Alfred Adler

Vikisöz sitesinden
Atla: kullan, ara
Alfred Adler
Yahudi asıllı Avusturyalı Psikolog
Doğumu
7 Şubat 1870
Penzing ,Avusturya
Ölümü
28 Mayıs 1937
İskoçya


İnsanı Tanıma Sanatı[düzenle]

  • İnsan iradesi özgür değildir. İşin doğrusu, bir amaca bağlanır bağlanmaz insan iradesi özgürlüğünü yitirecektir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:39, Say yayınları, 2002)
  • Bir insanın devinimlerinin yöneldiği amaç, o insanın çocukken dış dünyadan aldığı izlenimlerin etkisi altında gelişip ortaya çıkar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:41, Say yayınları, 2002)
  • Henüz anlaşılmamış biçimde de olsa dinin de toplu yaşama zorunluğundan doğduğu görülür; dinde kutsanmış toplu yaşam biçimleri, anlayıcı ve kavrayıcı düşüncenin yerine geçerek bireyler arasında bağlayıcı öge rolünü oynar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:46, Say yayınları, 2002)
  • Her isteyiş, bir yetersizlik duygusuyla ilgilidir, insanda bir doyum, bir hoşnutluk, bir yeterlilik sağlama eğilim ve dürtüsünün doğmasına yol açar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:50, Say yayınları, 2002)
  • Örneğin moral gücünü yitirmiş pısırık bir ortamda büyüyen çocuklarda böyle bir durumla karşılaşırız; çevrenin aşırı kötümserliği kolaylıkla çevreden çocuğa geçer.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:55, Say yayınları, 2002)
  • Çocuğun aile çevresindeki bir kişiye göstereceği aşırı sevginin hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gerekir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:59, Say yayınları, 2002)
  • Bazı çocuklar aşırı derecede huysuzluğu kaçarak dikkati üzerlerine çekmek isterken, daha çok yada daha az kurnaz kimileri aşırı derecede uslu davranarak aynı amaca varmaya çalışırlar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:59, Say yayınları, 2002)
  • Sanrı, ruhsal gerilimin alabildiğine büyük boyutlara ulaştığı, insanın amacından itilip uzaklaştırılacağı korkusuna kapıldığı durumlarda ortaya çıkmaktadır.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:71, Say yayınları, 2002)
  • Hayatta birçok kötü olayla karşılaşmış güçsüz çocukların hayal gücü üstün düzeydedir; böylesi çocuklar, düş kurup dururlar hep.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:75, Say yayınları, 2002)
  • Tüm yaşamımız, insanların birbirini karşılıklı etkileyebileceği varsayımına bağlı olarak akıp gitmektedir. 28 Mayıs 2011
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:79, Say yayınları, 2002)
  • Bir başkasını etkilemenin en iyi yolu, o kişiyi hak ve çıkarlarını garanti altına alınmış hissedeceği bir ruh durumuna sokmaktır.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:79, Say yayınları, 2002)
  • Her ruhsal yaşamın başında az çok bir aşağılık duygusunun yer aldığını kabul etmek gerekecektir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:86, Say yayınları, 2002)
  • İki kişinin aynı şeyi yapması, aynı şey değildir; ama aynı şeyi yapmasalar da, yaptıkları aynı şey olabilir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:97, Say yayınları, 2002)
  • Oyun oynamaktan kaçan çocukların ruhsal gelişimlerinde her zaman bir aksaklık sözkonusudur.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:108, Say yayınları, 2002)
  • Bütün oyunlarda gelecek için hazırlık özelliği açığa vurur kendini. Örneğin çocuğun oyun karşısındaki tutumunda, oynayacağı oyunun seçiminde ve ona verdiği önemde bu durumu gözlemleyebiliriz.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:108, Say yayınları, 2002)
  • Dikkat, ilgi duyulan bir nesnenin belirli bir amaçla ele geçirilmesini sağlayan bir araçtır.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:108, Say yayınları, 2002)
  • İhmâl, toplumsallık duygusunun bir eksiğidir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:113, Say yayınları, 2002)
  • Kendilerini ezik durumda hissedenlerin yaşamın küçük bir kesitinden dışarı çıkamayanlar arasında yer alacağını, hayattan biraz yüz çevirmiş kişilerin yaşamın sorunlarını, yaşama gereği gibi ayak uyduranlar kadar açık seçik göremeyeceğini söyleyebiliriz.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:115, Say yayınları, 2002)
  • Hayatın tek tek olayları bakımından sıklıkla gözlemlediğimiz bir şey var ki, o da bazı kimselerin yaşam konusunda kendilerinde varolan yeteneklerden haberlerinin bulunmayışı ve ilgili yetenekleri küçümsemeleridir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:115, Say yayınları, 2002)
  • Özetlersek diyebiliriz ki, düş, düşü görenin kafasının bir sorunla meşgul olduğunu, ayrıca bu sorun karşısında ne gibi bir tutum takındığını ortaya koyar. Düşte düşü görenin çevresine karşı tutumunu etkileyen toplumsallık duygusu ve güçlülük eğilimi gibi iki etken özellikle rol oynar, en azından bunların düşte hafiften izlerini ele geçirmek mümkündür.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:132, Say yayınları, 2002)
  • Bir insanın değeri, toplumsal işbölümünde üzerine düşen yeri ne ölçüde doldurduğuna bakılarak belirlenir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:136, Say yayınları, 2002)
  • Bazen insanlar, kendini beğenmişlik ya da kibir sözcüğü yerine kulağa daha hoş gelen hırs sözcüğünü kullanarak kendilerini biraz temize çıkarmaya çalışırlar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:200, Say yayınları, 2002)
  • Hayatta kadınların nasıl ikinci derecede rol oynamakla yükümlü kılındığını gören bir kızın cesaretini yitirip, kendisini bekleyen işlere pek istenildiği gibi el atamayacağı, yaşamın karşısına çıkaracağı ödevlerden korkup soluğu kaçmakta alacağı doğal, bunun da kendisini işe yaramaz bir duruma sokacağı kuşkusuzdur.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:146, Say yayınları, 2002)
  • Kadının yetersizliğine ilişkin önyargı ve buna bağlı olarak erkeğin kendini beğenmişliği, her iki cinsiyet arasındaki uyumu sürekli bozarak inanılmayacak bir gerilimin doğmasına yol açar; ilgili gerilim, özellikle sevgi ilişkilerine de nüfuz ederek tüm mutluluk olanaklarını aralıksız tehdit altında tutar, hatta çok kez yok eder. Tüm aşk yaşamımızı zehirleyerek kurutup bir yangın yerine çevirir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:159, Say yayınları, 2002)
  • Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği arkadaşlıktır. Kadın ve erkek arasındaki ilişkide karşı tarafı boyunduruk altına almak, tıpkı ulusların yaşamındaki gibi katlanılmaz nitelik taşır.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:159, Say yayınları, 2002)
  • Kadınların erkeklerden daha az yetenekli olduğu savı bir masaldan, gerçekmiş izlenimi veren bir uydurmacadan başka nitelik taşımaz.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:145, Say yayınları, 2002)
  • Ruhsal ilişkiler örgüsünden koparılıp alınmış bir tek ruhsal olaya dayanılarak insanı tanımak gibi bir işe kalkışılamaz.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:197, Say yayınları, 2002)
  • Tırnak kemirme ve burun karıştırma gibi dikkat çeken kötü alışkanlıklara sahip insanlar, ilgili davranışlarıyla inatçı kimseler olduklarını ele verdiklerini bilmezler.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:115, Say yayınları, 2002)
  • Hayatta en büyük zorlukları yaşayan ve başkalarına en büyük zararı veren birey, diğer insanlara ilgi duymayan bireydir. İnsanların bütün başarısızlıklarI bu tür bireylerden kaynaklanır!
  • Toplumdan uzak kalmak isteyen biri için, örneğin hep kirli bir yaka ya da pejmurde bir ceketle toplum içinde görünmekten daha uygun ve daha etkili bir çare yoktur. Kendisini başkalarının dikkati, eleştirisi ve rekabetiyle yüzyüze getirecek bir işin başına geçmekten yakayı sıyırmada ya da sevgi ve evlilikten kaçma işinde, başkalarının karşısına bu ekilde çıkmaktan daha iyi ve mükemmel ne yardım edebilir kendisine?
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:256, Say yayınları, 2002)
  • Unutkan insanlar öyle kişilerdir ki, açıkça başkaldırmaya pek yanaşmaz, ama unutkan davranışlarıyla ödevlerine karşı yeteri kadar ilgi duymadıklarını ele verirler.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:113, Say yayınları, 2002)
  • Uygarlığımızda bir kızın özgüvenini ve cesaretini yitirmemesi kolay değildir.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:146, Say yayınları, 2002)
  • Yıkayıp temizleme hastalığı'na kadınlarda alabildiğine sık rastlanır. Böyle davrananların tümü de kadınlık rolünü üstlenmeye karşı koyanlardır; ilgili davranışlarıyla kendilerini bir tür mükemmelliğe kavuşmuş görür, her gün kendileri gibi sık sık temizliğe başvurmayan kadınlara tepeden bakarlar.
(İnsanı Tanıma Sanatı, Sf:157, Say yayınları, 2002)

Cinsiyetler Arasında İşbirliği[düzenle]

  • Eğer bir insan bir başkasına gerçekten ilgi ve yakınlık duyuyorsa, o ilginin gerektirdiği bütün özelliklere sahip olmalıdır: Dürüst olmalı, iyi bir arkadaş olmalı, sorumluluk duygusu taşımalı, sadık ve güvenilir olmalıdır.
(Sf:147, Payel yayınları, 1999)
  • Eğer erkek şefkat arıyorsa, kendisini şımartacak, pohpohlayacak kızlar arayacaktır. Eğer ilişkiyi ikili bir yarış gibi görüyor ve bu yarışta üstün gelmeyi istiyorsa, güçlü görünen kızları arayacak, veya yapıları, toplumsal konumları ve güçleri açısından kolayca yönlendirilip güdülebilen kızları yeğleyecektir. Doğal olarak böyle bir seçim pek çok yanlışa yol açacaktır; çünkü hiçbir kız sürekli boyun eğmeye razı olmaz.
(Sf:104, Payel yayınları, 1999)
  • Farklı cinslerden iki eşit insanın görevi olarak tanımladığımız aşk, iki bireyin bedensel ve düşünsel yönlerden birbirlerini çekmesini, başkalarını dışlamasını ve birbirlerine karşı mutlak bir teslimiyetle yaklaşmalarını gerektirir.
(Sf:89, Payel yayınları, 1999)
  • Gizliden gizliye üstün olma isteği besleyen kızlar, genellikle güçsüz, sakat ya da kendi toplumsal konumlarının altındaki erkeklere yönelirler. Aynı şekilde, hemen el altındaki birinin veya bir akrabanın seçilmesi de, kendinden çok genç veya çok yaşlı bir erkeğin seçilmesi de güçsüzlük duygusunun belirtisidir.
(Sf:94, Payel yayınları, 1999)
  • Kadının çocukluğundan başlayarak kendisine zorlanan role başkaldırısı ne denli güçlü olursa, ya da aynı şekilde erkek kendisine biçilen ayrıcalıklı rolü tüm saçmalığına karşın oynamamakta ne denli ısrarlıysa, cinsler arasındaki çatışma da o denli şiddetli olur.
(Sf:29, Payel yayınları, 1999)

Diğer[düzenle]

  • Ormanı anlamak istiyorsanız, yalnızca kıyıda bir ileri bir geri gezinmekle yetinemezsiniz. Ona yaklaşmalı ve içine inmelisiniz, ne kadar tuhaf ve ürkütücü görünürse görünsün.
  • Her neslin kendine ait birkaç büyük matematikçisi vardır ve matematik diğerlerinin eksikliğini fark etmez bile. Onlar öğretmen olarak yararlıdırlar ve çalışmalarıda kimseye zarar vermez ama hiçbir önemleride yoktur. Bir matematikçi ya büyüktür ya da bir hiçtir.
  • Prensipler uğruna savaşmak, onlara uygun yaşamaktan daha kolaydır.
  • Yaşamda en büyük tehlike, fazlaca önlem almaktır.
  • Yaşadığımız travmanın şokundan etkilenmeyiz, onun yerine işimize gelen kısmını kullanırız.



Wikipedia-logo-v2.svg
Alfred Adler ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.