Kurtlar Vadisi

Vikisöz sitesinden
Atla: kullan, ara
Wikipedia-logo-v2.svg
Kurtlar Vadisi ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.

Diyaloglar[düzenle]

Elif-Çakır: "Sıkmazsan Adam Değilsin!"[düzenle]

(Elif, Çakır'ın küpesini kopardığı sesçinin avukatı olarak davaya girmiş, Çakır'ın damarına basarak suçunu itiraf ettirmiştir. Dava çıkışı, ceza alması halinde tecilli infazı yanacak olan Çakır, Elif'i ofisine aldırır:)
Elif: (Çakır'ın adamları arasında içeri girer) Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?! Dağ başı mı burası?! Eşkiya mısınız siz?!
Çakır: (Yerinden kalkar, "Sus" işareti yaparak gelir) Şşşşşşşş! Mahkeme salonu değil burası! Burada ben konuşacağım sen dinleyeceksin! Geç otur şuraya!
Elif: (Polat'a bakarak) Peh! Dostmuş! Bir de delikanlı geçiniyorsunuz! (Polat başını eğer) Eniğiniz arkadaşıma tecavüz edip hayatını kararttı! (Polat şaşırarak başını kaldırır) Sizin dostluğunuzun da arkadaşlığınızın da Allah belasını versin!
Çakır: (Bağırır) Keeessss!!! Bana bak yerden bitme! Bizim bu alemde bir ağırlığımız var! Sen sövüp sayasın diye 35 yılımızı vermedik! Kadınsan kadınlığını bileceksin! (Sesini yükseltir) Senin girdiğin duruşma kadar ben de duruşmaya girdim! Doğru düzgün bir hayat yaşamaya çalışıyoruz, sen bir hippi yüzünden bizim infazımızı yakmaya çalışıyorsun! Haa?! Ne güzel İstanbul be! Hiçbir kuvvet beni 8 yıl içeride yatıramaz! (Tehditkar bir havada) Aklını başına toplayacaksın, davayı geri çekeceksin!
Elif: 'Çekmezsem ne olurmuş !
Çakır: Kafana sıkarım!
Elif: Sıkmazsan adam değilsin!

(Çakır belindeki toplu silahını çekip horozu kaldırır, Elif'in başına dayar. Polat anında hamle yapıp baş parmağını horozla silahın arasına gelecek şekilde silahı tutar)

Polat: Yapma...
Çakır: (Hırsla) Karışma Can Polat!!
Polat: Can borcun var diye Can Polat dedin. Şimdi senden bir can istiyorum! Bırak avukat hanım gitsin!!

(Çakır silahı indirir.)

Elif: Ben ölümü çoktan göze aldım! Senin tehdidin bana vız gelir!!!
Polat: Ben sizin yerinizde olsam ölümü değil yaşamayı seçerim. Sevdikleriniz için...
Elif: Ne zırvalıyorsun sen be!
Çakır: (Dönüp Elif'e doğru hamle yapar. Polat tutar) Bu hatır seni uzun yaşatmaz! Önüme çıkıp durma! Durmaa!!!
Elif: Uzun yaşamak gibi niyetim yok! Sen de benim önüme çıkıp durma!
Polat: Serhat, avukat hanımı gideceği yere kadar bırak.

(Elif ve Çakır'ın adamları çıkarlar. Çakır sinirle masasının arkasında dönüp durmaktadır)

Çakır: Niye böyle bir şey yaptın Can Polat
Polat: Daha önce de söyledim. O kız Emmi'nin emaneti, bir! Bu kadar sıkıntı varken avukat öldürülmez, iki! (Sesini yükseltir) Kızın hayatını değil senin hayatını kurtardım, üç!!!

(Çakır hırsla bir yumrukta sandalyesini devirir.)

Pala-Doğu: "Bilmiyorsan devlet değilsin."[düzenle]

Doğu: Aslan'ı öldürme görevini kimden aldın?
Pala: Devlet sırrı.
Doğu: Ben bilmediğime göre devlet sırrı değil!
Pala: Bilmiyorsan devlet değilsin.
Doğu: Seni doğuran Ebe Seher'i tanırım! Martavalı geç!

Memati-Polis: "Terzinin İsmi Lazım"[düzenle]

(Cezaevindeki Çakır'ı ziyaret eden Memati'nin yolunu çıkışta polisler keser. Gözaltına alacaklardır.)
Polis: Emniyet'e kadar gideceğiz
Memati: Kimliğini göreyim!
Polis: (Yeleğini gösterir) Görmüyor musun?!
Memati: O yeleği 26 milyona dikiyorlar.
(Polis kimliğini gösterir)
Memati: Ne sebeple gidiyoruz?
Polis: Terzinin ismi lazım.

Şevko-Polat: "Ölmek İçin Yalvaracaksın!"[düzenle]

(Şevko, Çakır'ı ele geçirmek için Polat'ı almış, Nakliyeci Sefer'in deposunda dövmektedir.)
Şevko: "Can alan Polat" ha?...[1] (Polat'a birkaç yumruk atar) Ölmek için yalvaracaksın!
Polat: Yaşamak için yalvarmadık, ölmek için de yalvarmayız. Vaktin varken gel şu canı al!

Çakır-Nesrin: "Onlar Da Güzel Öper Haa!"[düzenle]

(Çakır'ın çocukları yatak odasına dalıp uyuyan babalarını şen şakrak bir halde uyandırırlar)
Çakır: (Gülerek) Lan n'ooluyo sabah sabah polis baskını gibi da! Eşkiyalar!
Nesrin: (Gülerek) Polislerin seni öperek uyandırdıklarını hiç sanmıyorum.
Çakır: ... Öper, öper... Onlar da güzel öper haa!

Tuncay-Abidin: "Kılıç Kınını Kesmez"[düzenle]

Deve Tuncay: Şu işten bir sıyıralım, deve keseceğim Abidin!
Çapsız Abidin: Estağfurullah abi. Kılıç kınını kesmez!

Tuncay-Abidin: "Mutluluğun Resmi"[düzenle]

Abidin: Başka bir isteğin var mı?
Tuncay: (Sinirle) Bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?!
Abidin: (Bir an düşünür) Abi ben sanat okulu mezunuyum. Teknik resim çizerim.
Tuncay: (Sinirlenerek) Çizmeyim lan Abidin, çizmeyim çık dışarı!

Baron-Kılıç: "Harpleri Ben Başlatırım!"[düzenle]

Karahanlı: Önce o dergi, şimdi de bu fotoğraf!... Beni dokunulur kıldınız!
Kılıç: Bak...Bir savaş içindeyiz. Bu savaşta kurşun da değecek, çamur da sıçrayacak, kan da bulaşacak...
Karahanlı: (Hışımla doğrulur) Harpleri ben başlatırım Kılıç! Kurşuna yönünü ben söylerim! Çamuru ben hazırlarım! Eğer üstüme kan bulaşacaksa, kan gölü yaratırım, onun içinde yıkanırım!

Şahin Ağa-Memati-Seyfo Dayı: "Gözümden Öpüyormuş"[düzenle]

(Çakır gardiyan kılığında hapisten firar etmiş, birkaç saat sonra dönecektir. Ancak olay savcının kulağına gidince savcı derhal cezaevini teftişe gider. Bunu duyan Şahin Ağa da Memati'yi Çakır'a haber vermesi için uyarır:)
Şahin Ağa: (Telefonda) Memati gardaş!... Çakır gardaşım, 15 dakika içinde cezaevine geldi, geldi! Gelmedi, yurtdışına kaçsın!... (Telaştan bir an ne diyeceğini bilemez. Patlar gibi) Gözlerinden öpmüşüm!
Seyfo Dayı: Ne diyor Şahin?
Memati: Gözümden öpüyormuş dayı!
Seyfo Dayı: Şimdi gözünün üstüne koyarım ha!

(Memati Çakır'ı arayarak tehlikeyi haber verir. Çakır ve Polat derhal cezaevine hareket eder)

Seyfo Dayı: Ne diyor Çakır?
Memati: (Ters ters bakar) Gözümden öpmüyormuş dayı!
(Seyfo Dayı Mematinin gözüne bir tokat atar.)

Kumarhane Baskını[düzenle]

(Konsey'den habersiz uçaksavar sehemi kuran Tombalacı'nın foyasını Çakır meydana çıkarmıştır. Tombalacı da bunun intikamını almak için Çakır'a gider)

Serdar: Abi, Tombalacı geldi.
Çakır: Hemen masayı boşaltın.

(Çakır'ın adamları rulet masasını boşaltır. Çakır rulet masasına geçerken Derya'ya rastlar)

Çakır: Derya ortalıkta dolanma.
Derya: Hayırdır abi?
Çakır: (Sabırsızca) Hadi kızım, hadi kızım!

(Tombalacı ve adamları merdivende görünür. Çakır ise Polat'a yaklaşır)

Çakır: Niye geldi şimdi bu çiyan suratlı?
Polat: Kumar oynamaya!

(Çakır ve Polat Tombalacı'yı karşılar, rulet masasına oturturlar)

Çakır: Abi hoşgeldin.
Polat: Hoşgeldiniz...
Tombalacı: (Oturur. Sinirle) Pek hoş gelmedim!

(Çakır masadaki krupiyer kızlar ve müdür Servet'e kendine has el işaretiyle (İşaret parmağını havada iki üç tur sallayarak) "Dağılın" der.)

Çakır: Niye abi?
Tombalacı: Konsey sana bu kumarhaneyi verdikten sonra sana bir şeyler oldu! O saygılı Çakır gitti, kendini dev aynasında gören, başkalarının meselelerine burnunu sokan, sırtını kayınpederine (Laz Ziya) dayayıp boyundan büyük işlere kalkan bir Çakır geldi!
Çakır: (Sertçe) Ben fark etmedim abi! Hoş gelmiş sefa gelmiş!

(Çakır, Polat ve Tombalacı bakışırlar. Çakır ve Polat'ın gözlerinde meydan okuma, Tombalacı'nın gözlerinde ise bu meydan okumaya hayret vardır.)

Tombalacı: Sana son bir kıyak yapacağım. Hayatını kurtaracağım. (İki eliyle rulet masasına "tamam" der gibi vurur.) Kumarhanene el koydum! Ya toplarsın tasını tarağını defolur gidersin, ya da...
Çakır: Ne Çakır'mış be! Koskoca Tombalacı'yla Çakır'a İstanbul'u dar etti! Peehh!
Polat: Üstümüze gelen Laz Ziya'dan fırça yiyor... Laz Ziya'dan fırça yiyen üstümüze geliyor! Bizim kimseye devredecek bir malımız yok! Kumarhanemize çökmeye çalışan, büyük kumar oynar!
Tombalacı: Ben, kumar oynamam!

(O sırada Erdal Kömürcü'nün ölmediğini öğrenen Elif paldır küldür Polat'a gelmiştir. Memati'ye kendisini Polat'ın yanına götürmesini söyler. Memati kısa bir tereddütten sonra Elif'i kumarhaneye götürür.)

Tombalacı: (Kalkar) Buraya gelirken böyle bir saygısızlıkla karşılaşacağımı bilmiyordum. Bütün olanlardan Laz Ziya'yı sorumlu tutup seni ayırıyordum. Gördüm ki ayrılacak bir tarafınız yok! Laz Ziya ne kadar hasmımsa, sen de o kadar hasmımsın!
Çakır: (Sertçe) Hasım geldin hasım gidiyorsun! *Sniff* Azdan az, çoktan çok gider! Diyecek lafım yok!
Tombalacı: (Boğuk bir sesle) Ocağını söndüreceğim! (Gider)
Çakır: (Tombalacı'nın arkasından mırıldanır) Elinden geleni ardına koyma şişko!

(Tombalacı merdivenden çıkarken telaşla aşağı inen Elif'le çarpışır.)

Polat: Ne oldu?
Elif: Erdal ölmemiş!
Çakır: Ölen için gelirsin, ölmemiş için gelirsin... Yine mi suçlu çıktık?
Elif: Hikmet Abi'nin evini basmış! Eren'i Canan'ı dövmüş! Hikmet Abi'yi vurmuş!
Polat: Yaşıyor mu?!
Elif: Yaşıyor ama durumu kötü. (Merdivene çöker) Eren de tutuklandı!
Derya: A-aaa! Dur, dur, sakin ol! Gel... Gel otur şöyle... (Derya ile Polat Elif'i rulet masasına oturturlar)
Çakır: Memati viski getir!
Elif: N'apicam şimdi ben?! Bir tarafta Hikmet Abi can çekişiyor, bir tarafta Eren... Eren'i cezaevinde öldürürler! O deli de elini kolunu sallayarak hala geziyor!
Polat: (Heyecanla) Memati bırak viskiyi. Yürüyün gidiyoruz!
Çakır: (Patlar gibi) Allahaşkına bi' durun da! Şu şişko bi' defolup gitsin! Ondan sonra kimi isterseniz öldürelim, kimi isterseniz yaşatalım!... Memati!... Oğlum viski getir da!

(Memati tam o sırada ordan geçen bir garson kızı durdurur.)

Memati: Kızım versene şunu!

(Çakır viskisini yudumlarken Tombalacı ve adamları kumarhanenin gizli çıkışından çıkmak üzeredirler. Tombalacı adamlarından biriyle bir an göz göze gelir ve başıyla "tamam" der. Adamı emanetteki silahını alır almaz Çakır'ın adamlarını vurur. Tombalacı'nın otomatik silahlı adamlarıyla birlikte tekrar kumarhaneye geçerler. Tam bu sırada Çakır durumdan huylanıp Polat'a bakar. Polat da "Ne oluyor" gibisinden yukarı baktığı anda Memati'nin feryadı duyulur)

Memati: Abi!!!

(Tombalacı'nın adamları otomatik silahlarla kumarhaneyi taramaya başlarlar. Derya, Elif, Polat, Çakır ve Memati ağır yaralanır, müşterilerin ve çalışanların büyük çoğunluğu öldürülür. Çatışmada Tombalacı'nın üç adamından ikisi de ölür. Derya da hastanede ölecek, Elif ise bir süre felçli kalacaktır.)

Çakır-Nevzat-Eren: "Şimdi Azerilerin Türk olduğuna inandım!"[düzenle]

Nevzat: Abi sordurdum, yeni düşen adam Azeri'ymiş
Çakır: Hırsızlıktan mı?
Nevzat: Yok abi, adamın biri buna "Rock Hudson" demiş, bu da adamı öldürmüş.
Çakır: Ermiş... Kim ki bu Rock Hudson?
Eren: Film yıldızıydı abi.
Çakır: Eee?
Eren: Abi, AIDS'ten öldü.
Çakır: Eee?
Eren: Abi adam eşcinseldi.
Çakır: Aha şimdi iman ettim Azerilerin Türk olduğuna!... Peki, ne tür filmlerde oynardı bu topoş?
Eren: Abi daha çok kovboy filmlerinde oynardı.
Çakır: Ulan bu kovboyların alayı top! Ben mesela hep çocukken hep Kızılderilileri tutardım!

Çakır-Eren-Ferman: "Düello, Öncesi ve Sonrası"[düzenle]

(Bir şekilde Çakır'a yanaşmayı başaran Ferman'ın, Tombalacı Mehmet'in adamı olduğu anlaşılmıştır. Dışarıdan infaz emrini alan Ferman, bıçağı sakladığı tuvalete gidip bıçağı alır geri gelir)

Çakır: Abdest mi aldın, nerde kaldın?
Ferman: Gelmişem abi...
Çakır: Biz orucumuzu açtık. Sen de aç...

(Ferman bir bardak suyla orucunu açar)

Çakır: Allah kabul etsin.
Ferman: Eyvallah
Çakır: Çay demlenmiştir...

(Ferman, Çakır'a sırtını dönüp çay koymak için hazırlığa başlar)

Çakır: Rock Hudson!!![2]... Birer bardak çay koy!

(Ferman bıçağını, Eren de tabancasını çeker)

Çakır: Sık da Eren! Adalet yerini bulsun! Yattığına saysınlar!... SIK!

(Eren tetiği çeker, silah boştur. Ferman alaylı bir şekilde gülümseyerek çebinden çıkardığı mermileri yere döker.)

Ferman: Bu tıfıl mı seni kurtaracak?!

(Eren silahın namlusundan tutup kabzasıyla Ferman'a vurmak için hamle yapar. Ferman Eren'i kolayça ekarte edip bıçağı Eren'in boğazına dayar. Bu sırada da Çakır ayaklanmış, ceketini bastonuna sarmıştır.)

Çakır: Sana beni öldürmen için emir gelmedi mi?... Ha? Bırak çocuğu!... BIRAK ÇOCUĞU!!!

(Ferman, Eren'i bırakır. Eren tezgahtan bir bıçak alır)

Eren: Abi...
Çakır: Ermiş[3] dışarı!
Eren: Abi...
Çakır: Ermiş bırak dışarı dedim!

(Eren bıçağı bırakır ama çıkmaz. Düello başlar!)

Çakır: Görelim bakalım ferman kiminmiş Ferman Efendi!... Ne verdiler kelleme, ha? Ne kadara satın aldı seni Tombalacı şerefsizi?!
Ferman: N'apican?... Daha fazlasını mı vericen?
Çakır: Hele sen bi' söyle de piyasamı bileyim koç'çum!
Ferman: Yüz... Yüz dolar!

(Çakır Ferman'ın bıçak tutan elini bastonuyla dizi arasına sıkıştırıp bıçağı elinden alır. Birden bastonun başını çekip gizli hançeri çıkarır.)

Çakır: Yüz dolar ha?... Bak bu zoruma gider işte!

(Çakır, gizli hançerle Ferman'ı öldürür)

Çakır: Eğer biz yüz dolara gidiyorsak, o Tombalacı'yı da bir işkembe çorbasına götürmezsem, bana da Çakır demesinler!... Ucuzcu gavat!... Ermiş!... Mapus damı oğlum burası! Elin apış aranda değil silahında uyu! Bugün silahını alırlar, yarın... canını...
Eren: Haklısın abi... Abi bunu ne yapacağız?
Çakır: (Şakacı bir tavırla) Üstleneceksin koçum?!
Eren: (Kısa bir duraklamadan sonra) Eyvallah abi...
Çakır: (Gülerek) Aferin... Jargonu da kapmışın?! (Ciddileşir) Adresine göndereceğz. Kellesini sahibine, gövdesini denize!...

Memati-Seyfo Dayı: "Gaz Maskesiyle Gül Koklamam"[düzenle]

(Çakır'la Polat çapkınlığa gitmişlerdir. Seyfo Dayı arkalarından söylenirken birden Memati'ye döner:)
Seyfo Dayı: Memati... Sana birşey soracağım. Ama bak, dalga geçersen topuğuna sıkarım!
Memati: Sor dayı?
Seyfo Dayı: Şey... Şimdi bu şamyeli takıyorlar ya, bir şey anlıyorlar mı ondan?
Memati: Ne şamyeli dayı?
Seyfo Dayı: Canım işte kılıf kılıf!
Memati: (Güler) Dayıma tecrübe ettireyim?
Seyfo Dayı: (Kasılarak) Ben gaz maskesiyle gül koklamam yeğenim!

Elif-Çakır: "Dün Dündür Bugün Bugün"[düzenle]

Elif: Bak, yarınki duruşma çok önemli, o yüzden baştan söylüyorum: Ola ki biri damarına basar, ters birşey söyler, sakın gaza gelme...
Çakır: Ohoooooo... Sen de bizi hepten çocuk belledin avukat da!
Elif: Hııı, tabii tabii... Sesçinin davasını unuttun mu?
Çakır: Ne olmuş ki?
Elif: İki gaz verdim, az daha üç cinayeti de ötüyordun!
Çakır: Canım, soyadımız Çakır'sa da, adımız Süleyman. "Dün dündür, bugün bugün!"

Seyfo Dayı-Polat: "Esas Duruş!"[düzenle]

(Seyfo Dayı, Duran Emmi'nin cenazesinden bir süre sonra kahveye gelip herkese bağırıp çağırarak ayar veren Elif'ten övgüyle bahsetmektedir.)

Polat: Dayı? Hani sen hep "Kadınlardan uzak duracaksın" derdin? Ne oldu şimdi?
Seyfo Dayı: Durmaya duracaksın da yeğenim, böylesinin karşısında da esas duracaksın!
(Elif'in geldiğini görür)
Seyfo Dayı: Aha! Kalk, kalk, kalk, kalk!... Esas duruş!

Nesrin-Meral: "Aldığın Nefes Zarar!"[düzenle]

(Çakır Cerrahpaşalı Halit tarafından ağır yaralanmış, hastanede ameliyattadır. Bir başka odada Nesrin'le Meral konuşmaktadır:)

Meral: Benim yüzümden oldu!
Nesrin: Nasıl?
Meral: Oturuyordum. Birden birileri geldi, ağzımı bantlayıp sandalyeye bağladılar "Halit Abi" dedikleri biri "Senle işimiz yok, bize enişten lazım" dedi. Bir süre sonra eniştem geldi . Beni görünce bir şey yapamadı. Sonra o Halit denen adam silahını çekip... enişteme sıktı, sıktı, sıktı... (Ağlar)
Nesrin: Çakır Halit'i nasıl göremedi?
Meral: Arkamda karanlıktaydı.
Nesrin: (Kuşkuyla) Peki senin orada ne işin vardı?
Meral: Babam beni oraya kapatmıştı!
Nesrin: Çakır'ın söylediği en doğru şey ne biliyor musun Meral?
Meral: Ne?
Nesrin: (Nefretle) Aldığın nefes zarar!

Büyük Kavga: Polat Alemdar vs Aslan Akbey[düzenle]

(Polat, Çakır'ın ölümünden sonra, Sefirlik Masası'ndaki altı büyük babayı öldürüp Testere Necmi'ye giderek "Laz Ziya'ya Çakır'i öldürdüğünü ve kesilecek cezaya razı olduğunu söylemesini" söyler. Bunu duyan Aslan Akbey, Polat'ı görüşmeye çağırır.)

Polat: Nasılsın?
Aslan Bey: İyidir, senden n’aber?
Polat: İyi
(…)
Polat: Belliydi satacakları… Bedo’ya çok ağır gelmişti kurşunlanmak. Hiç ateşin ortasında kalmak istemiyorken, kendisini bizden taraf buldu.
Aslan Bey: Fethi?
Polat: En tehlikelisi oydu. Ben en çok ondan hamle bekliyordum. Aslında fırsatı olmadı. Biraz daha iyileşmeyi bekliyordu ama… Nasip…
Aslan Bey: Yarım bırakmanı tasvip etmemiştim zaten. Adamı kötü aşağıladınız.
Polat: Aşağılığın önde gideniydi de ondan.
Aslan Bey: Demir’i niye vurdun?
Polat: 10.000 dolar vermemek için Halit’in yeğenini satan adam, bizi kaça satardı sence?
Aslan Bey: Üstün?
(Sessizlik)
Polat: Gözüm tutmamıştı!
Aslan Bey: Faris?
Polat: Tipini sevmemiştim!
Aslan Bey: Ne oluyor aslanım?! Ne tribe girdin?! Karşında sorgu yok!
Polat: O zaman sorgulama!
Aslan Bey: Halit ne anlattı?
Polat: Çakır’ı nasıl tuzağa düşürdüğünü…
(…)
Aslan Bey: Sonra?
Polat: Sonra Testere’ye gittim.
Aslan Bey: (Sertçe) Sebep!
Polat: Mektubu adresine iade etmek için. (Sertçe) Kime gitseydim?! Baron’a mı?!
Aslan Bey: Aslanım sen iyi misin?!
Polat: Değilim!
Aslan Bey: Belli!
Polat: Lütfen! Yine yukarıdan konuşmaya başlama!
Aslan Bey: Sen aklınla hareket etmiyorsun. Hislerinle hareket ediyorsun! Bana bir tek sebep söyle. Testere’ye gitmek için bir tek sebep!... Ya da boşver sebebi! Ne elde ettin? Ne elde etmeye gittin, ne elde ettin?
Polat: Lütfen… Evet haklısın. İyi değilim.
Aslan Bey: Ne konuştunuz Testere’yle?
Polat: Laz Ziya’ya Çakır’ı öldürdüğünü ve cezasına razı olduğunu söylemesini istedim.
Aslan Bey: Testere’den!!!
Polat: ('Ne var bunda' der gibi) Eveet?
Aslan Bey: Aslanım!... Sen iyi değilsin, demiştim ama, sen kafayı yemişsin! Bunun iyilikle kötülükle alakası yok! Sen projeyi bitirmek istiyorsun!
Polat: (Şaşırır) Nasıl bu sonuca vardın merak ediyorum.
Aslan Bey: Bak aslanım! Bir: Kafana göre bu memlekette mafya babası öldüremezsin! İki: Hadi diyelim ki öldürmen gerekti, bunu benden habersiz ve izinsiz yapamazsın! Üç: Diyelim ki yaptın, Konsey üyesi bir kişiyi, ki bu Testere Necmi, tetikçileri, gidip alenen âşikârâne tehdit edemezsin! Dört: Ettin mi? Bu iş bitti, geçmiş olsun!
Polat: Bir şey söyleyeyim mi? Edemezsin dediğin her şeyi ettim. Bence de iyi ettim!
Aslan Bey: Ben de sana bir şey söyleyeyim mi? Herşeyin içine ettin!!!
(…)
Polat: (Bağırır) Ne yapmışım içine edecek?! Kalkmışsın bana, altı tane ciğeri beş para etmez adamı niye öldürdün, yedincisini niye tehdit ediyorsun, diyorsun! Sen kimden yanasın Aslan Bey?!
Aslan Bey: Çizmeyi aşma! Benim yanım da belli, yerim de… Ben devletim! Sen de devletin için hizmet ediyorsun!
Polat: (Bağırır) Çizme kanla dolup taşmış, sen bana boğul diyorsun!… Yok öyle bir devlet hizmetkarını kana boğdurtacak!
Aslan Bey: Millete kestiğin raconu bana kesme! Bana sökmez! Sen mafya babası değilsin! Devlet görevlisisin!
Polat: (Bağırır) Neye göre?! Kime göre?!
Aslan Bey: (Bağırır) Bana göre, sana göre!
Polat: Bak Aslan Bey! Ben mafya babasıyım! Kabul et bunu! (Bağırır) MAFYA BABASIYIIIM!!! Ve şunu unutma: Sen beni mafya babası yaptın!
Aslan Bey: Ve ben sana diyorum ki yanlış yapıyorsun!
Polat: (Bir 'Yâ Sabır' jestinden sonra) Doğrusu neymiş?!
Aslan Bey: Yaptığın ve yapacağın her şeyde bana karşı mesulsün. Benim bilgim, emrim, iznim olmadan, kimseyi öldüremezsin, (sesini yükseltir) öldürtemezsin! (Bağırır) Senin ardından dosya kapatmakla uğraşamam ben!
Polat: (Bağırır) Başka işin mi var?! Ben öldüreceğim, sen gömeceksin! İşimiz bu!
Aslan Bey: (Sertçe) Ben sana böyle mi öğrettim işini?!
Polat: Bana her şeyi öğrettin. Savaşmayı, strateji üretmeyi, karar vermeyi, kararı anında uygulamayı… Mükemmel bir hocasın. Ama kabul et: Öğrencin de mükemmel! (Bağırır) Hocaaaam! Boynuz kulağı geçti, kabul et!
(Sessizlik)
Polat: Ben o ameliyathanede karar vereceğime senin yanına koşturup gelseydim, ne olacak diye sorsaydım, bugün her şey çoktaaan bitmişti! Kusura bakma! Bu sefer doğru kararı ben verdim! Nasıl sen bu vadiye beni sokarak doğru bir karar verdiysen!
(…)
Polat: Sana bugüne kadar bir tek şeye olmaz yapamam dedim mi?! Hangi operasyonu verdiysen, üstesinden geldim! Ama ben robot değilim! Ben etten kemikten bir adamım! Senin gibi antrenör değilim. Sahanın içindeyim. Her attığım çalımdan sonra kulübeye dönüp bakarsam top oynayamam Aslan Bey!
Aslan Bey: Bu maç değil, satranç! Devlet top oynamaz, ama satranç oynar!
Polat: Ne korkuyorsun? Hesap vereceğin yerler mi var?
Aslan Bey: Devlet yeri geldiğinde hesabını sorar!
Polat: Sen de verirsin!
Aslan Bey: (Öfkeyle) Sen kimsin lan benimle böyle konuşuyorsun?!
Polat: (Bağırır) Ben Polat Alemdar’ım! Ali Candan değilim!!! Şizofreniden kurtuldum, sen de kurtul! Öldü, anladın mı, öldü!!! Artık bunu kabul et! En azından Elif kadar kabul et!
Aslan Bey: Herşeyi kabul ederim. Ama yanlış yaptığın şeylerin arkasına sığınıp, duygu sömürüsü yapmanı, asla!
Polat: (Bağırır) Benim duygum-muygum yok lan!! Sen Duran Emmi’nin karşısına geçip, silahı doğrultup, nasıl kafasına sıktıysan; ben de devletin bekası için yapmam gerekeni sonuna kadar yaparım, o kadar! Ne duygusu!!!
(…)
Polat: Sen beni aptal mı zannediyorsun? Aklın sıra gizli iş çeviriyorsun. Ben senin öğrencinim! Ben de senin kadar bilirim sır kaç kişinin arasında kalır.
Aslan Bey: Sen bu işin altından kalkamadın evlat… Maalesef ilk defa beni hayal kırıklığına uğrattın.
Polat: Benimki ilk, seninki son değil…
Aslan Bey: Yeter!
Polat: Yetmez!!! Beni sen konuşturdun! Hep bir bildiğin vardır diye, kaç gece avundum, biliyor musun?! Ama öğrendim ki, bildiğin tek şey hesap sormakmış!
Aslan Bey: Benim bildiklerim olmasa sen buralara gelemezdin.
Polat: Şimdi de beni mafya babası yaptığın için övünüyor musun?
Aslan Bey: Nankörlük etme! Seni bu devlet okutmadı mı? Yetiştirmedi mi? Ben senin arkadaşını da biliyorum. Otuz senede ilerleye ilerleye, teypten müzik seti tamir etmeye ilerledi!
Polat: Ne olacak?! Ben de babamın yanında kitap satardım. Oturduğum yerde Hikmet’le vatan kurtarırdık. Arada bir de sen gelirdin işte. Ne olacak?! Ne fark ederdi?! Bana Üstün Hizmet Madalyası verecektin de vaz mı geçtin?!
Aslan Bey: Vazgeçtim!
(…)
Aslan Bey: Vazgeçtim… Bitti… Buraya kadar… Kurtlar Vadisi Operasyonu bitmiştir!
Polat: Ölüleri mi dirilteceksin?
Aslan Bey: Belki dirileri öldürürüm!
(…)
Aslan Bey: Kendine ülke seç. Tatile çıkacaksın! Sen gittikten sonra ben karar vereceğim dönüp dönmemene.
Polat: Başka?
Aslan Bey: Bugüne kadarki hizmetlerin için teşekkür ederim. Ama buraya kadar…
Polat: Ne kadar, nereye kadar, bundan sonra ben karar veririm! Operasyon bitti mi? Devlet görevi de bitti! Seninle bağım da bitti!... Ama şunu unutma: Ben hiçbir işimi yarım bırakmam!... Aslan Amca!

Av. Faruk Çetinkaya-Sekreter Berna Hanım: "İlle De Kutsaldır!"[düzenle]

Faruk Çetinkaya, sıfırı tüketmiş, mesleğini bırakmak üzere olan bir avukattır. Gazetenin seri ilanlarında avukat ilanlarına bakarken büronun mülk sahibi arar, geciken kirayı ister. Mülk sahibiyle konuşurken avukat sinirlenir, yere düşürdüğü birşeyleri almak için eğildiğinde kafasını masaya çarpar. Buz almaya gideceği sırada telefon tekrar çalar. Mülk sahibinin tekrar aradığını sanan avukat, sekreterinden telefona bakmasını ister.

Berna Hanım: Avukat Faruk Çetinkaya'nın ofisi?... Tamam... İleteyim efendim...
Avukat: Berna Hanım, her zaman nasıl bu kadar kibar olabiliyorsunuz, o iğrenç ev sahibi beye karşı bile?
Berna Hanım: Ev sahibi değil... Baro'dan aradılar.
Avukat: Aidat için mi?
Berna Hanım: Hayır... CMUK avukatlığı için.
Avukat: (Canlanır) Unutmayın Berna Hanım! Nasıl olursa olsun, hangi şartta olursa olsun, savunma kutsaldır!... Mevzu neymiş?
Berna Hanım: (Sıkıntılı bir tavırla) Çete...
Avukat: (Yüzü düşer) Hmmm... Olsun... Yine de savunma kutsaldır... Kimlermiş?
Berna Hanım: Polat Alemdar ve ekibi...
Avukat: Oooooooooo!... İlle de kutsaldır!!!

Laz Ziya-Testere Necmi: "Dostum olmaz, hasmım yaşamaz!"[düzenle]

(Baron Tuncay Kantarcı'ya düzenlenen saldırıdan Çakır'ı sorumlu tutar. Testere'ye Çakır'ı korkutmasını söyler. Testere de Çakır'a, oğlu Pusat aracılığıyla, mafya dilinde "soyunu kuruturum" anlamına gelen siyah bir zarf içinde siyah ve boş bir kağıt göndertir Meral ve Nesrin Telefonda konuşurken Paralel telefondan bunu duyan Laz Ziya derhal Orhan'ı çağırır


Laz Ziya: Orhan, Çakallar Sürüye Dalmış Biz Burda Çoban Köpekliği Yapıyoruz Orhan, Çabuk Hazırlanın Çıkıyoruz. Orhan hızla çıkar laz ziya kendi kendine söylenir Benim Ailemden Birini Tehdit Edecek Adamın Sülalesini Tükürüğümle Boğarım"

Testere'nin mekanını basar:)

Testere: Abi hayırdır?
Laz Ziya: Sen ne yaptığını sanıyorsun?!
Testere: Ne yapmışım abi?
Laz Ziya: (Kendine has konuşmasıyla) Bak koçuuuum! Sen kısa pantolonla ananı keserken ben 3000 kişiye racon kesiyordum! Benim bir yaramı, bir düşkünlüğümü, bir zayıflığımı mı gördün ki, kendinde bana bana saygısızlık yapma cür'etini buldun?!
Testere: Saygım sonsuz, cesaretim doğuştan! Yaptığımı söyle ki yapmadığımı bileyim...
Laz Ziya: Sen benim torunumun koluna nasıl adam gönderirsin,tonumun istikbaline nasıl şerh düşersin?!
Testere: Ziya Abi bilmediğin şeyler var. Benim yaptığım sana karşı saygısızlık değil , emre karşı itaattir. Senin torunlarının kılına dokunanın derisini yüzerim ama, torunlarınla aranda damadın var!
Laz Ziya: Ne olmuş damadıma
Testere: Önüne gelene saygısızlık edip başla kıçı ayırt edemez olmuş
Laz Ziya: Çakır benim damadımsa bende onun babası sayılırım. Bir saygısızlık etmişse cezasını vermek bana düşer! Bana iyi bak Necmiiiiiii! Bana bu alemde saygısızlık 1 defa yapılır! (Ayağa kalkar)
Testere Necmi: Hasım geldin, dost ayrıl abi. (Tokalaşmak için elini uzatır)
Laz Ziya: Dostum olmaz, hasmım, yaşamaz! Sen benim kardeşimsin. Kulağını çekmeye geldim. Haaa, bu arada o Tombalacı şişkosuyla fazla geziyorsun Necmiiiii. İkiniz bir istanbul'a sığarsınız daaaa... Bir tabuta sığmazsınız! (Çıkar)
Testere: (Tek başına kaldığı sırada öfkeyle) Seni dee, damadını da yedi parçaya bölersem, yedi tepeye sığdırırım!

İplikçi Nedim-Adamı:Kasa Kapısıdır bu Kerhane Kapısımıdır?[düzenle]

(Tombalacı Azerbaycan da kumarhane açmak için tüm parasını İplikçiden ister iplikçi paraları sayarken bir yandanda terini silmektedir, adamı parayı getirir.


İplikçi(kendine has şivesiyle): Öle değil öle değil şöyle koy. Adamı para getirir.

İplikçi: Evladım para alacağın zaman aç şu kapıyı 'Kasa Kapısıdır bu Kerhane Kapısımıdır?'.

Adamı: Abi Paraları biz mi teslim edeceğiz.

İplikçi: Yaaa verirsen 100 milyoncuğu bir çırpıda, elin köylüsü de sana abi der evladım ben senin abin miyim veli nimetimnim, Bana bir ıhlamur getir,(sesini yumuşatır), Bir ıhlamur...İnsaf Kalmamış beni alemde Anamı ağlattılar acıbadem de ben nerden hatırladım şimdi bunu,10,20,30 100 milyonculuğu tuvalet kağıdımı sanır bu Tombalacı.


Kılıç-Şevko-Çakır: "İt Dalaşı!"[düzenle]

Aslan Bey Polat'ın öne çıkması için Duran Emmi'yi öldürmüştür herkes Şevko'dan şüphelenir.Baron Kılıç'tan şevko ve çakırla konuşmasını ister.

Kılıç: Evet Şevko seni dinliyoruz.

Şevko: Emmi mekanımda bana hakaret etti, Çakır da durduk yere benden haraç istedi bende aynı şekilde karşılık verdim

Kılıç: Doğru mu?

Çakır Yalan! Emmi'nin mekanına racon kesmeye gitti ağzının payını aldı bana durduk yere haraç kesti bende aynı şekilde karşılık verdim yaptığı kahpelik yanına kalmadı kalmayacak

Şevko: Kahpelik yapan sensin"

Çakır: " Sensin"

Kılıç Bağırır "Kesin şu it dalaşını eğer bu olayı uzatır ve buradan barışarak çıkmazsanız ibreti alem için sizi yokederiz..."

Diğerleri[düzenle]

  • Birileri Yatağa Düştük Diye Toprağa Düştük Sanmış (Laz Ziya)
  • Bak koçuum sen kısa pantolonla ananı keserken ben 3000 kişiye racon kesiyordum!
  • Kurtlar Vadisi'nde gövdeden kopan başlar üzerinde ilerlenir...
  • Bir çocuk babasız büyür, ama anasız büyüyemez. Senin anan vatan.
  • İnsaf kalmamış ben-i ademde, anamı ağlattılar acıbademde. (İplikçi Nedim)
  • Sizin bakkakınız bile yok memleketinizde işletecek, 680 milyon dolar yok istenilince verilecek. (İplikçi Nedim)
  • Evladım para alacağın zaman aç kapıyı kerhane kapısımıdır bu para kapısıdır!(İplikçi Nedim)
  • Bugün de anama dil uzatanın dilini koparırım, el uzatanın elini kırarım.
  • İki kişinin bildiği sır değildir.
  • Babasız büyüyebilirsin ama ortaksız büyüyemezsin. (Mehmet Karahanlı)
  • Sonunu düşünen kahraman olamaz.
  • Cennetten çiçek alıp cehenneme dikemezsin, cehennemden kor alıp cenneti yakamazsın.
  • Ekmek yediği yere ihanet eden, gün gelir ekmek yediği yerden kurşun yer.
  • Avın eti yenmiyorsa, amaç oyun oynamaktır.
  • Bu bir satranç, 64 kare dışında olmak da var, piyon olmak da var, mat olmak da...
  • Bardak zaten taşdı da damlayana yazık olacak.
  • Çakal gibi dostum olacağına, aslan gibi düşmanım olsun.
  • Kurtlukta düşeni yemek kanundur. (Mehmet Karahanlı)
  • Kelle veren tarafta değil, kelle alan taraftayız.
  • Sevdiğinle buluşursun ama bilirsin ki bu hasretin sonu değildir.
  • Bu alem, kimsenin kimseyi konuşturduğu alem değildir, herkesin birbirini susturduğu alemdir.
  • Dostum olmaz, hasmım yaşamaz.
  • Çakalın yaveri tilkidir.
  • Ben gaz maskesiyle gül koklamam yeğenim! (Seyfo)
  • Dünya bir gündür, o da bugündür.
  • Vadiye pus indikten sonra kurt değil kurda, attığı adıma bile güvenmez.
  • Kuştan korkan darı ekmez, eksede korkuluk dikmez.
  • Ne sevdiklerim için yaşayabiliyorum, ne de vatanım için ölebiliyorum.
  • Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı göze almışım.
  • Ölüler de zannediyor ki diriler her gün helva yiyor.
  • Racon kesmiyorum, kafa kesiyorum!
  • Devletle ortak olanın vereceği çok olur, Allah'la ortak olanın alacağı çok olur.
  • Ölenin arkasından ağlama ki sen öldükten sonra arkandan ağlayan bırakma.
  • Azdan az, çoktan çok gider. (Çakır)
  • Rüzgar ne kadar sert eserse essin, kayadan alıp götüreceği tozdur. (Şahin Ağa)
  • Bilmediğin yere kapıdan girmeyeceksin.
  • Eğer bir adamla votka içmemişsen, onunla asla düşman olma. (Tilki Andrei)
  • Ben senin canın için ömrümü bir kibritin kavında tutuştururum ama benim yanmam senin gönlündeki ateşin sönmesini sağlamaz.
  • Vatan dediğin bu aslanlar bir de bunları doğuran aslan analar.
  • Ateşle oynayan ya elini yakar, ya kendini.
  • Dünyanı karartmaya geldim..
  • Kurt yatağında yatan kurt, aslan ininde yatan aslan, çakal otlağında gezen çakal olur.
  • Dostunu da, düşmanını da kendin seçtiğin sürece güçlüsün. (Mehmet Karahanlı)
  • Çok mütevazi olma, kibirden bilirler.
  • Büyüğünü bilen büyüğünden büyüktür.
  • Bizim de bir adımız var ezanla konuldu selayla biter.
  • Akıllı insanlar yeni fikirleri tartışırlar, normal insanlar sonuçları tartışırlar, küçük insanlarsa başka insanları tartışırlar... (Mehmet Karahanlı)
  • Kaç ölüm adını değiştirir usta?
  • Hayatta hiç bir şey tesadüf değildir. (Mehmet Karahanlı)
  • Namımızın büyüklüğü, dostlarımızın büyüklüğündendir.

(Cerrahpaşalı Halit ve Testere Necmi'nin kumpasına düşerek Çakır'ın vurulmasına neden olan baldızı Meral'e, ablası, Çakır'ın karısı Nesrin tarafından...)

  • Fazla dolaşanın ayağına bok bulaşır. (Deve Tuncay)
  • Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar… Ne şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar. Gerçi istemem gelmeni yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni, gelme artık neye yarar...
  • Cenneti göremeyeceğiz Memati bari cehennemi hak edelim.
  • Bir daha sakın ailen üzerine kumar oynama bu oynadığın son kumar olur.
  • Oyun bitince satranç tahtası kapanır şah da piyon da aynı torbaya girer. (Mehmet Karahanlı)
  • Katranı kaynattık olmadı şeker sayın Karahanlı. Bundan sonra ne kadar kaynatırsan kaynat olacağı zifttir
  • Sahip olabileceğin şey budur sahip olamayacağın şey budur.
  • İntikam soğuk yenildiğinde lezzetli bir aştır.
  • Güneş tepeden vurduysa, gölge ayağımızın altıdır...
  • Kurda akıl, güneş doğana kadar lazımdır.
  • Bir daha asla kocandan başkası için seviyorum deme. (Beti)
  • Benim aslanlarıma kefenden başka şey giydiremezler
  • Amacımıza ulaşıncaya kadar karşımıza çıkan herkes, hayatıyla amacımıza hizmet etmezse ölümüyle bu hizmeti gerçekleştirecektir...
  • Kapıdan içeri girip yeminini edersin, çıkarken hayatın yemin ettiğin masanın üzerinde kalmıştır...
  • Çarkın nasıl işlediğini bilmek önemli değil, çarka çomak sokmak önemli...
  • İşin içine ihanet girdi mi kardeşlik değil hukuk başlamalı
  • Bir gemi batıyorsa o gemide ben yokum demektir. (Mehmet Karahanlı)
  • Bilmediğin bir işe giriyorsan muhakkak bir şeyler kaybedersin.
  • Kartal avını öldürmeden önce göğün en tepesine çıkartıp aşağı bırakırmış
  • Kartal kurdu koyun zannederse direk yere çakılır
  • Cevabını bilmediğin soruları sorma Necmi (Mehmet Karahanlı)
  • Kurtlar vadisinde beyazın kaderi kirlenmek, siyahın kaderi suçlanmaktır
  • Biz ki Vatan sevmelerinin ustasıyız.
  • Rüzgar ne kadar sert eserse essin koca kayadan alıp götüreceği tozdan başka bir şey değildir...
  • Kumarda kazanan yoktur sadece oynatan kazanır...
  • Tamam onun eli güçlü ama kumarı oynatan benim (Mehmet Karahanlı)
  • Dirisinden korkmadık, Ölüsünden mi korkacaz?
  • İçimde alacağanız tek bir kafa var gerisi kuru kafa atın gitsin.
  • Eğer senden başka büyük yoksa eyvallah diyeceksiin.
  • Kurtlar vadisinde ölüm akreple yelkovanın buluşma anıdır.
  • Atasını tanımayan it peşinde gezermiş.
  • Herkes cennete gitmek ister ama kimse ölmek istemez.
  • Sen benim hem var olma Hem de yok olma sebebimsin.
  • Doğurmayı bilmeyenler, öldürmeyi nerden öğreniyorlar.
  • Kurtlar Vadisinde iz sürmek istiyosan kurdun postunu giymek zorundsın.
  • Çok büyüğü olan büyüyemez.
  • Kimileri okur öğrenir, kimileri yaşar öğrenir
  • Kanı Efe, içi Ali, dışı Polat! Bir karar ver evlat!
  • Umarım ömrümün sonunda doğrularım yanlışlarımdan fazla olur. (Polat Alemdar)
  • Allah kadinin hakli olanindan sakinsin
  • Sabır boyun eğmek değildir, sabır mücadele etmektir.
  • Hem kadın, hem avukat!
  • Tedariksiz hacete giden domala domala taş arar.
  • Ahirim sensin Elif. (Polat Alemdar)
  • Acı çekmek ölmekten zor!
  • Sen benim hem var olma hem de yok olma sebebimsin... (Polat Alemdar)
  • Ben mafya babasıyım! (Polat Alemdar)
  • Benim hayatımın hepsi yalan Elif. Tek gerçek sensin! (Polat Alemdar)
  • Terazinin iki tarafında kimin durduğunun önemi yok. Önemli olan kefeyi tutan demir.(Mehmet Karahanlı))
  • Güneşsiz havada gözlük takan adam benimdir.(Pala)
  • Her zaman mutluluğun doruğundayken gülünmez, bazen sırf hayata gıcıklık olsun diye uçurum kenarındayken bile gülümseyeceksin.
  • Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.
  • Hayatta edindiğim tecrübeler, yediğim kazıkların toplamıdır.
  • Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir.
  • Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur.(Mehmet Karahanlı)
  • Herşeyin, zamanı var; yaşamanın, sevmenin, hatta ölmenin bile..
  • Biz belimize silahı silahla vurulmak için koyduk. (Memati)
  • Sakın 30 yıl hukukun olmayan birine, sakın deme! (Polat Alemdar)
  • İnsana güvenme ölür, ağaca yaslanma kurur.
  • Kahpelik gizli yapılır, gizli kalmaz.
  • Pokeri niye seviyorum biliyor musun Kılıç? Elin açmazsa oyuna giremezsin. (Laz Ziya)
  • Biz ormanların kralıyız aslanım... İte çakala verecek canımız yok!
  • Sadece şahlar hamleleri önceden sezer.
  • Özgürlük, sonu meçhul bir firardır.
  • Hayat, ölümle kumar oynama sanatıdır.
  • Gözden akan bir damla yaş, kimsenin susuzluğunu gidermez.
  • Biz ölmeyi çoktan göze aldık da, yanımızda kimleri götüreceğiz onu düşünüyoruz.
  • Sen piyonsun, ben şah. Seni kaybedersem çok çoğu 2 puanım gider, sen beni kaybedersen oyun biter.(Mehmet Karahanlı)
  • Yürü bre Hekimoğlu!... Ünye Fatsa arası Ordu kuruldu. Ulan... Ölümden öte köy mü var be!... *Snmifff* Ya bismillah!

(Çakır ölümüne gidiyor...)

  • Keser döner sap döner, gün olur hesap döner. (Çakır)
  • Herkes anami soruyor; kimse babami sormuyor... (İplikçi Nedim)
  • Sadece ölüler görür. (Pala)
  • Kurt ne zaman pusudan korkmuş ki şimdi biz korkalım...(Polat Alemdar)
  • Polat Alemdar: Sana birşey söyleyim mi, senin edemezsin dediğin herşeyi ettim. Bence iyi de ettim!

Aslan Akbey: Ben de sana birşey söyleyim mi, herşeyin içine ettin!

  • Cehennemden kor alıp cenneti yakamazsın, cennetten gül alıp cehenneme ekemezsin.(seyfo)
  • Kurtluk'da kanun düşeni yemektir.
  • Benim bu alemdeki raconum dayı silahımı çıkardıktan sonra mermim bitene kadar yerine koymamaktır,azdan az çoktan çok gider ne gele gele!(Süleyman Çakır)
  • Seni de damadını 7 parçaya bölersem 7 tepeye sığdırırım.(Testere Necmi)
  • Hasmın ayağına gelecek kadar cesursa sen de karşısına çıkacak kadar cesur olacaksın Orhaan!(Laz Ziya).
  • Üstüne dünyayı yıkarım.Oturduğun koltuğa dua et.(Laz Ziya ardından sehem kuran Tombalayacıya kızar)
  • Bu alemde karısının adıyla,lafıyla hareket eden adam "KARI MUAMELESİ GÖRÜR"(Laz Ziya 20.bölüm)
  • Yaşamak için yalvamadık ölmek için de yalvarmayız.
  • Yalnız ca Kumarı oynatan kazanır! yalnız ca oynatan!
  • Bana Mutluluğun resmini çizebilirmisin Abidin?
  • Ben teknik resim çizebilirim abi ben teknik lise mezunuyum.
  • Kötü köpek sürüye kurt getirdi(Polat Alemdar)

Kaynak[düzenle]

  1. Polat, Şevko'nun Elif'i kaçırmak için gönderdiği adamlardan birini öldürmüş, cesedini diğerlerine verirken de "Sen kimsin" sorusuna "Adım Polat... Kimine göre Can Polat, kimine göre Can Alan Polat" demiştir. Şevko, bu sözüyle Polat'ın bu lafına gönderme yapmaktadır.
  2. Ferman, kendisini Western filmlerinin ünlü oyuncusu, eşcinsel olduğu bilinen Rock Hudson'a benzeten birini öldürdüğü için içeri girmiştir ve bu benzetmeye çok kızar
  3. Çakır, Eren'e hemen her seferinde "Ermiş" diye seslenmektedir

Ayrıca bakınız[düzenle]