İçeriğe atla

Ruşen Eşref Ünaydın

Vikisöz, özgür söz dizini
Ruşen Eşref Ünaydın
Türk edebiyatçı, gazeteci, yazar, siyasetçi.
Doğum tarihi 18 Mart 1892
Doğum yeri İstanbul
Ölüm tarihi 21 Eylül 1959
Ölüm yeri İstanbul
Vikipedi maddesi
Vikiveri öğesi

Ruşen Eşref Ünaydın, Türk edebiyatçı, gazeteci, yazar, siyasetçi ve diplomat. Galatasaray'ın kurucularından -12 numaralı üye- biridir.

Eserleri

[değiştir]
  • Bana Kanije müdafii Tiryaki Hasan Paşa ile yahut Plevne aslanı Gazi Osman Paşa ile görüşmek mukadder olsaydı bugünkü muhavereden daha fazla mı bir heyecan duyacaktım?
  • Genç bir simada bu kadar engin bir mana gördüğümü hatırlamıyorum: Işıklarla gölgelerin dalgaları arasında sebat, tevekkül, tevazu, vakar, mülâyemet, huşunet, saffet, zekâ... Bütün bu zıt şeylerin toplandığı sarışın ve gayet sevimli bir yüz.
  • Ve askerlik hayatına İstanbul'dan Yafa'ya sürülmekle başlayan; Hareket Ordusu gibi, Trablusgarp ve Balkan Muharebeleri gibi memleketin en tehlikeli zamanlarında can verircesine vazife başına atılan bu kahramanın elini sıktım. İçimde ona karşı derin bir hürmet, bir İstanbul çocuğu ruhu ile derin bir şükran olduğu hâlde yanından ayrıldım.
  • Yazıhanesi üzerinde bir Çerkez kamasının yanı başında Balzac'ın Colonel Chabert'i, Maupassant'ın Boule de Suif'i, Lavedan'ın Servir'i duruyordu. Şüphe yok ki Paşa, sükûnetli dakikalarının boşluğunu edebiyatla dolduruyor.
  • Zira harp sahasında kalın paltolarla kaba çizmelerin içinde uykusuz üç dört gece geçiren bu zat, salonlarda pek mahirane vals edermiş; tanıyanlar Mustafa Kemal Paşa'yı yalnız gözü yılmaz bir kumandan diye değil, aynı zamanda salonlarda pek lezzetle aranan nazik, terbiyeli ve zeki bir kavalye diye anıyorlar.
  • — Derler ki muharebede bizim askerlerin gözüne yeşil sarıklı askerler görünürmüş, siz de gördünüz mü onlardan?
— Hayır efendim, biz görmedik. Yalnız kuşlar vardı. Yeşil yeşil. Ateşin arasında gezerlerdi. Sonra zeytin ağaçlarına konarlardı. Başka bir şey görmedik.
(Hüseyin Oğlu Mustafa Onbaşı)
  • Hele müdîr-i sânînin bir tedbîr-i tahaffuzî olmak üzere mektep balkonuna Fransız bayrağı astırmaya kalkışmasını büsbütün menetti. "Türk'ün müessesesinde onun bayrağından başka bir bayrak yaşayamaz!" demiş, bizzat vazifesi başında bulunmuştu.
31 Mart İsyanı'nda
  • Vatanı civanmert gövdelerinizden bir can kuşağı ile koruyup sakındıktan sonra havasını da ruhlarınızla sizler doldurdunuz! Sizinle dolu havada esaret yaşar mı?
Şehitler için
  • Gazi Mustafa Kemal bir gün sofrasında temrin olarak bana şu kelimeleri verdi:
"İnsan, bîhudut, beşeriyet, tezahür eder, aşk, ruh, ten, dudak, saç, hayat, hayat, hayat, şefkat, muhabbet, ölüm, hayat, hayat, bilmem."
— Bu kelimeler sana ne ilham eder? dedi.
Şunu yazdım:
"İnsan isen sevginde bîhudut ol. Beşeriyetin kemali bunda tezahür eder. Bunu anlamayan hiç bilmeyecek; güzel saç, berrak ten, duygulu dudak nedir!
O bilmeyecek aşk nedir, ruh ne! Böyle biri için hayat bile ölümdür. Fakat beşeriyet bunu istemez. O hayat diler, hayat, hayat! Gel, ey fâni, anla ve gör
ki hayat nedir: Şefkattir o, muhabbettir o. Hayat budur. Ötesi ölümdür, onu ben bilmem. Hayat isterim, hayat..."
Dinledi ve beğendi.
  • Gel, vakitler vaktimizken saçının örgüsüne benzeyelim! Yarın aynı toprağın altında ayrı kalırız.
  • Gözler kamaştıran ne varsa müebbeden sende imiş, müebbeden seninmiş gibi gönlümü çiğneye çiğneye geçtin güzelim...
  • Nemiz payidardır, payidar olmak arzusundan gayrı...
  • Şu tunç küheylan üstünden atiyi görecek odur. Fânilerin içinden baki kalacak odur.
Mustafa Kemal Atatürk için
  • Gutenberg'in matbaayı bulup yaratmakla dünyaya ettiği hizmetin büyüklüğü ne ise Gazi Mustafa Kemal'in yeni harfleri bulup, yarattırıp kanunlaştırmasıyla Türk kültür dünyasına ve medeni insanlık haysiyetine ettiği hizmetin büyüklüğü de odur, demek mübalağa sayılmasa gerektir.
  • O, aklının ve kılıcının keskinliğiyle milletinin hakkını sağlamış, yiğitliğinden dünyaya parmak ısırttırmış Türk kahramanıdır. "Merhamet dilenilmez, kendine saygı ve sevgi besletilir." demiş Türk kahramanı... İşte Gazi Mustafa Kemal odur.
  • Çünkü sen, acımayı gerçi bilirdin, insan ve cömert ruhun vardı fakat acınmaktan tiksinirdin. Mazlum diye anılmaktan zalim diye adlandırılmak kadar iğrenirdin... Sence kuvvet ve aciz diye iki gerçek vardır. Milletine ve arkadaşlarına bunlardan sadece kuvveti yaraştırırdın.
  • Onlar işitmemişler miydi ki Sakarya Savaşı subay savaşı olmuştur. Subay savaşı! Yani şuur ve ülkü savaşı, aydınların savaşı... Bu savaşta üç bin subayımız şehit olmuştur! Yalnız bu bilgi bile insanın gözleri önüne ne olağanüstü manzaralar ve hatıralar getiriyordu.
  • Sarı sarı saçları o dağdan esen rüzgârlarda savrularak dediydi ki:
— Yahu! Memleketi ben mi batırdım? Yabancıyı Anadolu'ya ben mi soktum? Ben mi nizamı bozdum? Ben kalanı korumak, dağılanı kurtarmak ve nizamı kurmak için çalışıyorum. Bana müteşekkir olmaları lazım gelirken müstevli düşmanlarımızın menfaatine uyarak nankörlük ediyorlar!
1919'da Sivas yolunda
  • Galatasaray Kulübünün ilk fahri başkanı büyük şair Tevfik Fikret'in ruhlarımıza nakşettiği şu öğüdü, her Galatasaraylı can kulağı ile bir kader buyruğu gibi dinlesin:
"Yükselmeli, dokunmalı alnın semâlara;
Doymaz beşer dedikleri kuş, itilâlara!"
  • Galatasaray'ın ilk futbolculuk heveslerinin kaynaştığı ve kulübünün kurulduğu günlerdeki devrin hükûmeti menfi, aleyhtar, mürteci, kuşkulu, korkak zihniyette! Türk'ten korkar, reayadan korkar, yabancıdan korkar, hareketten korkar, topluluktan korkar, fikirden korkar! Bu korkularından her birini ayrı bir usulle idare eder: Hareketi, topluluğu; polisle, zaptiye ile, hafiye ile, hapisle, sürgünle yasak eder. Fikri, sanatı, dergiyi ve kitabı sansürle önler. Yabancıları kapitülasyonlarla başına çıkarır. Türk ve Müslümandan gayrı yerli unsurları imtiyazlarla şımartır; rütbeler, nişanlar ve ihsanlarla kamaştırır.
  • Ne şereftir Galatasaraylı şair Emin Bülend'e ki Atatürk onun "Kin" başlıklı şiirini her fırsatta beğenerek okurdu. Hele o şiirin şu:
"Garbın cebîn-i zâlimi affetmedim seni
Türk'üm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi"
beytini ezberinden söylerdi; Çanakkale'ye saldıranlara karşı korken bu mısraları ikide bir bağıra bağıra tekrar ettiğini duygulanarak anlatırdı.

Gazete yazıları

[değiştir]
  • Bugün hepimizin kalbindeki bu duyguyu büyük bir ölü, vaktiyle oğluna şöyle anlatmıştı:
"Ümidimiz bu: Ölürsek de biz, yaşar mutlak
Vatan sizinle şu zindan karanlığından uzak."
Şimdiki hür Türkiye halkının yarınki hür Türkiye halkına vasiyeti işte ancak budur![1]
  • Çocukluğumuzdaki o ihtiyar nesil çekildikten sonra dünyamız gene gülümsemeyle dolu kalacak sanırdık! Meğer ne yanılmışız! Şimdi bizim neslin daha gençliğinde çektiği acılar ölen ihtiyarların yüz yıla yakın zamanda gördükleri cefanın yekûnunu da aştı.[2]
  • Dokuz süngü yiyen bir Mehmetçiğin, önüne üç Yunan askeri katıp yaralarına rağmen vücudunu da bu canlı ganimetleri de kendi karargâhına teslim ettiğini hepimiz biliyoruz. Falih Rıfkı'nın "Ateş ve Güneş"te dediği gibi: "Her zaman düşman bizden çok, biz düşmandan kaviyiz."[3]
  • Dün kendisine millet tarafından başkumandanlık verilen Mustafa Kemal, bugün her zamandan ziyade Türk azmini, Türk imanını şahsında topluyor. O, milletin hizmetindedir; millet de onun hizmetindedir. O biziz, biz oyuz![4]
  • Etrafında İsmetler, Refetler, Kâzım Karabekirler, Fevziler gibi her biri bir ordu sağlamlığında kudretli ve namuslu kumandanlardan, her biri bir ateş parçası subaylardan halesi olan inanınız bu mülkün ışığıdır. Ve bu son zafer dünyaya gösterdi ki Anadolu'da Yunan istilası küstah bir hayaldir. Hakikat olan Türk varlığıdır.[5]
Sakarya Zaferi için
  • Ey gürültüsü yüzlerce yıldır dünyayı tutan Türk askeri! Yüzlerce yıldır alnının yazısı bu iken, şu cefalar yekûnu içinde hâlâ dimdik, hâlâ kaskatı, hâlâ bıkmamış, yılmamış, hâlâ coşkunsun, hâlâ ateş gibisin! Seni yeryüzünün tanıdığı en sürekli kuvvet, hayat ve cefa denen güçlerin bile kıramadığı kuvvet diye seyrettim![6]
  • Ey Türk müncîsi ve hak eri, senin gününde yaşadığım için fânilerin en bahtiyarlarından biriyim.[7]
Mustafa Kemal Paşa için
  • Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı daima kuvvetleri kuvvetinden üstün sayılan çetin varlıklarla didişmekten haz duyar cidalci bir kudret olarak tanıdım. Harbiye'den neş'etiyle beraber Sultan Hamid istibdadına karşı mücadele, Otuz Bir Mart İsyanı'na karşı Hareket Ordusu'na iştirak, Trablus'ta İtalyan tecavüzüne mukabele; Çanakkale'de İngiliz, Muş ve Bitlis'te Çar gururunu kırışı... Bir zamanlar her hükûmet adamının saydığı Alman nüfuzuna karşı duran, mütarekeden sonra içli dışlı bir sürü düşman kuvvetine karşı millî hareketi ikame ve idame...[8]
  • Kimi evladını, kimi ıyalini, kimi anasını düşünüyor. Fakat onlara teselli, neşe, faaliyet ve samimiyet veren şey bir millet fikrine hizmet etmek, o uğurda her türlü fedakârlığa hiç tereddütsüz katlanmak gayesidir. Hepsi de "Bunu post kapmak, fırkacılık etmek için yapmıyoruz!" diyorlar. Allah versin, öyle olsun.[9]
Sivas Kongresi'ne katılanlar için
  • Mustafa Kemal Paşa, Anafartalar'daki hizmeti üzerine dahi kendini mirlivalığa terfi ettirmemiş olmalarını mülakat günlerinden sonralardaki hususi konuşmalarında ara sıra bir nevi sitem ve ibretle söylerdi. Ancak Muş'u, Bitlis'i geri aldıktan sonra mirliva olmuştu. Fakat Paşa, Çanakkale kazancından sonra Edirnelilerin kendisini bir fatih gibi karşılamış olmalarını, o cephe gerisi halkının kendisine olanca coşkunluğu ile kadirbilir, hizmetinin değerini vicdan şevkiyle mükâfatlandırır bir kutlayıcı kucak açmış olmasını daima duygulanarak ve Edirnelilere içten sevgi besleyerek anardı.[10]
  • Toprak tesviyelerinin, tünel açılmalarının, ray döşemelerinin ekseriya Türk işçileri, Türk mühendisleri, Türk fen memurları tarafından yapılmakta olması işe büsbütün millî bir güzellik veriyor. Türk kabiliyetinin fen sahasında da inkişaf etmekte olduğunu gösteriyor. Birkaç bin amele bu yüzden hayat kazanmaktadır. Memlekette yeni bir fen nesli yetişmektedir. Güzergâhlara tesadüf eden köylerde ve civarlarda elbet bir sevinç uyanmıştır. Ovalarının ortasında beyaz dumanı gören ve keskin düdüğü işiten Türkler kani olacaklardır ki artık ambarlarında mahsuller yıllanmayacak, çürümeyecek, yok pahasına satılmayacak... Anadolu'nun bir kısım insanları artık öküz, eşek ardında haftalarca yürümekten kurtulacak.[11]

Konuşmaları

[değiştir]
  • Arkadaşlar!
Abdülhak Hâmid'in Fatih için pek doğru olarak söylediği:
"Kaldın cihanda bir ân, her ânın oldu bir devr"
sözü, denebilir ki Atatürk'ün de tasviridir.[12]
  • Ben orada yoktum, sonra kendi ağzından dinledim, etrafına biriken sandallara karşı kadehini kaldırmış:
"Yurttaşlarım! Buna rakı derler. Biliniz ki bunu ben öteden beri içerim. Şimdi de kadehimi kaldırıp sizlerin şerefinize içiyorum." demiş ve halkın coşkun sevgi gösterileri içinde bâdenûş olmuş!
Dedikoduları gidermeyi, dedikoduların üzerine kendi hayatının açıklığını sermekle sağlardı.[12]
Mustafa Kemal Atatürk'ün içki anısı
  • Bizleri bağımsızlaştırana bağlanalım! Şair gibi bizler de diyelim ki:
"Esîr-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten!"
Böylece ona hayranlığımızı bir daha belirtelim. Çünkü o bir yeni adamdı: Hürriyetin, istiklalin âşığı, savaşçısı, davacısı ve timsali adam![12]
Mustafa Kemal Atatürk için
  • Çarşaf eteğinin boyunu aşık kemiği ile ölçer merkez kumandanlığından dünya güzeli Keriman'ı iftiharla, saygı ile karşılayacak, ona "Ece" adı verecek Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal'e varan mesafeyi aşmayı kime borçluyuz arkadaşlar? Kime borçluyuz, Türk kadınını Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman kadın kardeşlerinden farksız hür ve medeni bir Türk aile ve hazine kaynağı olarak kabul etme ve kabul ettirme çabasını? Hem de "süfrajet"siz, "grev"siz, zorlayışsız...[12]
  • Ey bizden daha genç olanlar! Bu emekler, bu dilekler sizler içindir! Bu dille sizler, ne mutlu, bizlerden çok ve güzel konuşacaksınız! Hele anaların kucağında ilk sözleri öğrenen Türk çocukları! Ah sizin konuşacağınız, sizin yazacağınız Türkçeyi duysaydım! Sizin ve sizin çocuklarınızın ağzında Türkçe kim bilir ne güzel, ne duru bir varlık olacaktır! Onu yarınki dâhi sanatkârlar kim bilir daha ne imrenilecek yeniliğe ve güzelliğe yükseltecektir. Onlar da unutmasınlar ki bu yolu onlara ilkin Mustafa Kemal açtı.[13]
  • "Kemalizm" dedikleri kuru etiket değildir, diri isabettir![12]
  • O gün ondan ayrılamıyordum. "Zaman geçmese olmaz mı?" diye düşünüyordum ve ne gariptir, kendimi tutamayıp ona hastalığını hissettirecek bir zayıflıkta bulunacağım diye de her an iğneler üstünde gibi idim. Biliyordum ki o, acınacak durumda görünmekten son derece iğrenir.[12]
Mustafa Kemal Atatürk'ü son görüş
  • Türkçe: Analarımızın dili, ana dili, diller güzeli... Yerine göre kılıçtan keskin, çelikten sert, kayadan sarp, boradan hızlı, bürümcükten ince, kelebekten uçucu, çiçekten renkli, kokudan tatlı, altından parlak, sudan duru Türkçe...[13]
  • Vaktiyle kahraman diye sevdiğimiz, alkışladığımız, inandığımız bir büyük şahsiyetin şu gidiş ve götürüş tarzı korkuyoruz ki bizi uçuruma yuvarlayacak. Zatıalinizi tanıdığımdan çok bahtiyarlık duyuyorum. Anlıyorum, inanıyorum ki bir felakete düşersek bizi batmaktan kurtarmaya çalışacak kahraman sizsiniz. Benim tanıdığım birkaç genç arkadaşın ümidi budur. Onlar da sizi seviyorlar, tebcil ediyorlar.
1918'de Mustafa Kemal Paşa'ya
  • Vasiyetiyle bağışıyla onların yaşamasını ve yaşatılmasını "nura doğru yürümemizin" en önemli esaslarından ikisi saydığını belirtmiş oldu. Türk Tarih Kurumunu yaratmakla "Kendinizi tanıyın." ve Türk Dil Kurumunu yaratmakla "Özünüzü unutmayın, yabancılıklardan arının." demiş oldu.[12]
Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih ve dile verdiği önemi anlatırken

Kaynaksız

[değiştir]
  • Söz fikirle kaimdir, fikirsiz söz olmaz.
  • Bencilin hakiki dostu olmadığı gibi, huzuru da yoktur.
  • İnsan kuyu gibidir. Bazen kendi içinde boğulduğu olur.   
  • Bir memlekette hürriyet olmadıkça ne fikir olur ne düşünür.   
  • İstediğin gibi yaşayamadıktan sonra, yaşamayı istemenin ne anlamı var?    
  • Boyuna geçip giden ömürde, hatıraları anmak, yaşamayı uzatmak mıdır, kısaltmak mı?   
  • Toprağı Bizanslı zorbanın elinden alıp, Arap bir zorbanın eline vermek çıkar yol değildir.  
  • Zihin ile beden, kendi arasında mutabık olmayınca; yol,yoldaş ve han aramanın faydası kime?  
  • Meslek de eşya gibidir. Daha iyisi olmasa bile daha lüzumlusu ile mübadele olunmalı. Yoksa zarar muhakkaktır.    
  • Askerinin bu kadar yanında giden, onlara ön ayak olan bir kumandana en zorlu düşmanların bile dayanamıyacağına aklım eriyordu.

Hakkında söylenenler

[değiştir]
  • Her şeye rağmen muhakkaka bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız, aziz memleket ve milletim hakkındaki payansız muhabbetim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkı ile ziya serpmeğe ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğümdür. İşte, azizim Ruşen Eşref Bey, sizi, ben, bu mübarek hizbin tabiî azasından görüyorum. Gün geçtikçe daha mühim hizmetlerinize intizar ediyorum. Bugünden ziyade yarınların şükran ve sâpâşına namzet olan sizi bugünden tanıyabilmekle memnunum. Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Paşa'nın Ruşen Eşref'e gönderdiği resmin üstündeki ithaf yazısı, 24 Mayıs 1918

Kaynakça

[değiştir]
  1. Ünaydın, Ümit, 1921
  2. Ünaydın, Hicret, 1921
  3. Ünaydın, Manevî Kuvvetimiz, 1921
  4. Ünaydın, Azim ve İman, 1921
  5. Ünaydın, Gazasını Tebrik/Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya, 1921
  6. Ünaydın, Asker Geçerken, 1922
  7. Ünaydın, Müncînin Huzurunda Esir Generaller, 1922
  8. Ünaydın, Büyük Hitabeye Dair-I, 1922
  9. Ünaydın, Sivas'ta Kongre Binası ve İçindeki Hayat, 1919
  10. Ünaydın, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat (1918) Üzerine Yazdığı Yazı Dizisi, 1956
  11. Ünaydın, Demir Yolları Devri, 21 Haziran 1924
  12. 12,0 12,1 12,2 12,3 12,4 12,5 12,6 Ünaydın, Yedinci Türk Dili Kurultayında Anlattığı Hatıraları, 1954
  13. 13,0 13,1 Ünaydın, Birinci Türk Dili Kurultayı Kapanış Söylevi, 1932