Melih Pekdemir

Vikisöz sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
  • Kemalistlerin benimsediği modernleşme projesi, kapitalizmin gelişebilmesi, yani kalkınmanın sağlanması, yani sanayileşmenin gerçekleşmesi uğruna, demokrasiye yer vermeyen bir cumhuriyet rejimini öngörüyordu. Kapitalizmin dinamiklerinin güdük ve çarpık olduğu bir ortamda, onu (pre-kapitalist sınıfları ürkütmeden) yukarıdan aşağıya ve adım adım geliştirme ve her düzeyde (ideolojik/ kültürel, politik, ekonomik) inşa etme gibi bir misyon yüklenilmişti.
    İşte bu misyonun adı cumhuriyet olmuştu ve bunları sağlayabilmek, cumhuriyet adını taşıyan rejimin özel bir versiyonuyla, yani küçük burjuva diktatörlüğü ile mümkündü. Bunun, siyaset bilimi teorilerinde “Bonapartizm” kavramıyla ifade edilen tarzla benzeşen yönlerinin çok olduğu söylenebilir. Bu rejim kendi koşullarında bir de ulus-devlet formunu almak durumundaydı: Türkiye Cumhuriyeti, Ermeni kıyımını miras almıştı; Rumlar tehcir edilmişti; Kürt tenkil ve tedibini gerçekleştirme işi hâlâ sürüyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin, ulus-devlet kimliği, kurucuları tarafından işte bu yoldan yazılıyordu.[1]

Kaynaklar[değiştir]