İçeriğe atla

İnce Kırmızı Hat

Vikisöz, özgür söz dizini

İnce Kırmızı Hat (İngilizce özgün adıyla The Thin Red Line), James Jones'un aynı adlı eserinden uyarlanan ve yönetmenliğini Terrence Malick'in üstlendiği, 1998, ABD yapımı savaş filmi.


  • Hey hadi, hadi söyle. Hadi söyle, kimin yaşayacağına kim karar veriyor! Kimin öleceğine kim karar veriyor! Bu savaş anlamsız, bana bakın, burada duruyorum ve üstüme tek bir kurşun bile gelmiyor. Bir tane bile gelmedi. Neden! Peki neden hepsinin ölmesi gerekiyor? Burada durabiliyorum, ayakta duruyorum ve bana bir şey olmuyor görüyorsunuz!
  • Bu dünyada tek başına bir erkek, bir hiçtir. Ve bu dünyadan başka dünya yok.
  • Kalıcı olan iki şey var: Biri ölüm, öbürü de Tanrı.
  • Şu anda kendini yok etmeye çalışan bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir durumda sadece gözlerini kapatıp görmezden gelirsin. Kendini korursun.
  • Dışarıda her şeyin yoluna gireceği başka bir dünya yok. Sadece bu dünya var.
  • Yanlış zamanda yanlış yerde olursan ölürsün.
  • Bir ailenin sadece bir reisi olur ve bu da babadır. Anne ailenin işlerini yürütür.
  • Savaş, insana şeref kazandırmıyor, onu köpeğe çeviriyor, ruhunu zehirliyor.

Diyaloglar

[değiştir]
Edward Welsh: Hiç değişmedin değil mi Witt? Hiç akıllanmadın. Seni kendi haline bıraksak kendini astırırsın. Söyle kaç defa firar ettin? Asker olalı 6 sene oldu. Artık akıllanıp bu davranışlarına bir son vermelisin. Tabii vereceksen... 
Robert Witt: Herkes akıllı olamaz.
Edward Welsh: Hayır olamaz. Çok yazık. Şu haline bak. Aslında benim bölüğümde görev yapamazsın. Hiçbir zaman gerçek bir asker olamayacaksın. Bundan eminim. Bu C bölüğü, başçavuş benim. Her şeyi ben yönetirim. Komutan Yüzbaşı Staros ama bölüğü ben yönetirim. Kimse buna karşı çıkamaz. Sen sadece sıradan bir adamsın. Sen mahkemeye çıkacaktın. Ama bir anlaşma yaptım. Yine de şanslı sayılırsın. Seni disiplin birliğine gönderiyorum. Sedye taşıyıcı olacaksın, yaralılarla ilgileneceksin.
Robert Witt: Vereceğin her cezaya katlanırım. Senden daha çok erkeğim.
Edward Welsh: Bu dünyada tek başına bir erkek bir hiçtir. Ve bu dünyadan başka dünya yok. 
Robert Witt: Yanılıyorsun çavuş. Başka bir dünya gördüm. Bazen onu hayal sandım ama olsun. 
Edward Welsh: Göremeyeceğim şeyler görmüşsün. Şu anda kendini yok etmeye çalışan bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir durumda sadece gözlerini kapatıp görmezden gelirsin. Kendini korursun. Ben belki de en iyi dostunum haberin bile yok.

Gordon Tall: Senin neyin var Staros? Destek göndermelisin. Söyler misin bana, ne yapıyorlar? Onları dürbünle görüyorum buradan. Orada tümseğin arkasında öylece yatıyorlar. Gidip makineli yuvalarını temizlesinler, tamam.
James Staros: Burada olanları anladığınızı sanmıyorum albay. Biz ağır kayıplar verdik, bir adamımız düzlükte vuruldu ve moralimiz çok bozuldu.
Gordon Tall: Tamam tamam. Peki ya destek birlikleri? Tamam.
James Staros: Elimde sadece iki manga var. Onları gönderebilirim, tamam.
Gordon Tall: Ne demek iki manga gönderebilirim! Lanet olsun! Eğer destek gönderin diyorsam, gönderin demektir bu! Herkesi yukarı göndereceksin, hem de hemen, herkesi herkesi! Birinci müfrezeyi, onları görüyorum. Hiçbir şey yapmadan yatıyorlar. Onlara saldırı emri verecek bir adam gönder. Onları yamacın yanına sarkıt. Sonra da ikinci müfreze tepeye saldırsın anlaşıldı mı! Ortadan geçecekler, doğruca tepeye gitsinler, onlara hemen saldırmak zorundasın! Bana bak Staros, adamların vurulurken sana piyade taktiklerini öğretmem mi gerekiyor, söyler misin! Tamam.
James Staros: Albay, burada olanları anladığınızı hiç sanmıyorum efendim. Sadece benim bölüğüm orayı ele geçiremez efendim. Japonlar çok iyi gömülmüşler ve ateş güçleri fazla. Albay bir... bir de sığınak var, onu göremiyoruz ve adamları kıymaya çeviriyor efendim. Sizden 210 numaralı tepenin sağ yanından ormana doğru keşif yapma izni istiyorum efendim. Bana kalırsa oraya saldırırsak tepeyi ele geçirebiliriz efendim. Çok hayat kurtarır.
Gordon Tall: Hayır! Lanet olsun sana hayır diyorum! Çevirme harekâtı olmayacak! Dinle beni şimdi, adamlarını alıp savaştan kaçmak için, gidip o ormana girmeyeceksin! Duydun mu beni? Beni duydun mu Staros! Saldırmanı istiyorum, elindeki her adamla hemen saldırıya geçmeni istiyorum. Hemen saldır Staros! Sana emrediyorum!
James Staros: Efendim emrinize karşı çıkmak zorundayım. - Sağdan yapılacak güçlü bir keşif harekâtı için tekrar izin istiyorum efendim. Efendim, şu anda saat 13:25, burada beni dinleyen iki tanığım var ve siz de orada tanık bulsanız iyi olur, tamam.
Gordon Tall: Staros, bana bu avukat ayaklarını çekmeyi bırak. Senin lanet bir avukat olman umurumda değil! Burası mahkeme salonu değil! Bu bir savaş anlıyor musun beni! Şimdi, o cephe hücumunu istiyorum. Emrimi tekrarlıyorum, tamam!
James Staros: Albay, adamlarıma oraya cephe hücumu yaptırtamam. Bu intihar olur. İki buçuk yıldır bu adamlarla beraberim. Ölmeye gitmelerini emredemem, tamam.
Gordon Tall: Bak, çok önemli bir karar veriyorsun Staros. - Ama bu kadar ısrar ediyorsan haklı olabilirsin, ben oraya geliyorum. Pekâlâ, emri geri almıyorum evlat. Ama oraya geldiğimde durumun umutsuz olduğunu görürsem, bunu hemen göz önüne alırım. Ama bu arada lanet olası, ben oraya gelinceye kadar tutunmanızı istiyorum, anlaşıldı mı! Ve eğer mümkün olursa, yamaçtaki o adamları harekete geçir! Tamam!

Gordon Tall: Pekala, geç otur şöyle, hadi... Pekâlâ Staros, seni görevinden alıyorum. Yerini Teğmen Band alacak, ona söyledim bile. Bunu yapmak çok zordu, verilmesi güç bir karardı. Bence yeterince sert değilsin sen, çok yumuşaksın, çok yumuşak kalplisin, yeterince sertleşmemişsin sen. Her neyse, bu kararı vermeliydim ve verdim.
James Staros: Adamlarımı ölü görmek istemem. Hiç kollarında ölen biri oldu mu? Oldu mu?
Gordon Tall: Bundan bir tragedya yaratmaya gerek yok. Bunu taburumun kayıtlarında görmek istemem, zaten sen de seninkinde görmek istemezsin. Bunun korkaklık veya yetersizlikle ilgisi yok. Şu ormana bak. Şu sarmaşıkların ağaçların çevresinde nasıl dönüp her şeyi kavradığına bak. Doğa acımasızdır Staros. Bu arada senin Washington'daki askerî mahkemeye atanman için tümüne başvurdum. Sağlık nedenlerinden dolayı... Avukatsın. Daha sıtma olmadın mı?
James Staros: Hayır olmadım.
Gordon Tall: Fark eder mi? Bunu ayarlarım, yani sıtma olacaksın. Ayrıca seni gümüş yıldıza aday gösterdim. Bunu öyle bir şekilde yaptım ki reddedilmeyecektir. Belki mor kalp de alırsın.
James Staros: Neden?
Gordon Tall: Şu yüzündeki çizik yüzünden ve ellerindeki kesikler yüzünden. Şimdi beni dinle Staros; bence bir dahaki yaralı ve esir grubuyla burdan gitsen çok iyi olur. Senin çevrede dolaşman kimsenin yararına olmayacak. Bunu ne kadar sessiz halledersek o kadar iyi olur.

Edward Welsh: Senin için üzülüyorum evlat.
Robert Witt: Öyle mi?
Edward Welsh: Evet biraz. - Bu ordu seni öldürecek. Kendini kurtaracak kadar akıllısın, başkalarını boş vermelisin. Hiç kimseyi kurtaramayacağın yanan bir evin içine koşuyoruz. Bu deliliğin içinde tek başına ne gibi bir fark yaratabilirsin ki? Ölürsen bu boş yere olacak. Dışarıda her şeyin yoluna gireceği başka bir dünya yok. Sadece bu dünya var, sadece bu kaya...

Er: Size teşekkür etmek istedik. Çevirme harekâtını istediğiniz için... Bizi koruduğunuz için. Bizi kolladınız. Gittiğiniz için çok üzgünüz, bence bu iyi olmadı.
James Staros: Şey... Haklı mısın bilmiyorum. En zor tarafı doğru mu yaptım bilmemek. Zor tarafı bu. Ama artık önemli değil. Gitmek istiyorum... hem de çok.
Er: Hâlâ bir dilekçe yazabiliriz.
James Staros: Niçin? Ne işe yarayacak? Zaten gitmek istiyorum. Bırakın her şey yatışsın.
İnce Kırmızı Hat ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.