İçeriğe atla

İsmail Beşikçi

Vikisöz, özgür söz dizini
İsmail Beşikçi
Doğum tarihi 7 Ocak 1939
Doğum yeri İskilip
Vikipedi maddesi
Vikiveri öğesi

İsmail Beşikçi (1939, İskilip, Çorum), "Sarı Hoca" lakaplı Türk toplumbilimci ve yazar.

Özellikle Kürtler ve Kürdistan konularına ilişkin yaptığı akademik ve sosyolojik çalışmalarla; ve bunun uğruna uzun yıllar tutuklu kalması ile, Türkiye ve Ortadoğu çapında tanınır hale gelmiştir.

Sözleri

[düzenle]
  • Kürt aydını, Türk, Arap ve Fars aydınlarının kötü bir kopyasıdır, çok kötü bir kopyasıdır.[1]
  • Bir devletin, insan haklarına saygılı olup olmadığı, anayasanın, yargı organlarının kararlarına bakılarak saptanamaz. Yasalarda yazılanlara göre saptanamaz. Maddi hayata, yaşanan hayata bakılarak saptanır.[2]
  • Ulusal özgürlük; bireysel özgürlükten taviz verilerek, ulusun özgürlüğüne ağırlık konularak kazanılır.[3]
  • "Bin yıllık İslam kardeşliği”, “Çanakkale’de birlikte savaştık”, “Cumhuriyeti omuz omuza mücadele ederek kurduk” “Alevi-Sünni İslam kardeştir” “İslam Birliği”, “Misakımilli” gibi sloganlar, inkârcı, asimilasyoncu, ırkçı, sömürgeci, Türk devletinin, Türk-İslam Sentezi anlayışının sloganlarıdır. Öcalan’ın bu sloganlara sarılması devleti rahatlatabilir ama Kürdlere bir hak, özgürlük getirmez. “İslam kardeşliği”, Kürdleri kandıran, oyalayan bir slogandır. İttihat ve Terakki’den beri Türk egemenleri Kürdlere karşı hep bu sloganı kullanmışlardır. Cumhuriyet dönemi bunu daha ince politikalarla uygulamıştır. Öcalan, Kürdlerin haklarını ve özgürlüklerini hiç gündeme getirmeden, “Misakımilli”den söz etmektedir. Bu, devletin gizlemeye çalıştığı bir arzudur. Devletin, Türk egemenlerinin bu arzusunu Öcalan ifade etmektedir. Ama yaşama geçmesi artık mümkün değildir. Siyasal bakımdan eşitlik olmadan kardeşlik olmaz. “İslam kardeşliği” Kürdleri her zaman kandırmıştır. Ama, “İslam kardeşliği” sloganına kanmayan Müslüman halklar da vardır. İbrahim Sediyani’nin, “Kürdleri kandıran ama Bengal halkını kandıramayan ‘İslam Kardeşliği’” yazısı dikkate değer bir yazıdır.[4]
  • Hilafet'in kaldırılması ve laikliğin kabul edilmesiyle birlikte dinin bu ezici ve birleştirici fonksiyonunu kaybetmesi gerekiyordu. Ve öyle oldu. O halde, Osmanlı İmparatorluğu'nda dinin ve Hilafet'in oynadığı fonksiyonu yeni Türkiye'de de oynayacak bir başka kuruma ihtiyaç vardı. Bu, "Türk milliyetçiliği" olarak saptandı. Fakat milliyetçilikten ne anlamak gerektiği ve milliyetçiliğin toplumsal temelleri tam olarak ortaya konulamadığından ırkçı bir takım gelişmelerden de uzak kalınamadı. 1924 Anayasası'nın hazırlanmasında bunun etkisini görmek mümkündür.[5]
  • Türkiye'de bilim, ancak, resmi ideolojiyi eleştirerek gelişebilir. Bilim resmi ideolojinin olmadığı bir ortamda gelişir, güç kazanır. Resmi ideolojinin buyruklarına itaat etmek zihni kötürümleştirir, buysa bilimsel gelişmeyi boğar.[6]
  • Halepçe'ye kimyasal silahlar atılmasıdan birkaç gün sonra, Kuveyt'te İslam Konferansı Zirvesi toplandı. 42 Müs­lüman devlete mensup devlet ve hükümet başkanları Ku­veyt'te toplantı halindeydi. İslam Konferansı Zirvesi, Filipin­lerden Filistin'e, Afganistan'dan Bulgaristan Türklerine, Sudan'dan Batı Trakya'ya, Kıbrıs Türklerinin durumundan Moritanya'ya kadar bütün Müslüman toplumlarıyla ilgili ka­rarlar aldı. Örneğin; Bulgaristan'daki Müslüman Türklerin isimlerini değiştirdiği için Bulgaristan hükümeti, Filistinlilere baskı uyguladığı gerekçesiyle İsrail hükümeti, Afganistan'daki varlığından dolayı da Sovyetler Birliği kınandı. Fa­kat; Kürtlere karşı kimyasal silah kullanan, beşbinin üzerinde kadın, Çocuk ve yaşlı Kürt insanı katleden, soykı­rım yapan Saddam Hüseyin yönetimini eleştırmek hiçbir Müslüman devlet başkanının veya başbakanının aklına bile gelmedi.[7]
  • Kürt ulusunun varlığını inkar eden Kemalizm, yalana dayalı bir resmi ideolojidir. Irkçı ve sömürgecidir, emperyalist içeriklidir.[8]
  • Kendi öz kişiliğini inkâr eden ve başka bir kişiliği kabul eden insan, köleleşme ve esirlik sürecinde ileri boyutlara varmış demektir.[9]
  • Dili yasaklanmış bir insanın dili koparılmış demektir.[10]
  • Kemalizm anti-Kürt bir ideolojidir. Türk resmi ideolojisinin en önemli özelliği anti-Kürt olmasıdır.[11]
  • Kemalistler, Kürdistan’ın bölünüp parçalanmasında ve paylaşılmasında emperyalistlerle çok yoğun bir işbirliği yaptıkları halde; “emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı ilk ulusal kurtuluş savaşını biz yaptık. Doğu’nun ezilen, sömürge halklarına önder olduk. Onlara ulusal kurtuluş ilhamını verdik...” demeyi de ihmal etmezler. Kürtler konusunun hatırlanmasını ise hiç istemezler. Bu konuda tartışmadan bilinçli bir şekilde kaçarlar. Sizi, polisle, savcıyla baş başa bırakırlar. Ama, “emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı ilk ulusal kurtuluş savaşını biz verdik” nakaratını da sürdürürler. Sizi polise ihbar ederek, cezaevine tıkılmanızı sağlayarak sesinizi kesmeye gayret ederler. Tek taraflı olarak, devamlı kendileri konuşurlar. Basında, TV’de, radyoda, eğitim kurumlarında, kışlada, camide... Her yerde.[12]
  • Kemalistlerin Kürdlere karşı uyguladıkları ırkçı ve sömürgeci politikayı gizlemek için kullandıkları başka bir yol da, Kürdleri ırkçılık yapmakla suçlamaktır. Kürdçe'nin ve Kürd kültürünün yasaklanması; her türlü yol kullanılarak Kürdlere Türkçe'nin ve Türk kültürünün dayatılması, yoğun bir asimilasyon sürecinin izlenmesi, Kürdçe insan ve köy isimlerinin değiştirilmesi, Türkçeleştirilmesi, Kürdçe konuşana para cezası verilmesi, Kürdçe'ye ve Kürd kültürüne ait hiçbir iz bırakılmaması... Kemalistlere göre bunlar devrimci ve demokratik yöntemlerdir. Ama bir Kürd'ün gasp edilmiş ulusal haklarını talep etmesi, bunun için örgütlenmesi ırkçı, şoven bir davranıştır.[13]
  • Lozan Antlaşması, Türkler için bağımsız bir devletin kurulmasıdır. Bağımsız Türk Devleti'nin uluslararası bir antlaşmayla garanti altına alınmasıdır. Kürtler için ise esarettir; köleleşmenin, sömürgeleşmenin kurumlaşmasıdır.[14]
  • Lozan'ın temel amaçlarından biri; Kürtlerin ve Kürdistan'ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması olduğu halde, Lozan antlaşmasında Kürt ve Kürdistan adlarının geçmemesi için büyük bir dikkat gösterilmiştir. Kürdistan, bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmıştır. Fakat Lozan Antlaşması'nda, bölünen, parçalanan ve paylaşılanın Kürdistan ve Kürtler olduğuna dair en ufak bir iz bırakılmamıştır. İnsanların, araştırmacıların bilincine böyle bir konunun çarpmaması için bütün önlemler alınmıştır. Türk Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bu durumu "Lozan Dehası" kavramlarıyla anmaktadır. Lozan görüşmelerinde Kürtler'in temsilcisi yoktur. Kürdistan'ı ve Kürtleri bölen, parçalayan ve paylaşan, Kürtlerin başına binbir türlü çorap ören bir antlaşmanın görüşmelerinde Kürt temsilcilerinin olmaması çok doğaldı.[15]
  • Kürdistan, Ortadoğu'nun ortasında bir trajedidir. Bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış; her türlü ulusal ve demokratik hakları gasp edilmiş, 30 milyonun üzerinde bir toplum. Sömürge bile olmayan bir ulus. Sürekli soykırımlara uğrayan bir ulus.[16]
  • Kürdistan geri kalmış değil, geri bırakılmış bir bölgedir. Bu bir devlet politikasıdır.[17]
  • Kendi kaderini tayin, Kürt halkının hakkıdır.[18]
  • Bir millet için en büyük felaket, tarihlerinin düşmanları tarafından yazılmasıdır.[19]
  • Ortadoğu'daki bütün uluslar, İslamiyet'i, İslamlığı kendi ulusal çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır. Arapların, Farsların, Türklerin İslamiyet'e yaklaşımlarının ana boyutu budur. İslam devletlerinden hiçbiri; İslamiyeti, İslam düşüncesini geliştirmek, İslam halklarının refah ve mutluluğunu arttırmak doğrultusunda yönlendirmememiştir. Kendi milletinin çıkarlarını, çıkarlarını her zaman ön planda tutmuşlardır. İslamiyet'i; hep bu milli, ulusal çıkarların gelişmesi, yaygınlaşması doğrultusunda kullanmışlardır. İslamiyetle, İslam düşüncesiyle, İslam devletleri arasındaki ilişkinin ana boyutu budur.[20]
  • Diyarbakır askeri cezaevinde Kürt insanları; "Türk'üm, mutluyum" demedikleri, Kürt kimliklerini korudukları için işkence yapılarak öldürüldüler. 40'ın üzerinde Kürt insanı bu şekilde işkence edilerek öldürüldü.[21]
  • Kürt toplumu yoksul bir toplumdur. Burjuvazisi yoktur. Feodal sınıf daha burjuvalaşmadan ajanlaştırılmıştır. Böylece ulusallık iddia edebilecek sınıfsal taban tamamen çürütülmüştür.[22]
  • Aşiret feodalizmin, ulus da kapitalizmin siyasi kurumudur.[23]
  • Doğu Anadolu'da Mustafa Kemal sorusu: "Hangisini soruyorsun? İki tane Mustafa Kemal var. Biri seferberlikte aşiret reislerini teker teker ziyaret eden; 'Hilafeti, Saltanatı, padişahı, dini-imanı koruyacağız, gavurlara karşı savaşacağız' diyen ve aşiret reislerinden yardım isteyen Kemal, öteki de seferberlikten sonra padişahı kovan, medreseleri kapatan, Kur'anımıza, dinimize önem vermeyen Kemal. Hangisini soruyorsun?" diyorlar.[24]
  • M. Kemal, Kürd ileri gelenleri ve Kürd aşiretlerini kazanmak için, Osmanlı ve İslam'ın bekaasından, Ermeni ve Rum gibi Hristiyan unsurlardan gelecek tehlikelerden söz etti hep. Seküler düşünceli Mustafa Kemal'in, Kürd ileri gelenlerine gönderdiği telgraflar, mektuplar hep dua ile başlayıp dua ile sona eriyordu. [25]
  • İnsanlığı tehtit eden olgu terör değildir. Bugün insanlığı tehtit eden olgu devlet terörüdür.[26]
  • Türk üniversiteleri özellikle sosyal ve siyasal bilimler ve hukuk konularında bilimi üreten bir kurum değildir. Türk üniversitesi, profesörleri, resmi ideolojinin propagandistliğini yapmaktadır.[27]
  • Cumhuriyet yönetiminin, Cumhuriyetin Kürtlere kattığı hiçbir değer yoktur. Cumhuriyet; Kürtlere baskı, zulüm, asimilasyondan başka hiçbir şey vermemiştir. Pazara inen yoksul Kürt köylülerinden Kürtçe olarak konuştukları kelime sayısına göre para cezası alınması, bu cezanın anında tahsil edilmeye çalışılması cumhuriyetin "bir buluşudur" .[28]
  • Bilim gözlenebilen ve ölçülebilen olgularla ilgilenir. Bu bakımdan bilim nesnel gerçeğe dönüktür. Bu olguları ifade eden önermeler doğrulanabilen ve yanlışlanabilen önermelerdir. Olgulara dayanmayan, nesnel gerçeğe dönük olmayan hiçbir iddia, hipotez veya teori; bilimsel değildir. Bilim yönteminde olgular tarafından doğrulanmayan önermeleri kabul etmek olanağı yoktur.[29]
  • Resmi ideolojiyi eleştiremeyen bilimin saygınlık kazanması da olanaksızdır.[30]
  • Bilim ile ideoloji arasında çok önemli bir fark vardır. Bir bilim adamı herhangi bir konuyu tahlil ederken, birtakım sonuçlara varırken, arkasında kaç kişi olduğuna bakmaz. Arkasından kaç kişi geldiğine, kaç kişiyi seferber ettiğine bakmaz. Önemli olan, konunun bilimsel tahlilidir. Olgusal ilişkilerdir. Bilim olgusaldır. Varılan sonuçların cesurca, dürüstçe açıklanması yine, bilimsel sürecin vazgeçilmez ilkesidir. Bir düşüncenin açıklanmasıyla, neler kazanılacağı, ne gibi çıkarlar elde edileceği, nelerin kaybedileceği önemli değildir. İdeolojilerde, özellikle resmi ideolojilerde ise düşünce ve davranışların kaç kişiyi etkilediği hesaplanır. Burada herhangi bir düşüncenin ve davranışın, kaç kişiyi peşinden sürüklediğinin saptanması önemli bir konudur. Bu düşünce ve davranışın izleyicisi olmakla ne gibi çıkarlar sağladığı veya sağlanacağı hesaplanır.[31]
  • Bilimin bir özelliği vardır. Vardığınız sonuçları açıklayacak kadar cesur ve dürüst olmak.[32]


Hakkında söylenenler

[düzenle]
  • İyi ki varsın İsmail Beşikçi bütün o kitaplarınla...[33]Hasan Cemal

Kaynakça

[düzenle]
  1. İsmail Beşikçi, Kendini Keşfeden Ulus Kürtler
  2. İsmail Beşikçi, Unesco'ya Mektuplar
  3. İsmail Beşikçi, Devletlerarası Sömürge Kürdistan
  4. t24.com.tr
  5. İsmail Beşikçi, Kürt Toplumu Üzerine
  6. İsmail Beşikçi, Orta Doğu'da Devlet Terörü
  7. İsmail Beşikçi, Kürt Aydını Üzerine Düşünceler
  8. İsmail Beşikçi, Bir Aydın, Bir Örgüt ve Kürt Sorunu
  9. İsmail Beşikçi, Unesco'ya Mektuplar
  10. İsmail Beşikçi, Devletlerarası Sömürge Kürdistan
  11. İsmail Beşikçi, PKK Üzerine Düşünceler - Özgürlüğün Bedeli
  12. İsmail Beşikçi, Devletlerarası Sömürge Kürdistan
  13. İsmail Beşikçi, Devletlerarası Sömürge Kürdistan
  14. İsmail Beşikçi, Devletlerarası Sömürge Kürdistan
  15. İsmail Beşikçi, Hayali Kürdistan'ın Dirilişi
  16. İsmail Beşikçi, Devletlerarası Sömürge Kürdistan
  17. İsmail Beşikçi, Devletlerarası Sömürge Kürdistan
  18. İsmail Beşikçi, Bir Aydın, Bir Örgüt ve Kürt Sorunu
  19. İsmail Beşikçi, Kürt Aydını Üzerine Düşünceler
  20. İsmail Beşikçi, Kürt Aydını Üzerine Düşünceler
  21. İsmail Beşikçi, Kürt Aydını Üzerine Düşünceler
  22. İsmail Beşikçi, Kürt Aydını Üzerine Düşünceler
  23. İsmail Beşikçi, Kürt Toplumu Üzerine
  24. İsmail Beşikçi, Kürt Toplumu Üzerine
  25. İsmail Beşikçi, Kürdler Neden Milliyetçi Olmalıdır?
  26. İsmail Beşikçi, Orta Doğu'da Devlet Terörü
  27. İsmail Beşikçi, Hayali Kürdistan'ın Dirilişi
  28. İsmail Beşikçi, Devlet ve Kürtler
  29. İsmail Beşikçi, Bilim Yöntemi
  30. İsmail Beşikçi, Bilim - Resmi İdeoloji, Devlet - Demokrasi ve Kürt Sorunu
  31. İsmail Beşikçi, Unesco'ya Mektuplar
  32. İsmail Beşikçi, Kendini Keşfeden Ulus Kürtler
  33. milliyet.com.tr