Yusuf Kaplan

Vikisöz, özgür söz dizini
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Yusuf Kaplan
Doğum tarihi 1964
Doğum yeri Şarkışla
Wikipedia-logo-v2.svg Vikipedi maddesi
Notification-icon-Wikidata-logo.svg Vikiveri öğesi
  • İnsan sormadan edemiyor: İyi de, mademki, sömürgeci Batılıların bütün değerlerini, yaşama biçimlerini, iyice içini boşaltarak tepe tepe tükettiğimiz kültürlerini benimseyecek idiysek biz o İstiklal Savaşı’nı niçin ve kime karşı verdik peki?[1]
  • Amerikalılar yaklaşık yüzyıl, Avrupalılar üç yüzyıl dünyanın ekseni oldular ama insanlığa insanca yaşanabilecek bir dünya armağan edemediler. Tam tersine, dünya üzerindeki hegemonyaları güce, maddî atılımlara yani niceliğe dayandığı için insanlığı manevī bir bunalımın, güçlü olanın haklı olarak görüldüğü bir niteliksel bir çürümenin, eşliğine fırlattılar; sözün özü, dünyayı cehenneme çevirmekten başka bir şey yapamadılar.[2]
  • Cemaatler, özellikle tasavvuf eksenli cemaatler bu toplumun sigortası; Fethullah Gülen Hocaefendi ve (samîmî, ihlaslı, dur durak demeden ülke ülke dolaşan) talebeleri ise bu ülkenin emniyet sübabıdır.[3]
  • Osmanlı İmparatorluğu'nun "durdurulması"ndan sonra, Türk elitleri, Türkiye'de hayalî bir Batılı toplum yaratmak amacıyla bir kültür ve medeniyet değiştirme projesi başlattılar.[4]
    • 22 Şubat 1999 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan "Tarihî dönemeç" başlıklı yazısından
  • Osmanlı çökertilmişti ve yerine kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın iddialarına ve misyonuna sahiplenmediğini alenen tüm dünyaya ilan etmesine rağmen Batılı hegemonik güçler Türkiye'ye her zaman belli bir mesafeden ve paranoyak bir kuşkuyla bakmaktan geri durmadılar.[5]
    • 21 Haziran 1999 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan "İhanet ve Kuşatma Çemberi" başlıklı yazısından
  • Şu an yaşadığımız tarih, bizim yaptığımız veya icat ettiğimiz bir tarih değil. Batılıların yaptıkları ve icat ettikleri bir tarihi biz de yaşamak için çırpınıp duruyoruz. Tarihimizi (=geçmişimizi ve geleceğimizi), kaderimizi, kendi ellerimize almayı başaramadığımız sürece kendimiz olarak varolabileceğimizi elbette ki söyleyemeyiz.[6]
    • 2 Ağustos 1999 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan "Bir varoluş ve direnişin öyküsü" başlıklı yazısından
  • Dünyada, tarih bilinci böylesine köreltilmiş başka bir toplum olmasa gerek. Osmanlı'yı, ortaya koyduğu köklü ve çok yönlü mirasıyla ve misyonuyla değerlendirmek ve anlamlandırmak yerine, sadece ya hamasi nutuklar atarak, ya da şaşırtıcı bir şekilde karalamaya çalışarak Osmanlı'yı anlayabilmemiz mümkün değildir. Oysa Osmanlı'nın mirasını ve misyonunu en çok bugün anlamamız gerektiğini düşünüyorum.[7]
    • 11 Ağustos 1999 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan "Yeni Şafaklara Doğru..." başlıklı yazısından
  • Görüldüğü gibi İslam dünyası, köklü değişimlere gebe. Yüzyılın başlarında Osmanlı'nın durdurulmasıyla tarihe karıştığı sanılan İslam medeniyeti, yeniden İslam dünyasındaki değişim taleplerinin temel ipuçlarını ve kavramlarını verecek kadar müslüman toplumlara, müslüman aydınlara ilham kaynağı olmaya devam ediyor.[8]
    • 18 Eylül 1999 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan "Değişimin temel kaynağı: İslam" başlıklı yazısından
  • Uluslararası güçlerin takındığı çifte standart da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Örneğin bir BM'li diplomatın, 21 Eylül tarihli New York Times'a "Doğu Timor halkının bağımsızlık kararı tarihe malolmuş bir karardır. Bu kararı kimse değiştiremez" şeklinde bir açıklama yaparken; insan hakları sevdalısı(!) Batılı diplomatların ve ülkelerin, Kafkaslar'da yüzyıllardır Rus zulmüne maruz kalan masum halkların bağımsızlıkları için referanduma gitmeleri gerektiğini akıllarının köşesinden bile geçirmemelerini, üstüne üstlük de bu masum, "güçsüz" insanların katledilişlerini seyretmelerini hatta bu insanları her fırsatta "kan emici teröristler" olarak takdim etmelerini neyle ve nasıl açıklamalı acaba?[9]
    • 25 Eylül 1999 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan "Kafkaslar ve Endonezya neden karışıyor?" başlıklı yazısından
  • ABD, Türkiye gibi köklü bir imparatorluk ve medeniyet tecrübesi yaşamış bir ülkede, bazı "şeyler"in hala sürdüğünü; Türk toplumunun kimliğini, anlam haritalarını, kollektif hafızasını oluşturan temel dinamiklerin yok edilemediğini; Türkiye'deki sistemin meşruiyetini bu dinamiklerle kavgalı" olmaktan almasının gelecekte Türkiye'deki dengeleri alt üst edebileceğini çok iyi biliyor.[10]
    • 29 Eylül 1999 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan "Türkiye'nin gücü" başlıklı yazısından
  • Geçmişsizseniz, geleceksizsinizdir. Fakat geçmiş sizseniz, gelecek de sizsiniz demektir.[11]
  • İngilizler bütün kavşakları tutmuş yavşaklardır.[12]
  • Küresel Sistem'in beyni İngiltere'dir, sopası Amerika'dır, maşası El Kaide, IRA, ETA ve benzeri bölgesel ya da küresel terör örgütleri ve baronlardır, taşeronu İran'dır, finansörü Suudlar ve zengin hanedanlardır.[13][14][15][16][17]
  • Hasan Âli Yücel’in İslami çevrelerde yanlış anlaşılan bir tarafı var. "Yücel sadece batılı klasikleri çevirdi" diyorlar. Ama Yücel, aynı zamanda doğu klasiklerini, Mevlana, Yunus Emre, İbn-i Haldun, Firdevsî dâhil tasavvuf ve felsefe literatürünü de aktardı. Biz bunu atlıyoruz. Hasan Âli Yücel'den sonra da Cumhuriyet döneminde kimse çıkmadı. Böyle rezillik olmaz. Kendi kaynaklarıyla barışık olmayan bir toplumun entelijansiyasının kendisiyle ve dünyayla barışık olması mümkün değil. Biz kendimizi kandırıyoruz.[18]

Kaynakça[değiştir]