Paul Watson

Vikisöz sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Paul Watson
Paul Watson portrait.jpg
Kanadalı çevreci eylemci, Green Peace'nin kurucularından biri, Sea Shepherd adlı organizasyonun kurucusu ve hayvan hakları savunucusu.
Doğumu
2 Aralık 1950
Toronto, Ontario, Kanada
Ölümü


  • Eyleme karşı çıkan tek bir balina gösterin, eyleme hemen son vereceğiz; ama bu olana dek insanların ne düşündüğü umurumda değil.
  • Eğer milli harp öncesi kölelik üzerine nerede durduğunu bilmek istiyorsan, bugün kölelikle ilgili nerede durduğuna bakma, hayvan hakları üzerine nerede durduğuna bak.
  • Balina öldürmek iğrenç, ahlâksızca, sapıkça ve sadist bir eylemdir, bu eyleme ve Faroe Adaları'ndaki balina katliamına destek veren herkes benim açımdan iğrenç, ahlâksız, sapık ve sadist insanlardır.[1]
  • Bana göre denizlerin yağmalanması ve tecavüzüne göz yumup fabrika çiftçiliğinde üretilen hayvanları tüketmeye devam ettikçe kendinize hayvan veya çevre korumacı ya da çevreci diyemezsiniz.[1]
  • Et yemek iklim değişikliğine en büyük katkıyı sunan bir olgu olup dünyadaki su kaynaklarını en çok israf eden tüketim biçimi aynı zamanda. Bir hamburger yapmak için 8,000 galon su gerekiyor, Sierra Club gibi sözde korumacı gruplar duş alırken suyu israf etmeden kullanmamızı öneriyor.[1]
  • Öldürmekten yana tavır koyanlarda beni çok şaşırtan şeylerden biri, tarihimiz boyunca tek bir kişiye zarar vermemiş olmamıza rağmen bizi şiddet yanlısı olmakla suçlamaları. Öylesine şiddetten uzağız ki 20 senedir hayvan öldürmemeyi savunduğumuz gibi gemilerimizin tamamı %100 vegan.[1]
  • Dün balina avcılığını savunan birisi tarafından neden balina avcılarına barbar ve vahşi diyorum şeklinde eleştirildim, neden onlara psikopat dediğim ve neden onların kültürüne saygı göstermediğim soruldu bana.
    Cevabım basit. Balina avcılarına barbar diyorum; çünkü balina öldürmek barbarlıktır. Balina avcılığına vahşiliktir diyorum; çünkü balina avcılığı vahşiliktir; balina avcılarına psikopat diyorum, çünkü davranışları son derece psikoz barındırıyor. His ve duyguları olan canlıların acı çeke çeke ölmesine göz yuman ya da bunu hayata geçiren hiçbir kültüre saygı duymuyorum, hiçbir zaman saygı duymayacağım.[1]
  • Bizim görevimiz balina, fok ve yunus katilleri, kaplumbağa öldürenler ya da okyanuslarımızdaki çeşitliliğin ölümüne katkıda bulunan insanlarla tartışmak değil. Görevimiz; insanlığın çağlar boyu süren evrimi sırasında peşi sıra sürüklediği ölüm ve sadizm mirasına son verme tutkumuzu yönlendirmek için elimizdeki bütün kaynakları kullanmaktır.
    Görevimiz yaşamı savunmak ve insan-hayvan bütün yaşamların geleceğini güvenceye almaktır.[1]
  • Raydan çıkmış bir tren gibi, uygarlık kendi üretimimiz olan raylardan çıkıp yok oluşun duvarına toslamaya doğru son hızla gidiyor. Koltuklarında rahat rahat oturan, gülen, eğlenen ve pencereden dışarıya bakmayan insan yolcular var.[2]
  • Ya bir parazit olarak kalın ya da bir Dünya savaşçısına dönüşün. Annenize hizmet edin ve büyüyün ya da uygarlığa uşaklık edin ve kendinizi ekokırımın pisliği ve vicdan azabıyla çürütün.[2]
  • Şiddete başvurmamak aslında insanlara, hayvanlara ve çevreye yönelik şiddetin sürdürülmesine izin vermektir. Buradaki ikilem ise şu: kendi adımıza şiddetten kaçınırsak, o zaman çoğu kez üstü kapalı olarak diğerlerine şiddet uygulanmasına izin vermiş oluruz, o zaman bu insanlar kendilerine direnç gösterilene dek meselelerini şiddetle çözmekte özgür olurlar. Bazen, etkili adımlar atılabilsin diye bir noktayı dramatize etmek adına şiddet içeren eylemlerde bulunmak gereklidir. Ancak bu tür bir şiddet asla yaşayan bir varlığa yöneltilmemelidir. Mal/mülk/eşyaya karşı evet. Ama bir hayata karşı asla.[3]
  • Özgürlük asla fanatik dini hoşgörüsüzlüğe boyun eğmemelidir.[4]
  • İsrail’in bağımsızlığından sonra Başbakan David Ben-Guiron hem Irgun’u hem de Stern Gang’i yasakladı, ancak teröristlerin adalet karşısında hesap vermesi gibi bir durum hiç söz konusu edilmedi. Tam tersine, sokaklara suikastçilerin isimleri verildi. Hatta Menachem Begin, Avraham Stern’in resminin bulunduğu pullar da bastırdı. Bugün, Filistin terörizmine karşı çıkan İsrail, kendi devletinin kurulmasını da bombalar ve suikastler yoluyla uyguladıkları terör eylemlerine borçlu olduğunu unutmuşa benziyor. [5]
  • Hükümetler vatandaşlarının fikirlerinin ve eylemlerinin çerçevesini belirlerler. Timothy McVeigh, Oklahoma City’deki bombalama eyleminde ölen çocukları nasıl olup da ”savaş zaiyatı” diye nitelediği sorulduğunda bunun devletten öğrendiği bir kavram olduğunu söylemişti: “Körfez Savaşı’nda öldürdüğümüz çocukların savaş zaiyatı olduğu söylendi bize, Waco’da öldürdüğümüz çocukların savaş zaiyatı olduğu söylendi bize. Ne farkı var?”
    Neden şiddetin sorunların çözümü için gerekli olduğu sorulduğunda McVeigh bunu da devletin öğrettiğini, devletin bütün problemleri şiddet yoluyla çözdüğünü söyledi. Buna McVeigh’in sorunu da dahildi, kendisi şiddete karşı çıkıyormuş numarası yapan bir devlet tarafından öldürüldü. Devlet McVeigh’in taktiklerine karşı çıkmıyordu; sadece hedef konusundaki seçimleriydi karşı çıktıkları.[5]
  • Terörizm ne zaman terörizm olmaktan çıkar? Cevap şu: terörizm; hükümetler, kurumlar ya da dinler tarafından onaylandığında ya da medya öyle olmasına karar verdiği zaman terörizm olmaktan çıkar. Hükümetler, dinler ve kurumlar daha dominant ve güçlü oldukça, statükoyu korumak ya da sosyal ve politik değişim amacıyla terörün kullanılması daha da meşrulaşır.[5]
  • Her anlamda ELF ve ALF’in daha da güçlendiğini söyleyebiliriz, bu da hayvan hakları ve çevre hareketlerinin her yıl güçlendiğini göz önüne alınca son derece mantıklı. Eğer bu iki hareketin radikal yer altı grupları her iki davaya da inananların sadece %1’ini temsil ediyorsa bile yer altı direnişinin de büyümesine yardımcı olmaya devam ediyor; çünkü bir şekilde daha ana akım gruplar bu grupları destekliyor, hele de ana akım grupların istenen hedefi başaramadığı anlaşıldıkça bu destek daha da artıyor. Ancak burada ironik olan şey şu ki ekstrem gruplar yüzünden ana akım gruplara daha fazla meşruluk sağlanıyor, yoksa bu mümkün olmazdı. The Sierra Club ve Humane Society of The United States gibi kurumlar ister beğensinler ister beğenmesinler ALF ve ELF eylemlerinin faydasını görüyorlar. Ekstremler yüzünden ılımlı yaklaşımlar ilerleme kaydedebiliyor. Yer altı grupları aslında yığınsal destek gruplarına tazyik sağlayan şok taburları gibiler.[5]
  • İşin aslı şu ki isteseniz de istemeseniz de ELF ve ALF çevre ve hayvan hakları var oldukça var olmaya devam edecek. Her iki grup da merkezilikten uzak, çeşitlilik anlamında yaygın, bilinmez ve önceden kestirilmesi imkansız gruplar olup üyelikleri o kadar belirsiz ve geçirgendir ki her iki grubu da ortadan kaldırmak imkansızdır. Aslında, gerçek anlamda var değillerdir. ELF ve ALF gölgelerden meydana gelmiş merkezi bir odağı olmayan gruplardır. Bir eylemciyi tutuklayın eylemciden elde edilecek bilgi en fazla küçük bir hücre grubuyla alakalı olacaktır, çünkü başka hiçbir grupla alakaları yoktur. ELF ve ALF üç harften meydana gelmiş iki grup gibi, bazen bir duvara kırmızı boyayla adı yazılan, bazen bir bildiride adı basılan bazen de kalabalıkta haykırılan iki isimden ibarettir. [5]
  • Ana akım hareketler ELF ve ALF’i kabul etmeli ve ana akım eylemlerine devam etmeli. Gelecekte gizli taktiklerin arttığı görülecek, ALF ve ELF saldırıları artacak. Dikkat çekilmesi gereken büyük bir öfke ve hayal kırıklığı havuzu var, hareketler daha çok ceza gördükçe bu öfke ve hayal kırıklığı daha da güçlenecek.
    ELF ve ALF’i durdurmanın tek bir yolu var. Basit, gerçekten basit. Toplumun yapması gereken tek şeyi diğer insanlara, diğer türlere ve ekosistemlere karşı uygulanan şiddete son vermektir. Bu grupların varoluş sebepleri ortadan kaldırılmalıdır…hem zaten bu hareketlerin talep ettiği nedir?
    Zulme, yıkıma, ölüme son verip bütün türlerin huzur içerisinde yaşayabilmesi.
    Kötü bir amaç değil gerçekten. Neden bu amaca karşı çıkılsın ki?
    Bu amaca ulaşıldığında ELF ve ALF ortaya çıktıkları gibi gizemli bir şekilde ortadan kaybolacaklar- tarihin sisleri içerisine gölgeler olarak karışacaklar. [5]
  • Hiçbir tür diğerlerinden daha mühim değildir. Tüm türler birbirine bağlıdır. Fakat kurtçuklar insanlardan daha önemlidir, dediğimde bana kızıyorlar. Öyle söylüyorum çünkü kurtçuklar insanlar olmadan da dünya üzerindeki varoluşlarını sürdürebilirler ama biz kurtçuklar olmadan yaşayamayız. Onlara ihtiyacımız var ve onların bize ihtiyacı yok. Ve arılar, böcekler, balıklar: bizim onlara ihtiyacımız var ve onların bize ihtiyacı yok. Bu onları ekolojik olarak bizden daha önemli kılar. Birçok insan bunu duymaktan hoşlanmıyor.

Kaynaklar[değiştir]

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları:

Commons'da Paul Watson ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

Vikipedi'de Paul Watson ile ilgili ansiklopedik bilgi bulunmaktadır.