Game of Thrones/6. sezon

Vikisöz, özgür söz dizini
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Sezon 1 2 3 4 5 6 7 8 | Dizi

Game of Thrones dizisinin altıncı sezonu HBO kanalı tarafından 24 Nisan 2016 tarihinde yayınlanmaya başlamıştır.

"Eğer taht oynunu oynuyorsan ya kazanırsın ya da ölürsün. Hiçbir orta yol yoktur."


The Red Woman [6.01][değiştir]

[Nöbetçiler kendi aralarında bağırıp tartışırlar]
Alliser Thorne: [masada] Hepiniz neden burada olduğunuzu biliyorsunuz. Jon Snow öldü.
Ranger: Onu kim öldürdü?
Alliser Thorne: Ben öldürdüm. Bowen Marsh öldürdü, Othell Yarwyck ve bu kaledeki diğer nöbetçiler öldürdü.
Ranger: Katiller!
Ranger: Hainler!
[Nöbetçiler yine kendi aralarında bağırıp tartışırlar]
Alliser Thorne: [masada] Haklısınız! Hepimiz ihanet ettik! Jon Snow benim de Lord Kumandanımdı. Ona bir sevgi beslemezdim, hepiniz biliyorsunuz. Ancak bir kez dahi hiçbir emrine itaatsizlik etmedim. Sadakat, Gece Nöbeti'nin üzerine kurulduğu temeldir. Bu nöbet benim her şeyim, hayatımı adadım ona - hepimiz hayatımızı Gece Nöbeti'ne adadık. Jon Snow, Gece Nöbeti'ni yok edecekti. Bundan önce hiçbir Lord Kumandanın yapmadığını yaptı. ve Yabanileri kapımızdan geçirdi, onlara daha önce yağmaladıkları tecavüz ettikleri ve katlettikleri toprakları verdi. Lord Kumandan Snow doğru olduğunu düşündüğü şeyi yaptı, ona şüphem yok. Ama doğru olduğunu düşündüğü şey, bizim sonumuz olacaktı. Bize rezil bir tercih bıraktı, biz de tercihimizi yaptık.

[Ramsay, aşkı Myranda'nın cesedini görür]
Maester Wolken: Onun için bir mezar kazdırayım mı lordum? Yoksa adamların odun yığını dizmesini mi istersiniz?
Ramsay Bolton: Gömmeyin, yakmayın. Eti taze, tazılara verin.

[Sansa ve Theon Winterfell'den kaçarken Brienne ve Podrick sayesinde bir pusudan kurtuldu.]
Tarth'lı Brienne: [Diz çöker ve kılıcını Sansa'nın önünde karın üzerine yerleştirir.] Leydi Sansa, size bir kez daha hizmetimi sunuyorum. Sırtınızda kalkan olacak, sırlarınızı saklayacağım ve gerekirse sizin için hayatımı vereceğim.
[Sarsılmış Sansa, başıyla onaylayan Theon'a bakar.]
Sansa Stark: [Brienne'e bakar] Eski ve yeni tanrılara yemin ederim... ben de... kalbimde her daim bir yerin olacağına... ve...
Podrick Payne: [Onaylar] Soframda et ve su.
Sansa Stark: ... Soframda et ve suyun olacağına... onurunu aşağılayacak hiçbir hizmet... ...istemeyeceğime ant içerim. Eski ve yeni tanrılara yemin ederim.

Trystane Martell: Sana aç olmadığımı söyledim.
Obara Sand: Yemek vermeye gelmedik. Öldürmeye geldik.
Nymeria Sand: Ondan mı olsun istersin, benden mi?
Trystane Martell: Aileyiz biz, size zarar vermek istemiyorum.
Nymeria Sand: O mu, ben mi?
[Trystane kılıcını kapıyor]
Trystane Maetell: Sen.
Nymeria Sand: Güzel.
Obara Sand: Akıllı çocuk.
[Trystane ve Nymeria birbirlerinin etrafında dönerler. Obara, Trystane'in kafasının arkasına mızrak saplayarak onu öldürür.]
Nymeria Sand: Açgözlü bir **'sın, biliyorsun değil mi?

Home [6.02][değiştir]

Jaime Lannister: Cesur bir adamsın.
High Sparrow: Aksine. Büyük korkularım var. Baba, anne, savaşçı. O taşları neden kullandığımızı biliyor musun? Ölümden korkmamamız gerektiğini hatırlatması için. Bu dünyada gözlerimizi kapatıyor, diğerinde açıyoruz.
Jaime Lannister: Sonraki hayatı iple çekiyorsundur.
High Sparrow: [kıkırdar] Açıkçası, ondan da korkuyorum.
Jaime Lannister: Kız kardeşimi mahkum edip aşağıladın.
High Sparrow: Kardeşin tanrılardan merhamet diledi ve günahlarının kefaretini ödedi.
Jaime Lannister: Benim günahlarım ne olacak? Kutsal bir yemini bozup kralımı sırtından bıçakladım. Kendi kuzenimi öldürdüm. Tanrılar, kardeşimi suçlu bulduğunda, adaletten kaçmasına yardım ettim. Ben nasıl bir kefareti hak ediyorum?
[Elini kılıcına koyar]
High Sparrow: Bu kutsal yerde kan mı dökeceksin?
Jaime Lannister: Tanrılar dert etmez. Hepimizden çok daha fazla döktüler zaten.
High Sparrow: Durma öyleyse. Hak ediyorum, hepimiz ediyoruz. We all do. Bizler zayıf, kibirli yaratıklarız. Anne'nin merhametiyle ayakta duruyoruz.
[Çok sayıda Serçe odaya girer ve etrafını sarar.]
Jaime Lannister: Seni kurtarmalarını istiyorsan daha yakınında olmaları gerekir.
High Sparrow: İstemiyorum. Sen bana vurmadan bana ulaşmaları mümkün değil.
Jaime Lannister: En küçük ihtimallere karşı savaştım ben.
High Sparrow: Birçoğumuz başaramazdı şüphesiz. Ama biz kimiz ki zaten? Hm? Ne büyük isimlerimiz, ne ailemiz var, hepimiz yoksuluz, güçsüzüz, ama birlikte bir krallığı devirebiliriz.

Alliser Thorne: Hain!
Eddison Tollet: Burada kılıcını Lord Kumandan'ının kalbine sokanlardan başka hain yok. Binlerce yıl boyunca, Gece Nöbeti, Yabaniler'e karşı Kara Kale'yi savundu.
Tormund Giantsbane: Sana kadar.

[Tyrion yaklaşırken, Viserion ve Rhaegal, tasmalarında zincirlenmiş görünüyor ve kükreyerek yaklaşıyorlar.]
Tyrion Lannister: Ben annenizin dostuyum. Yardım etmeye geldim. Yardımı yemeyin. Ben küçük bir çocukken, amcam isim günümde ne istediğimi sordu. Ben de bir ejderha için yalvardım. "Büyük bir ejderha olmasına bile gerek yok," dedim. "Benim gibi... küçük olabilir."
[Meşalesini bırakır ve yavaşça ilerler]
Tyrion: Herkes sanki duydukları en komik şeymiş gibi güldü. Sonra babam bana, son ejderhanın yüz yıllar önce öldüğünü söyledi. O gece ağlaya ağlaya uyudum.....Ama şimdi karşımdasınız.
[Tyrion, ejderhaların tasmalarındaki kilitleme pimini çıkarır. Meşaleyi alıp aceleyle geri çekilirken, zincirleri çözülmüş ejderhalar gölgelere geri çekilirler.]
Tyrion: [Varys'e söyler] Bir daha böyle bir fikirle gelirsem... suratıma yumruğu yapıştır.

[Balon, bir yağmur fırtınasının ortasında halat köprüyü geçmeye başlar. Yolunu kapatan kapüşonlu bir figür fark eder.]
Balon Greyjoy: Çekil yolumdan. Aptal, kralına yol ver.
[Kapüşonlu figür kapüşonunu çıkararak kendini ortaya koyar.]
Euron Greyjoy: Hep vermedim mi zaten abi?
Balon Greyjoy: Yabancı denizlerden birinde çürüyorsundur diyordum.
Euron Greyjoy: Ölen bir daha ölemez. Ben yokken gelenek değişti mi yoksa? Sözleri tekrar etmen gerekmiyor mu?
Balon Greyjoy: Ben olmadan da tanrımızla dalga geçebilirim.
Euron Greyjoy: Ben Boğulmuş Tanrı ile dalga geçmem. Boğulmuş Tanrı benim. Eski Şehir'den Qarth'a, yelkenimi gören herkes bana yalvardı.
[Balon köprüyü geçmeye devam ediyor.]
Euron Greyjoy: Yaşlandın artık ağabey, zamanın doldu, bırak başkası hükmetsin.
Balon Greyjoy: Yeşim Denizi'ndeki bir fırtınada aklını kaybettiğini duydum. Denize atlamaman için seni direğe bağlamışlar.
Euron Greyjoy: Yaptılar.
Balon Greyjoy: Fırtına geçtikten sonra da dillerini kesmişsin.
Euron Greyjoy: Sessizliğe ihtiyacım vardı.
Balon Greyjoy: Nasıl bir demirdoğumlu bir fırtına gördü diye aklını kaçırır?
Euron Greyjoy: Fırtına benim abi. İlk ve son fırtına benim. Sen de önümdeki engelsin.

Davos Seaworth: Neden geldiğimi biliyorsundur.
Melisandre: Sen söylediğinde öğreneceğim.
Davos Seaworth: Lord Kumandan ile ilgili.
Melisandre: Eski Lord Kumandan.
Davos Seaworth: Öyle olmak zorunda mı?
Melisandre: Ne soruyorsun?
Davos Seaworth: Acaba bildiğin bir büyü ona yardım edebilir mi? Onu geri getirebilir mi.
Melisandre: Ona yardım etmek istiyorsan, bırak öyle kalsın.
Davos Seaworth: Yapılabilir mi?
Melisandre: Bu güce sahip olanlar var?
Davos Seaworth: Nasıl?
Melisandre: Bilmiyorum.
Davos Seaworth: Yapıldığını gördün mü?
Melisandre: Ölümden geri gelen bir adamla tanıştım...ama yapan rahip...mümkün olmaması gerekiyor.
Davos Seaworth: Ama olmuş. Yine olabilir.
Melisandre: Benimle olmaz.
Davos Seaworth: Seninle olmaz mı? Seni öldürmesi gereken bir zehri içtiğini gördüm. Gölgelerden yapılmış bir şeytanı doğurduğunu gördüm.
Melisandre: İnandığım her şey, alevlerde gördüğüm o büyük zafer, hepsi yalanmış. Başından beri haklıymışsın. Tanrı benimle hiç konuşmamış.
Davos Seaworth: **ktir et öyleyse. Hepsini **ktir et. Ben dindar bir adam değilim, görüldüğü üzere. Yedi tanrı, boğulmuş tanrı, ağaç tanrı, hepsi aynı. Ben Işığın Tanrısı'ndan yardım dilenmiyorum. Bana mucizelerin var olduğunu gösteren kadından dileniyorum.
Melisandre: Bu yetenek bana bahşedilmedi.
Davos Seaworth: Daha önce denedin mi?

Oathbreaker [6.03][değiştir]

[Davos, Melisandre'nin büyüleriyle dirilen Jon'u bulur.]
Davos Seaworth: Yavaş, yavaş! Yavaş.
[Melisandre odaya girer ve şok içinde Jon'a bakar.]
Davos Seaworth: Ne hatırlıyorsun?
Jon Snow: Bıçakladılar beni. Olly... kalbime bir bıçak sapladı. Burada olmamalıyım.
Davos Seaworth: Leydi seni geri getirdi.
Melisandre: Sonrasında... bıçaklandıktan sonra, öldükten sonra nereye gittin? Ne gördün?
Jon Snow: Hiçbir şey. Hiçbir şey yoktu.
Melisandre: Tanrının seni geri getirmesinin bir sebebi var. Vaat edilen prens Stannis değildi ama birisi olmak zorunda.
Davos Seaworth: Bize biraz müsaade eder misin? [Melisandre çıkar] Ölmüştün...şimdi geri geldin. Bana kalırsa baştan aşağı delilik bu. Sana kalırsa nasıl olacağını hayal bile edemiyorum.
Jon Snow: Doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yaptım. Bunun için öldürüldüm. Şimdi ise geri geldim. Neden?
Davos Seaworth: Bilmiyorum. Belki asla bilemeyiz. Ne önemi var? Devam edeceksin. Elinden geldiğince savaşacaksın, bu pisliği olabildiğince temizleyeceksin.
Jon Snow: Nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bildiğimi sanıyordum ama... batırdım.
Davos Seaworth: Güzel. Şimdi, git bir daha batır.

[Bran ve Üç Gözlü Kuzgun, genç Ned ve diğer beş kişinin Sevinç Kulesi'ne yaklaşmasını izliyor.]
Bran Stark: Babam.
Üç Gözlü Kuzgun: Yanındaki adam da Howland Reed, Meera'nın babası.
[Sör Gerold Hightower ve Sör Arthur Dayne Bran'ın yanından geçiyor]
Bran Stark: Sör Arthur Dayne.
Üç Gözlü Kuzgun: Şafak Kılıcı.
Bran Stark: Babam, onun gördüğü en iyi kılıç ustası olduğunu söylemişti.
[Hightower ile Dayne, Ned ve grubuyla yüzleşir]
Arthur Dayne: Lord Stark.
Ned Stark: Üç Dişli Mızrak'ta sizi aradım.
Arthur Dayne: Orada değildik.
Gerold Hightower: Orada olsak, dostun gaspçı kanlar içinde yatıyor olurdu.
Ned Stark: Çılgın Kral öldü. Kanlar içinde yatan Rhaegar. Neden prensinizi korumak için orada değildiniz?
Arthur Dayne: Prensimiz bizi burada istedi.
Ned Stark: Kız kardeşim nerede?
Arthur Dayne: Gelecek savaşlarda size bol şans diliyorum. Şimdi başlıyor işte.
Ned Stark: Hayır. Şimdi bitiyor.
[İki taraf kılıç çeker ve çatışır]
Bran Stark: [Dayne hakkında] Babamdan daha iyiymiş.
Üç Gözlü Kuzgun: Çok daha iyi.
Bran Stark: Ama babam onu yenmişti?
Üç Gözlü Kuzgun: Öyle mi?
Bran Stark: Yendiğini biliyorum. Bu hikayeyi binlerce kez dinledim.
[Dayne, Ned'i silahsızlandırır. Onun işini bitirmek üzereyken Howland, Dayne'i ensesinden bıçaklar. Dayne dizlerinin üzerine düşer, ölümcül şekilde yaralanır.]
Bran Stark: Sırtından bıçaklamış.
[Ned kılıcını kapar ve Dayne'i öldürür. Aniden kuleden çığlıklar duyulur. Ned ona doğru koşar.]
Bran Stark: Kulede ne var?
Üç Gözlü Kuzgun: Bugünlük bu kadar yeter. Başka bir zaman yeniden geleceğiz.
Bran Stark: Nereye gittiğini görmek istiyorum.
Üç Gözlü Kuzgun: Ayrılma vaktimiz geldi.
Bran Stark: Baba!