Ataol Behramoğlu

Vikisöz sitesinden
Atla: kullan, ara
13. İzmir Kitap Fuarı'nda Ataol Behramoğlu

Ataol Behramoğlu (d. 13 Nisan 1942), Türk şair, yazar ve çevirmen.

Şiirlerinden[düzenle]

  • Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.[1]
(1977 tarihli "Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var" şiirinden)
  • Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
    Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil kızım
    Zulmün önünde dimdik tut onurunu
    Sevginin önünde eğil kızım[2]
(1981 tarihli "Kızıma" şiiri)
  • Ölümdür yaşanan tek başına,
    Aşk, iki kişiliktir.[3]
(1994 tarihli "Aşk İki Kişiliktir" şiirinden)

Yazılarından[düzenle]

  • Gerçekçi şair, gözlemlerini, duygularını, düşüncelerini, sezgilerini, her gerçek şair gibi, bütün bunların sentezi demek olan "imge"ye dönüştürmeyi başarabilmelidir... Fakat gerçekliğin dayattığı sorulara karşılık verebilmek, başka bir deyişle, imgelerimizi sadece duyarlılığımız ya da kişisel hayallerimizle değil, aynı zamanda nesnel gerçeklikle yoğurabilmek için, bu gerçekliğin bilgisine de sahip olmak gerekiyor...[4]
(2 Eylül 1995 tarihli "Şair Gözüyle Bosna" yazı dizisinden)
  • İnsan yurdunu teninde duyarak yaşamalı.[5]
(5 Temmuz 2003 tarihli köşe yazısından)
  • İstanbul, buradaki yaşamımız beni de çoğumuz gibi kimi kez öfkeden kudurtsa da, dünyada görüp tanıdığım en güzel kenttir. Bu güzellik, sadece kentin coğrafyasının değil bu kentte yüzyıllar süresince oluşmuş eşsiz bir sentezin sonucudur. Bir kent sadece coğrafya demek değildir. Sadece coğrafya olarak baktığımızda başta Paris olmak üzere Batı ülkelerinin hiç birinin ilginç bir coğrafyaya sahip olmadığını söyleyebiliriz. Sadece mimari özellikler de bir kentin güzelliğini, ilginçliğini açıklamaya yetmez. Hitler gibi birinin eline geçse, Paris'in bütün mimari zenginlikleri anlamsız bir taş yığınına dönüşebilirdi... Kentler, orada yaşayanlarla bir bütünü oluşturduklarında bir anlam taşırlar... İstanbul hâlâ güzelse, bu sadece gerçekten eşsiz bir coğrafyanın değil, aynı zamanda da bozulup yok olmamakta hâlâ direnen eşsiz bir sentezin sonucudur...[6]
(11 Aralık 2004 tarihli köşe yazısından)
  • Hayvan kötülük olsun diye kötülük yapmaz. Kötülük olsun diye kötülük yapmak ve bu anlamıyla da ahlâksızlık insana özgüdür.[7]
(23 Mayıs 2009 tarihli köşe yazısından)
  • İster eğitimsizlik, ister töre baskısı, ister dinsel tutuculuk diyelim; hangi gerekçelerle açıklayıp anlamaya çalışırsak çalışalım; Türk erkeğinin ruhunun derinlerinde kadına karşı bu bir yanıyla hor görme, bir yanıyla dinmez aşağlık duygusunun, bu şiddet kullanma eğiliminin, bu akıl dışı korkunç hastalığın önü alınıp kökü kazınamadıkça, bu ülkenin mutluluk yüzü görebilmesi olanaksızdır...[8]
(23 Ocak 2010 tarihli köşe yazısından)
  • Tarih kuşkusuz ki birebir tekrar değildir. Aslında bu, her şeyin, bütün toplumsal ve kişisel olguların gerçeğidir. Fakat benzer koşulların benzer sonuçlar doğuracak olması da doğaldır.[9]
(5 Mart 2010 tarihli köşe yazısından)
  • Vatan, bu ülkenin tepesine çöreklenmiş gerici, karanlık, emperyalizm işbirlikçisi güçlerden behemehal, mutlaka, kesinkes kurtulmalıdır ve kurtulacaktır.[10]
(3 Kasım 2012 tarihli köşe yazısından)

Söyleşilerinden[düzenle]

"Şairin Şiire Sorumluluğu" (18 Kasım 2012)[düzenle]

  • İnsanın mucizesinin farkında olmayan, buna inanmayan kişi sanatçı olamaz. Şiir yazar belki ama şair olamaz.
  • Nesir uçar, şiir kalır.
  • Sigaranın şiirle alakası yok. Lisedeyken herkes gibi ben de sigara içerdim. Sonra baktım sigara içerken kafam iyice dumanlanıyor, e bu sefer de şiir yürümüyor; sigarayı bıraktım. Ama arada bir tüttürüyorum yine.
  • Şair şiire karşı sorumludur.
  • Şiir canlı bir organizmadır.
  • Şiir damıtılmış bir üründür. Bir şiirden, hatta bir dizeden esinle kitaplar yazılabilir.
  • Şiir değerlendirmesi şiirsel olmalıdır. Kuru analizler, ancak şiiri öldürmeye yarar.
  • Yanıma gelip, "Dua diye bir şiirinizi okuduk, çok güzelmiş" diyorlar. Ama o şiiri ben yazmadım ki. İnternet'e biri yazmış, altına da adımı koymuş.
  • Yaratıcılık bir cevherdir. Bu cevheri ortaya çıkarmak için eğitim gerekir. Örneğin Rusya'da Gorki Enstitüsü vardı -şimdi hâlâ var mı bilmiyorum-, bakarsanız birçok büyük Rus edebiyatçı bu enstitüde eğitim almıştır. Türkiye'de de Köy Enstitülerinin böyle bir özelliği vardı. Köy Enstitüleri olmasa Fakir Baykurt gibi yazarlar çıkmazdı.
  • Bence Türkiye'de gençler doğru eğitilmiyor. Gençlerin yetenekleri baskılanıyor, önleri kesiliyor. Bu yüzden gerçek niteliklerini ortaya çıkaramıyorlar.
(18 Kasım 2012 tarihli "Şairin Şiire Sorumluluğu" söyleşisinden)

Mülakatlarından[düzenle]

  • İnsanlar bir aradayken bile yalnızlar. İki insanın birbirine kendini tam anlamıyla vermesi neredeyse olanaksız hale gelmiş. İnsanın kendini dinlemesi bile mümkün değil. Bir an derin bir düşünceye dalmak isteseniz, yaşanılan hayatın hır gürü buna olanak vermez. Bu sistemin yarattığı bir sonuç ve bütün insani ilişkilerde kendini gösterecektir. En başta da aşk gibi, şiir gibi insanın özüyle en çok ilgili duygusal yaşantılarda daha çok kendini gösterecektir. Tabii ki tek başına aşklar yaşanabilir. Ama doğal olan, iki kişinin yaşamasıdır. Aşk insani bir iletişimdir her şeyden önce.[11]
(22 Mart 1999 tarihli mülakatından)

Kaynaklar[düzenle]

Wikipedia-logo-v2.svg
Ataol Behramoğlu ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.
Wikisource
VikiKaynak'ta bu konu ile ilgili metin bulunmaktadır: