Polonya atasözleri

Vikisöz sitesinden
Atla: kullan, ara

B[düzenle]

• Biednemu zawsze wiatr w oczy, a bogatemu to i diabeł dzieci kołysze

Zengin bir adam, çocuklarını uyuşturacak bir şeytana bile sahiptir.

• Bez soli smutna biesiada

Tuzsuz şölen üzgündür.

C[düzenle]

• Czekaj, tatka, latka

Bekle baba, yıllarca..
  • Çoğu kişi için çözüm yanıtı bulmaktır.Ancak kimyagerler için çözüm, hala karışık hale olan maddedir.

D[düzenle]

• Duch chętny, lecz ciało mdłe

Ruh istiyor ama beden zayıf.

• Dobrego i karczma nie zepsuje, a złego i kościół nie naprawi

İyi bir adam meyhanede bile bozulmayacak, kötü bir adamsa kilisede bile düzelmeyecektir.

• Dobry żart tynfa wart

İyi bir şaka, tynf (eski bir polonya kuruşu) değerindedir.

• Dopóty dzban wodę nosi, dopóki mu się ucho nie urwie

Sürahi kulpu kopana kadar suyu taşır.

G[düzenle]

• Gadał dziad do obrazu, a obraz [do niego] ani razu

Dilenci resme konuştu, ama resim hiçbir cevap vermedi. (duvara konuşmak)

• Gdy kota nie ma, myszy harcują

Kedi olmadığı zaman, fareler oynayacaklardır.

• Gdy pies je, to nie szczeka, bo mu miska ucieka

Köpek yerken havlamaz, çünkü yiyeceği kaçar. (ağzın doluyken konuşma)

• Gdzie kucharek sześć, tam nie ma co jeść

Altı aşçının olduğu yerde, yiyecek hiçbir şey yok.

• Gdy się człowiek spieszy, to się diabeł cieszy

Bir adam acele ettiği zaman, şeytan mutludur.

• Gdzie diabeł nie może, tam babę pośle

Şeytan gidemediği yere, bir kadın gönderecektir.

• Gdzie drwa rąbią, tam wióry lecą

Nerede kereste kıyılıyorsa, orada talaşlar uçar.

• Gdzie dwóch się bije, tam trzeci korzysta

Nerede iki kişi dövüşürse, orada üçüncü kişi kazanır.

• Gdzie zgoda, tam i siła

Nerede rıza, orada güç.

• Gość w dom - Bóg w dom

Misafir evde - Tanrı evde. (Polonya misafirperverliği)

• Grosz do grosza, a będzie kokosza

Kuruşlarını topla ve bir tavuk satın al.

I[düzenle]

• Idzie luty, podkuj buty

Şubat geldiğinde, ayakkabılarının altını çivile.

J[düzenle]

• Jak Kuba Bogu, tak Bóg Kubie

Yakup Allah a nasıl ikram ettiyse, Allah da Yakup a öyle ikram edecektir.

K[düzenle]

• Kiedy wszedłeś między wrony, musisz krakać jak i one

Kargaların arasındayken kargalar gibi öt.

• Kowal zawinił, [a] Cygana powiesili

Demirci suçluydu; ama onlar çingeneyi astı. (günah keçisi olmak)

• Kruk krukowi oka nie wykole

Bir karga, başka bir karganın gözünü gagalamayacaktır.

• Kto daje i zabiera, ten się w piekle poniewiera

Kim verir ve sonra onu geri alırsa, cehenneme geri gider.

• Kto rano wstaje, temu Pan Bóg daje

Erken kalkan, Allah tarafından mükafatlandırılır.

• Kto szybko daje, dwa razy daje

Çabuk veren ikinciyi verir.

• Każdego ciągnie do złego

Kötüye herkes caziptir.

• Kropla do kropli i będzie morze

Damlaya damlaya, deniz olacak.

• Kto ucieka, winnym się staje

Kaçmak seni suçlu yapar.

• Kto nie słucha ojca i matki, ten się posłucha psiej skóry

Kim babasını ve annesini dinlemiyorsa, köpeklerin postunu dinliyordur.

L[düzenle]

• Lepiej późno niż wcale

Geç olması, hiç olmamasından iyidir.

• Lepsza jedna panna niż cztery wdowy

Bir genç kız, dört duldan iyidir.

• Los szczęście rzuca, ale nie każdy je łapie

Kader şans verir; ama herkes kullanamaz.

• Lepszy wróbel w garści niż gołąb na dachu

Elindeki serçe, çatıdaki güvercinden iyidir.

• Ładnemu we wszystkim ładnie

Güzel bir kişi, her giysinin içinde güzeldir.

M[düzenle]

• Między młotem a kowadłem

Çekiç ile örs arasında.

• Myszy harcują, gdy kota nie czują

Fareler etrafta oynar, kedi kokusu almadıklarında.

N[düzenle]

• Najlepsze mienie - czyste sumienie

En iyi varlık – temiz bir vicdan

• Na pochyłe drzewo wszystkie kozy skaczą

Tüm keçiler ağaçlara atlamaya meyillidir.

• Nie masz na upór lekarstwa

İnatçılığını iyileştiremezsin.

• Nie ma tego złego, co by na dobre nie wyszło

Kötü şeyler sık sık (senin için) iyi hale gelirler.

• Nie mów o nikim, nie będą o tobie.

Başkaları hakkında konuşmayın, sizin hakkınızda konuşmayacaklardır.

• Nie chwal dnia przed zachodem słońca

Gün batımından önce günü övme.

• Nie dziel skóry na niedźwiedziu

Hala ayıdayken derisini paylaşma.

• Nie od razu Kraków zbudowano

Kraków bir kerede inşa edilmedi.

• Nieznajomość prawa szkodzi

Kanunların cehaleti zararlıdır.

• Nie wszystko złoto, co się świeci.

Parlayan herşey altın değildir.

O[düzenle]

• O umarłych mówi się dobrze albo wcale

Ölü hakkında ya iyi konuşun ya da hiç konuşmayın.

• O wilku mowa, a wilk tuż tuż

Bir kurt hakkında konuş ve kurt burda.

P[düzenle]

• Panu Bogu świeczkę, a diabłu ogarek

Tanrı için bir mum yak ve şeytan için de mumdan kalan izmarit. (pay)

• Paluszek i główka to szkolna wymówka

Acıyan bir parmak ve baş ağrısı, okula girmemek için standart bir mazerettir.

• Piękna miska jeść nie daje

Güzel dekore edilmiş bir tabak kimseyi doyurmayacaktır.

• Dobrymi chęciami piekło jest wybrukowane

Cehenneme giden yol, iyi niyetlerle kaplıdır.

• Pokorne cielę dwie matki ssie

Mütevazi buzağı iki anneden beslenecektir. (alçakgönüllülüğün yararı)

• Przyszła koza do woza

Keçi at arabasına geldi. (önyargının getirdiği pişmanlık)

R[düzenle]

• Ręka rękę myje (Rączka rączkę myje)

Bir el diğerini yıkar.

S[düzenle]

• Szlachcic na zagrodzie równy wojewodzie

Bir beyefendi kendi çiftliğinde, bir efendiye eşittir.

• Szukajcie, a znajdziecie

Araştır ve bulacaksın.

Ś[düzenle]

• Śpiesz się powoli

Yavaşça acele et.

T[düzenle]

• Tylko trzewik wie, że pończocha dziurawa

Sadece ayakkabı bilir, çorap delik. (sırlarımızı bize yakın olanlar bilir)

• Ten się śmieje, kto się śmieje ostatni

Son gülen iyi güler.

U[düzenle]

• Ucz się ucz, bo nauka to [do] potęgi klucz

Öğrenmeye devam edin, çünkü bilgi gücün anahtarıdır.

W[düzenle]

• Wolnoć, Tomku, w swoim domku

Özgürsün Tom, kendi evindesin.

• Wszędzie dobrze, ale w domu najlepiej

Her yerde iyi; ama evde en iyi.

• Wszystko dobre, co się dobrze kończy

İyi biten herşey iyidir.

• Wszystkie drogi prowadzą do Rzymu

Bütün yollar Roma’ya çıkar.

• W zdrowym ciele zdrowy duch

Sağlıklı bir bedende, sağlıklı bir ruh.

Z[düzenle]

• Zobaczysz (coś) jak świnia niebo

Bir domuzun gökyüzünü gördüğü gibi kesin göreceksin bazı şeyleri. (domuzlar yukarı bakamaz)

• Za dukata brat sprzeda brata

Bir gümüş paraya, kendi erkek kardeşini satacaktı.

• Złej baletnicy [przeszkadza i] rąbek u spódnicy

Kötü dansçı, eteğinin kenarını suçlar.

• Kadın evlenmeden önce, erkek evlendikten sonra ağlar.