çiğneyip tükürdüğü lokmaya, "hoca efendi demiş ki" nin kolaylığına, ümmetin icmaına, kalabalığın irfanına... Yeryüzünde kötülüğün ve ahlaki çürümenin ana kaynağı budur.[38]
  • İmanın olduğu yerde ahlaktan söz edilemez.[39]
  • Voltaire ve Einstein'ı dışlayan, ama Alabama'lı bir kasaba vaizini yahut Aşağı Güngören'in cahil tarikat şeyhini Mutlak'ın sözcüsü sayabilen bir anlayıştan kime ne fayda gelir? Hangi ufuk genişliği, hangi tecrübe zenginliği, hangi ruh cömertliği, hangi bilgelik o çorak topraklarda serpilebilir?[40]
  • Dinler bize ahlak öğretmez, ahlaki konformizm öğretir. Yani vasatın normlarına en azından söz düzeyinde boyun eğmeyi. Bunun Türkçesi riyadır, iki yüzlülük. Bana sorarsanız ahlaki davranışın özü, vicdan adını verdiğimiz bireysel sorumluluk duygusudur. O duygudan arındırılmış olan eylem, doğru eylem dahi olsa, ancak konformizmdir. Genel kabule ayak uydurmaktır. Vicdanının sesine kulak verdiği için değil, dışarıdan dayatılmış bir öğretiye itaat ettiği için kendini ahlaklı sanan insanın, bugün eylemi doğru da olsa yarın hangi alçaklığa alet olacağını bilemezsiniz.[41]
  • İnsan zihninin henüz Yahudi-türevleri dinlerin büyü alemine tutsak olmadığı bir devirde insanlar evrenin yaratılışı problemini düşündüklerinde, salim akılla ulaşabildikleri son nokta Eflatun ve Aristo'nun demiourgos kavramı olmuş. Demiourgos sanatkar demektir. Şekilsiz ham maddeye şekil verip evrenin akılcı düzenini yaratır. Dolayısıyla ham madde ve yaratıcı arasında indirgenemez bir ikililik vardır. Milattan sonraki yüzyıllarda Yahudi ve Hristiyan fikirlerinin yaygınlık kazanmasıyla birlikte bu teori tabi yetersiz kaldı. Kadiri mutlak tanrının maddi dünyaya şekil vermekle kalmayıp maddeyi de yoktan yarattığı, dolayısıyla demiourgos'tan üstün bir irade olduğu söylendi. Lakin ‘‘yoktan yaratmak’’ ne demektir, bir takım çocuk masalı imgeleri dışında henüz açıklayabilen çıkmadı. Yaratılış anından önce bir şey var mıydı yok muydu? Var idiyse onu kim yarattı? Yok idiyse tanrının var olduğunu nasıl söyleyebilirsin? Anlamı olmayan söz oyunları bence bunlar. ‘‘Bilmiyoruz’’ dememek için uydurulmuş kelime örgüleri.[42]
  • Bir zamanlar dünyanın en güzel kasaba ve kentlerinden yüzlercesine sahip bir ülkeydi burası. Hepsi bir örnek ucuz, sefil, zevksiz, sağlıksız, kişiliksiz apartman yığışmaları diyarına çeviren kimdir, bir düşünün. Kaçak yapılaşma mıdır? Yoksa ‘kafana göre ev yapamazsın, ne yapacağına Devlet karar verir’ diyen, memleket çapında örgütlenmiş imar çeteleri mi?[43]
  • Türk milliyetçiliği, İslamiyet'in modern bir mezhebidir.[44]
  • Cumhuriyet ideolojisinin dışladığı şey İslam değildir. İslam'ın eski sürümüdür. Hedefi İslam'ı silmek değildir, devlet kontrolünü almaktır. Daha belirgin ifade edelim: belli bir konjonktürde, devletin yüksek menfaatlerinin gerekli kıldığı bir takım reformlara "İslam" adına direnme eğiliminde olan unsurları bertaraf etmektir, bir şekillendirme operasyonudur. Hadise, bundan ibarettir.[45]
  • Bugün Türkiye'de Çağdaş batılı liberal düşünce temsil eden insanların trajik çıkmazı, totaliter rejimler çağının bir liderini bayrak edinmiş olmaktır. Avrupa demokrasisi için Mussolini ve Franco Ne kadar tuhaf bir simgeyse, Türk demokrasisi için Kemal Atatürk o denli çelişkili bir bayraktır. Çağdaş dünyanın yarım yüzyıldan beri terk ettiği bir zihniyet Türkiye'de halen çağdaşlığın adı olarak anılmakta ve yüceltilmektedir.[46]
  • Bir zorba olan II. Mahmud’un yaşamındaki sadelikle, bir kukla olan oğlu Abdülmecid’in sefahati arasındaki fark da ilgi çekicidir. Şaşaa merakını, belki de, yönetme iradesi yeterince güçlü olmayan siyaset adamlarına özgü bir zaaf sayabiliriz.[47]
  • Akıl, acımasız bir sürücüdür. Aklın egemenliğini kabul eden kişi, onun kendini sürüklediği yerlere gitmemezlik edemez. Hakikatin tek ve alışıldık cephesiyle yetinemez. Tutarlılığın, ancak dürüstlükten taviz vererek kazanılan bir erdem olduğunu bilir. "Ben hakikati buldum, başka soru sormayacağım" diyen insan, aklıyla birlikte vicdanını uykuya yatırmış olandır.[48]
  • Bu memlekette öyle güvercin tedirginliğiyle yaşamaya gelmez. Köpek gördün mü değnekle üstüne yürüyeceksin.[49]
  • Gerçek özgürlük -eğer özgürlük diye bir şey varsa- budur: seni esir alan nefsini, köle kılan çıkarını ve sosyal mecburiyetleri hepten bir kenara itip bir şeyi sadece ‘‘güzel’’ olduğu için yapabiliyor musun?[50]
  • Televizyon, insana insan değil, vasati aptallığın temsilcisi olarak hitap eden bir alettir.[51]
  • Lenin’e yaklaştıkça Marx’tan uzaklaşırsın. Marksizm dediğin şey gerçek dünyada gerçek insanların yaptığı siyasetle ilgisi olmayan bir teorik şemadır: etten kandan insanlar yerine “üretici güçlerin” , “temel çelişkilerin” , “tarihsel süreçlerin” , “sosyal sınıfların” sahneye çıktığı bir çeşit gölge tiyatrosu.[52]
  • Gerçek dünyada olaylara dahiyane tasarımlar değil, insanların aptallığı, beceriksizliği, hesapsız hırsları, korkuları, kıskançlıkları yön verir. Bir başka hocam Mao bağlamında söylemişti: tarihte cehaletin önemini asla küçümseme.” Sanırım tarihe ilişkin söylenebilecek en derin sözlerden biridir.[53]
  • Sovyet rejimi insanlık tarihindeki büyük bir deneydi. Eksantrik bir deneydi. Olağanüstü bir idealizmle ve büyük bir enerjiyle yeni bir toplum kurmaya çalıştılar. Bir ütopyayı hayata geçirmek istediler. Yüz binlerce akıllı ve dürüst insan canla başla buna inandı ve sosyalizmin zaferi için seferber oldu. Kısa bir süre için sanki başarılı olabilirlermiş gibi de göründü. Başka hiçbir şey başaramasalar, Berlin'den Vladivostok' a kadar yüz milyonlarca insanı asgari modern standartlarda bir ev sahibi yapmayı başardılar, ki kapitalist Batının yakınına bile gelemediği bir başarıdır. En alt tabakadan gelen bir gencin yıldızları hedefleyebileceği bir meritokrasi düzenini az çok oturttular. O da yabana atılacak bir şey değildir.[54]
  • Sovyet deneyimi çıkmaz bir yoldu. Yıkılımaya mahkumdu. İki sebeple yıkılımaya mahkumdu. Bir; bireylerin kendi adına servet edinme, topluma rağmen güç biriktirme içgüdüsünü bastıramazsın. Bastırmak istersen eğer, gitgide büyüyen ve gitgide etkisizleşen bir polis düzeni kurmak zorundasın. Aksi takdirde başa çıkamazsın. Öyle ya da böyle seni kandırırlar, etrafını dolaşırlar kanunların. İki; ulusal seferberlik, toplumda kısa süreli bir enerji patlaması yaratabilir. Fakat sürdürülemez. İnsanlar yorulur, bıkar. Çocuklarının geleceği derdine düşerler. Daha önemlisi, kolektif kazanımların idaresi gitgide büyüyen bir kamu bürokrasisi gerektirir. Bürokrasinin görevi ise, toplumsal coşkuyu körüklemek değil köreltmektir. Yasa var yönetmelik var kardeşim, bugün git, yarın gel![55]
  • Arapça, olağanüstü denecek ölçüde güzel bir dil. İnsan aklının başyapıtlarından biri sayılması gereken, adeta matematiksel bir yapısı ve muazzam bir şiirselliği var.[56]

Kaynakça

[düzenle]
  1. https://nisanyan.substack.com/p/olmeyi-bilmiyorsan-yasamann-manas-20-04-01?utm_source=publication-search
  2. https://www.sevannisanyan.com/metin/yaslanmak-iyi-bir-sey-mi-40666
  3. Sevan Nişanyan, Din Savaşları
  4. Sevan Nişanyan, Kelimebaz
  5. https://www.sevannisanyan.com/metin/ermeni-soykirimi-nasil-anilmali-73135
  6. https://www.sevannisanyan.com/metin/ulusculugun-nesi-yanlis-59571
  7. https://www.sevannisanyan.com/metin/dunya-klasikleri-neden-okunmali-47898
  8. https://www.sevannisanyan.com/metin/kisa-kisa-32115
  9. https://nisanyan1.blogspot.com/2017/12/evladm-sair-mi-olsun-doktor-mu.html
  10. https://nisanyan1.blogspot.com/2012/01/terminator.html
  11. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  12. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  13. https://www.sevannisanyan.com/metin/dersim-katliami-neden-yapildi-32643
  14. https://www.sevannisanyan.com/metin/neden-anti-kemalist-olunur-48041
  15. https://www.sevannisanyan.com/metin/yanlis-cumhuriyet-hala-yanlis-mi-87504
  16. https://www.sevannisanyan.com/metin/dinler-neden-kabusa-doner-84825
  17. https://www.sevannisanyan.com/metin/bati-dinsizlikten-mi-kaybetti-49456
  18. https://www.sevannisanyan.com/metin/tanri-yoktur-kesin-bilgi-mi-17683
  19. https://www.sevannisanyan.com/metin/asil-ateist-kim-62612
  20. https://nisanyan1.blogspot.com/2013/12/arkadaslar-allah-neden-sever-biz-neden.html
  21. https://nisanyan1.blogspot.com/2016/12/ilahi-deve-ilahi-duve.html
  22. https://www.sevannisanyan.com/metin/tanrisiz-din-olur-mu-03178
  23. nisanyan1.blogspot.com
  24. Feministlere dair bir röportaj
  25. "Aşağıdan" adlı e-derginin 1 Ocak sayısında çıkan röportajından
  26. http://www.youtube.com/watch?v=yx7QI7HQMG4
  27. Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol
  28. http://nisanyan1.blogspot.com.tr/2014/02/cezaevi-mektubu-9.html
  29. Sansür
  30. Hocam, Allaha Peygambere Laf Etmek Caiz Midir? - Din ve ifade özgürlüğüne dair bir tartışma, Sevan Nişanyan, Propaganda Yayınları, 2013
  31. Hocam, Allaha Peygambere Laf Etmek Caiz Midir? - Din ve ifade özgürlüğüne dair bir tartışma, Sevan Nişanyan, Propaganda Yayınları, 2013
  32. Hocam, Allaha Peygambere Laf Etmek Caiz Midir? - Din ve ifade özgürlüğüne dair bir tartışma, Sevan Nişanyan, Propaganda Yayınları, 2013
  33. Ağır Kitap, Sevan Nişanyan, Propaganda Yayınları, 2014
  34. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  35. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  36. https://www.sevannisanyan.com/metin/tanri-iyi-midir-53636
  37. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  38. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  39. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  40. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  41. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  42. Halim ve Selim: Tanrılar ve Dinler Üzerine Bir Tartışma, Sevan Nişanyan, Liberus
  43. Ağır Kitap, Sevan Nişanyan, Propaganda Yayınları, 2014.
  44. Ağır Kitap, Sevan Nişanyan, Propaganda Yayınları, 2014.
  45. Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet: Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru
  46. Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet: Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru
  47. Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet: Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru
  48. Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol
  49. Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol
  50. Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol
  51. Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol
  52. Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol
  53. Sevan Nişanyan, Aslanlı Yol
  54. Sevan Nişanyan, Gemici Henri Türkiye’yi Nasıl Batırdı?
  55. Sevan Nişanyan, Gemici Henri Türkiye’yi Nasıl Batırdı?
  56. Sevan Nişanyan, Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı