Ahmet Arslan
Görünüm
Kontrol edilmiş
| Ahmet Arslan | |
|---|---|
|
| |
| Doğum tarihi | 1944 |
|
| |
Ahmet Arslan, Türk felsefeci, akademisyen ve çevirmendir.
Sözleri
[düzenle]- Laiklik, demokrasinin yeter şartı değildir; çünkü bir insan laik olup demokrat olmayabilir. Ancak onun gerek şartıdır; laik olmadan demokrat olunamaz.[1]
- Her şey düşünür, haz duyar ve acı çeker.[2]
- Soruşturulmayan, üzerinde düşünülmeyen bir hayat, yaşanmaya değmez. İnsan, kendi hayatını inceleme kabiliyetidir. Bu olmaksızın o, hiçtir.[3]
- İnanma ve bilme arasında ise apaçık bir farklılık vardır. Bilinen bir şeye inanılmaz, o şey yalnızca bilinir.[4]
- Evrende, hatta evrenin dışında mutlak olarak iyi diye adlandırılabilecek tek bir şey vardır: O da iyi niyettir.[5]
- Bir din sadece bir metafizik bilgiler bütünü ve kurtuluş öğretisi değildir; aynı zamanda bu bilgilere uygun olarak davranılmasını, eylemlerde bulunulmasını isteyen ve insanlar arasındaki ilişkileri kutsal varlığın ruhuna, özüne, iradesine, emrine göre tanzim eden bir ahlak sistemidir. Nitekim bundan dolayı birçok insan dine dayanmayan bir ahlak sisteminin var olabileceğini kabul bile etmez. Başka bazıları böyle bir imkânı kabul etmekle birlikte dinin bir ahlak sistemi olması özelliğini, onun en belirleyici özelliği olarak görürler. Spinoza dini, özü itibariyle ahlaka, doğru ahlaka götürmek, hatta ona indirgemek isteyen filozofların başında gelir.[6]
- Din; insanın dünyayı bilme ihtiyacından çok, dünyaya ve onu idare eden ilkeye, Tanrı’ya, insan hayatının bir anlamı olduğuna inanma ihtiyacına cevap verir.[7]
- Gerçekten de insanı insan yapan en önemli özelliklerinden biri herhalde onun, kendisini çevreleyen dünyayı, içinde yaşadığı toplumu, geçmişini ve bütün yanları ile bizzat kendisini tanımak ve bilmek istemesidir.[8]
- Komünizm, "kapitalizmden kapitalizme" geçişin en acıklı ve zahmetli yoludur.[9]
- Bir şeyi iyi olduğu için arzu etmeyiz; o, "arzu ettiğimiz için" iyidir.[10]
- İnsan ancak sanat aracılığıyla tam olarak insan olur ve gerek duyusal ihtiyaçların, gerekse akılsal zorunluluğun alanından kaçarak gerçek anlamda özgür olur.[11]
- Darwin’in görüşü, bilimsel olarak kesin bir tarzda doğrulanmış değildir; olsa olsa bir büyük varsayım veya kuram niteliğindedir.[12]
- Ortaçağ İslam dünyasında Yunan tarzı felsefe geleneğini başlatan ve onun ilk önemli temsilcisi olan Farabi özü itibariyle Yeni-Platoncu bir filozoftur. Bu geleneğin Farabi sonrası en ünlü temsilcisi olan ve Geç Ortaçağ Hıristiyan düşüncesi üzerindeki etkisi Farabi'ye oranla daha büyük olmuş olan İbni Sina'da bu etki daha da güçlü bir biçimde kendisini gösterir. İslam dünyasın da Aristoteles'e ve Aristotelesçiliğe dönüşün bayraktarlığını yapan İbni Rüşd bile bu etkiden kendini kurtaramamıştır.[13]
- İnsanı birey insan yapan, başka insanlardan ayıran onun karakteri, kişiliği diye adlandırılan şeydir ve karakteri meydana getiren şey ise ne gök cisimlerinin hareketi, ne insanın bedenini meydana getiren unsurların bileşimi, ne de anne babadan miras alınan şeydir.[14]
- Hıristiyanlık, temel amacı insana kendisi ve içinde yaşadığı evren hakkında bilgi vermekten çok onu kurtarmak, kurtuluşa eriştirmek olan bir dindir. Bununla birlikte o, bu kurtuluşu sağlamak için kendisini kabul eden insanların bazı şeylere inanmalarını şart koşar. İnanılmasını istediği bu şeyler Hıristiyanlığın amentüsünü, yani belli başlı inanç unsurlarını veya dogmatiğini oluşturur.[15]
- En yüksek iyi sadece erdemdir ve mutluluk da sadece erdemli bir hayattan ibarettir. Bilgi özü itibariyle insanın akılsal davranışı için bir araç olma durumundadır.[16]
- Duyusal izlenimi, duyu organının basit fiziksel bir etkilenimi (affection) olmaktan çıkararak anlamlı bir algıya (perception) dönüştüren kavram veya düşüncenin kendisi olduğu gibi son tahlilde algının güvenilirliğine ilişkin onayı veren de yine akıl veya zihindir.[17]
- Kötülükler iyiliklerin zıddıdır ve onların zorunlu olarak birbirlerine zıt bir şekilde var olmaları ve zıtlığa dayanan bir tür karşılıklı bağımlılık içinde birbirlerini desteklemeleri zorunludur. Hiçbir zıd, zıddı olmaksızın var olamaz. İyiler ve kötüler, talih ve talihsizlik, acı ve haz tamamen aynı şekilde mevcutturlar; onlar Platon'un dediği gibi tam bir zıtlıkla birbirlerine bağımlıdırlar.[18]
- Her duyguda veya eylemde kötüyü veya erdemsizliği temsil eden iki uç; ifrat ile tefrit, gereğinden çok ile gereğinden az , bir de iyiyi, erdemi temsil eden bir orta nokta, yani gereği kadar olan vardır. Örneğin korku duygusu veya etkilenimini alalım. Bir gereğinden çok korku vardır, bir de gereğinden az korku ve bunların her ikisi de kötüdür, erdemsizliktir. Gereğinden çok korku, ödleklik, tabansızlıktır; gereğinden az korku ahmaklıktır, duyarsızlıktır. Gereği kadar korku yani altın orta cesarettir.[19]
- Haz mutluluğun ölçütü veya özü, öz niteliği olamaz, ama mutluluğa eşlik eden, mutluluğun sonucu olarak ortaya çıkan bir şey olabilir. Akıllı bir insan haz peşinde koşan bir insan değildir, iyi ve erdemli davranışlarını haz verici kılmasını bilen, onlardan haz almasını bilen insandır.[20]
- Bir insana "Niçin mutlu olmak istiyorsun?" veya "Niye mutluluğa erişmek istiyorsun?" sorusunu sorduğumuzda, bu amacını bir başka ve daha ileri amaca başvurarak açıklamak veya haklı çıkarmak ihtiyacını duymaz. Onun bu soruya vereceği cevap ancak şu olur: "Çünkü mutlu olmak istiyorum." Kısaca mutluluk kendi kendine yeten, nihai bir amaçtır.[21]
- Aristoteles, bilimi meydana getiren bilimsel kıyasların, bilimsel akıl yürütmelerin bu ilkelerinin son tahlilde kıyasi olmayan bir yolla elde edilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Bu yol, genel olarak duyuların kullanılması, gözlem ve deney yapılması, yani kısaca tümevarım yoludur.[22]
- Meydan okumanın, çatışmanın olmadığı yerde gelişme olmaz.[23]
- Bu özellikleriyle dinler, kimlere hitap ederler? Daha önce gördüğümüz üzere, İbn Sina'ya göre dinler daha ziyade sokaktaki insana, basit halka hitap ederler. Bu görüşe Gazzâlî tarafından yapılmış olan şiddetli hücumları göz önüne alan İbn Rüşd ise vahyedilmiş dinlerin, içlerinde seçkinler, filozoflar da olmak üzere herkese hitap ettiğini, ancak herkese kendi tarzında hitap ettiğini söylemektedir. Ona göre vahiy bütün insan gruplarını Tanrı'ya davet yollarını içerir.[24]
- Din, toplumsal olayların ortaya çıkmasında şüphesiz önemli bir faktör olmakla birlikte birinci dereceden bir aktör değildir. Asıl aktör veya faktör, insan doğasını meydana getiren güç veya kudret iradesi veya iktidar arzusudur.[25]
- Felsefe budur; felsefe, tikellikten kurtulmak, tümelliğe, evrenselliğe ulaşmaktır. Din, geleneğin, tikelliğin yeridir. Felsefe ise tümelliğin.[26]
- Bana göre Tanrı kavramını İbraniler, doğa kavramını Yunanlar, insan kavramını Hıristiyanlar veya Hıristiyanlık yaratmıştır.[27]
- Niye inanmıyorum? Çok basit olarak herhangi bir Tanrı’nın veya gelecek hayatın varlığı için getirilen açıklamalar, önüme konan kanıtlar hiçbir biçimde bana ikna edici gelmiyor. Benim derdim Tanrı’nın var olmadığını kanıtlamak değil. Ben sadece Tanrı’nın var olduğu yönündeki iddianın bana doğru, ikna edici gelmediğini, bundan dolayı da böyle bir varlığa inanmadığımı söylüyorum. O kadar.[28]
- Ben sınanmış, denenmiş, başarılı sonuçlar vermiş şeylerle ilgilenirim; çarpıcı görünen ama sonuçları şüpheli, ne işe yaradığı anlaşılmayan şeylerle değil.[29]
- İslâm'da Aristoteles’in veya Stoa’nın ahlakı gibi bir “erdem ahlakı“ ’na imkân ve gerek yoktur. İslâm ahlakı bir pozitif emir ve yasaklar ahlakıdır.[30]
- İmân kanıtlanamaz, kişiseldir. Tamamen ruhla ilgili birşeydir. Akla uygun olan din olmaz. Akla uygun olan imân olmaz.[31]
Kaynakça
[düzenle]- ↑ Ahmet Arslan, İslam, Demokrasi ve Türkiye, s. 232
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 1 / Sokrates-Öncesi Yunan Felsefesi, s. 314
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 155
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 33
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 37
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 283
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 29
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 25
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 233
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 125
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 258
- ↑ Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, s. 284
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 5 / Plotinos, Yeni-Platonculuk ve Erken Dönem Hıristiyan Felsefesi, s. 19
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 5 / Plotinos, Yeni-Platonculuk ve Erken Dönem Hıristiyan Felsefesi, s. 229
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 5 / Plotinos, Yeni-Platonculuk ve Erken Dönem Hıristiyan Felsefesi, s. 12
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 4 / Helenistik Dönem Felsefesi: Epikurosçular, Stoacılar, Septikler, s. 413
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 4 / Helenistik Dönem Felsefesi: Epikurosçular, Stoacılar, Septikler, s. 262
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 4 / Helenistik Dönem Felsefesi: Epikurosçular, Stoacılar, Septikler, s. 373
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 3 / Aristoteles, s. 277
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 3 / Aristoteles, s. 280
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 3 / Aristoteles, s. 264
- ↑ Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 3 / Aristoteles, s. 110
- ↑ Ahmet Arslan, İslam Felsefesi Üzerine, s. 34
- ↑ Ahmet Arslan, İslam Felsefesi Üzerine, s. 132
- ↑ Ahmet Arslan, Bir Ömür Düşünmek, s. 292
- ↑ Ahmet Arslan, Bir Ömür Düşünmek, s. 287
- ↑ Ahmet Arslan, Bir Ömür Düşünmek, s. 325
- ↑ Ahmet Arslan, Bir Ömür Düşünmek, s. 318
- ↑ Ahmet Arslan, Bir Ömür Düşünmek, s. 346
- ↑ Ahmet Arslan, Bir Ömür Düşünmek, s. 340
- ↑ https://www.youtube.com/shorts/7O5vh7HC_rk