İçeriğe atla

Masumiyet

Vikisöz, özgür söz dizini

Yönetmenliğini Zeki Demirkubuz'un üstlendiği Masumiyet, başrolünde Haluk Bilginer bulunan 1997 yapımı bir Türk filmidir.

On yıllık mahkumiyeti biten Yusuf tahliye zamanı gelince, kalan ömrünü cezaevinde geçirmek istese de dışarı çıkmak zorunda kalır. Elinde yıllardır görmediği, müebbet mahkumu bir arkadaşının verdiği adres ile bir namus davası yüzünden aşığını öldürüp, kendisini sakat bıraktığı ablasını görmek için İzmir'e gelir. Ablası ve eniştesinin evinde 'gördüklerinden' kaçıp, ucuz bir otele yerleşir. Burada 'bir iyilik' nedeniyle tanıştığı üç kişi ile ne yapacağını ve nereye gideceğini bilmeden beklemeye başlar.

[1]

Diyaloglar

[değiştir]
Yusuf: Çocuk neden sakat abi?
Bekir: Doğuştan... Doğuştan denmez aslında. Hamileyken babasından ağır bi dayak yemiş.
Yusuf: Babası nerde?
Bekir: Sinop'ta
Yusuf: Hapishanedeki? Geçen gün Uğur ablayı hapishaneye giderken gördüm.
Bekir: Sevgilisi
Yusuf: Onun için mi bu şehirdesiniz?
Bekir: Uzun hikaye karışık... Bu k*ltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı'da. Babası zabıtaydı. Alkolik, hasta bi adamdı, rahmetli erkenden de gitti zaten. Bu anasıyla yoksul, perişan. Bizim tuzumuz kuruydu. Hacı babam yapmış bir şeyler. Bir de Zagor vardı... Bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filmciydi Yeşilçam'da. Cepçilik, arpacılık her yol vardı itte ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkine aşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa hep askerliği beklerdim. 4 sene kaldı, 3 sene kaldı. Sonunda o da geldi, gittik. Bizde de herkes bunu bekliyormuş, gelir gelmez yapıştılar yakama. Ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... Nikahlandık. 2 taksi 1 dükkan verdi peder. Dükkanda koltuk moltuk satardım. Bi gün bu or*spu çıkageldi. Hiç unutmam görür görmez cız etti içim. Şöyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok. Üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... Pırlanta anlayacağın. Şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım bunu ben kafaya. Ertesi gün bir soruşturma. Dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. Ama asıl Zagor'a kesilmiş. Zagor da kaftiden içeride o sırada. Bir gün süslenmiş, püslenmiş, zırt geçti dükkanın önünden. Yazıldım peşine. Tuhafiyeciye girdi, pastaneden çıktı, minibüs otobüs geldik Salmancılara. Benim içimde bi sıkıntı. İşi anladım tabii. Zagor'u ziyarete gidiyor. Bir tuhaf oldum. Piçi de kıskandım. Uzatmayalım, çaresiz evlendik ötekiyle. O ara Zagor içeriden çıktı. Sonra bi duyduk kaçmış bunlar. 6 ay mı 1 sene mi kayıp. Hep rüyalarıma girerdi or*spu. O gün dükkana gelişini hiç unutamadım. Benimkine bile dokunamaz oldum. Sonra bi daha duyduk ki 2 kişiyi deşmiş Zagor. Biri polis ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda 5 gün 5 gece işkence buna. Arkadaşlarının öcünü alıyolar. K*ltağı da öyle. Önce öldü dediler Zagor'a sonra komalık. Ankara'da oluyo bunlar. Bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. Zagor içeride, en iyisinden müebbet. Bi sabah dükkkana geldim, baktım bu oturuyo. Önce tanıyamadım, anlayınca içim cız etti. Cız etti de ne tornavida yemiş gibi oldum. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bir surat. Ama bu sefer başka güzel olur. Oranın şarkıları gibi. Kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. Dedi "Para lazım çok para". Zagor'a avukat tutacakmış. "İleride öderim" dedi. Esnafız ya biz de "Nasıl?" diye sormuş bulunduk. "Orospuluk yaparım" dedi, "istersen metresin olurum". İçime bi şey oturdu. Ağlamaya başladım. Ama ne ağlamak. İşte o gün bir inandım or*spuya, tam 20 yıl geçti. Uzatmayalım, Zagor'a müebbet verdiler. Ama rahat durmaz ki p*ç. Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs, yok o şehir senin, bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. Or*spu da peşinden. Sonunda da dayanamadım ben de onun peşinden. Önce dükkan gitti, ardından taksiler... Karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Oturmuyo hiç. İlk yıllar ufak kahpeliklere başladı. Sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyo milletin altına. Gel dönelim diye çok yalvardım. Evlenelim, pederi kandırırım, Zagor'a bakarız. Yok! Köpek gibi izini sürüyo it. Ne yaptı buna anlamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul'a. Yeminler ettim. Doktorlar, hocalar, kar etmedi. Her seferinde gene peşinde buldum kendimi. Bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş, bu hamile. Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım. Oh dedim kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyo. Yüzü gözü düzelmiş. Çocuk diyo başka bi şey demiyo. Sinop'ta oluyo bunlar. Ben de döndüm İstanbul'a. Doğumuna yakın Zagor bi isyana karışıyo gene. Hemen paketleyip Diyarbakır cezaevine postalıyolar. Çok geçmeden bizimki depreşiyo gene. O halinle kalk git sen Diyarbakır'a. 3 gün ortadan kaybol. Herif kafayı yiyo tabi. Dönünce bi dayak buna. Eşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyo. Durum hemen anlaşılmamış. Ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın Diyarbakır'a, Zagor'un peşine. Allah'tan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. Ben o ara İstanbul'da taksiden yolumu buluyorum. Epey bi zaman böyle geçti. Yine her gece rüyalarımda bu. Zagor'un Diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıra. Bir gece bi büyüklü eve geldim. Hepsini içtim. Zurnayım tabii. Bi ara gözümü açıp baktım. Karlı dağlar geçiyo. Bi daha açtım. Karşımda bi çocuk. Kalk abi Diyarbakır'a geldik diyo. Baktım sahiden Diyarbakır'dayım. Bi soruşturma. Kale Mahallesi vardır oranın. Bi gecekonduda buldum malımı bilmez miyim? Görünce hiç şaşırmadı. Hiçbir şey demedik. O gece oturup düşündüm. Oğlum Bekir dedim kendi kendime çekeceksin. Yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok. Kaderin böyle. Yol belli. Eğ başını usul usul yürü şimdi. O gün bugün, usul usul yürüyorum işte.

---

Yusuf: Sevdim abla. ne kötülük var bunda?
Uğur: Ne sevmesi lan? Ne sevmesi? Bırak bu film ağızlarını pezevenk.
Yusuf: Böyle konuşma abla ne yapayım, suç mu bu?
Uğur: Suç tabi suç, ne sanıyodun? Bekir niye kıydı lan canına, he? 20 senedir b*k kokulu otel odalarında, adını bile bilmediğim şehirlerin s*ktirici yollarında ne arıyorum lan ben? Karılarını bile düzemeyen i*nelerin altında ne işim var lan benim? Parmak kadar çocuk neyin çilesini çekiyo lan?
Yusuf: Artık olmasın işte.
Uğur: Ne olmasın lan! Neyine güveniyorsun lan sen! Orda artık adamları düzüyorlar haberin var mı? Üç kuruş için hepsi sıraya geçmiş veren verene. Or*spu sadece ben miyim sandın, lan!
Yusuf: Sen biraz da kendi kendine yapıyorsun.
Uğur: S*ktir şurdan be! Ceza derler oğlum buna ceza.. Hakim kime kalem kırar düşündün mü hiç? Kimi falakaya yıkarlar? Kimi or*spu yapıp, kimi aç öldürürler? Kim gözünü kırpmadan beynine sıkar kurşunu? Koyun gibi kesilmeyi bekleyen şerefsizler mi? Beş paralık düzenleri için hayatlarını peşkeş çeken p*zevenkler mi? Söyle lan kim? 20 yıl oldu. Gidilecek yer kalmadı. Söylenecek söz de. İstersen gittiği yere kadar gider. İstemezsen yarın çek git. Bir şey de söyleme.

---

Bekir:Bütün insanlar, cümle alemin en iyisidir. Bütün insanlar dosttur.
Bekir:Yaşadığımız sürece, yaşamak için sürekli bir şeyler yitiririz.

Hayatta hiçbir şey beklememek en iyisi.

Yusuf:Ne zamandan beri insanın doğrularını yazmak günah oldu?
Yusuf:İnsanlar aptal, dünya berbat!

"O gece düşündüm, oğlum Bekir dedim kendi kendime. Yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydası yok kaderin böyle. Yol belli, ey başını usul usul yürü şimdi. O gün bu gün usul usul yürüyorum işte."