"Okan Yalabık" sayfasının sürümleri arasındaki fark

Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
→‎Sözleri: Ekleme+kaynak iyileştirme
(Removing Okan_Yalabık.jpg, it has been deleted from Commons by Ellin Beltz because: per c:Commons:Deletion requests/File:Okan Yalabık.jpg.)
(→‎Sözleri: Ekleme+kaynak iyileştirme)
Etiketler: Mobil değişiklik Mobil web değişikliği
* Sevginin ne kadar önemli ne kadar hafifletici ve birçok şeyin ne kadar gereksiz olduğunun kanıtı olarak aslında ne kadar basit olduğunu görüyorsunuz.<ref>Vogue, Mart 2016, sayfa 324</ref>
* Bazen "Hayırlısı" deyip yola devam etmek en doğrusu. Çok elzem değilse fazla diretmem. Hemen vazgeçebilirim. Aşk konusunda da pek ısrarcı olduğumu söyleyemeyeceğim. Eğer yolunda gitmeyen şeyler varsa, fazla zorlamamak lazım. Zira o kadar vaktimiz yok.<ref name=HTPazar/>
* Anlayış göstermek vakit kaybettiriyor insana. İlişkilerde birçok şeyi kaçırmamıza neden oluyor. Çok övünülecek bir şey değil. Karşınıza çıkan insanı ağırlayabilmek ve onun da bunu yapmasını sağlamak, çok daha sağlıklı. Bence ideali bu. Rengimizi ifade edemiyoruz ve sadece birbirimizi geçiştiriyoruz. Bu çok tehlikeli.<ref>''OyundaHabertürk karısı tarafından terk edilen agresif abi Okan Yalabık'' başlıklı röportajındangazetesi, 2009</ref>
Mart 2009</ref>
* [[Aşk]] dengesizliktir aslında. Bu konular üzerinde ahkam kesmek çok doğru değil ama şöyle diyebilirim, çok yüksek bir yerlerden kapakların açılması ve suyun aşağıya şiddetli bir şekilde akması gibi tanımlayabilirim kendime göre aşkı. Ama musluğu bağladığınız zaman mantıklı bir sevgi iilişkisine dönüşebiliyor aşk.
** TuğçeÖzge Tığlı ile yapılan söyleşiden
* Âşık olur evlenirsiniz; bir şeyler yolunda gitmez, anlaşamaz, uzaklaşır ve ayrılırsınız veya çok sevdiğiniz birçok şeyden sıkılabilirsiniz ama oyunculuktan asla.<ref name=Tempo/>
* Mutlu aşk yaşanırken var belki yani ama aşk kalıcı olmaz ki kesinlikle…<ref name=goodfellas>[http://en.okan.2bb.ru/viewtopic.php?id=30 2002 tarihli röportaj]</ref>
* Başka türlüsü mümkün mü? Durumu değiştirebilir misiniz? Her şeyi olduğu gibi kabul etmeli.<ref name=Elle/>
* Şu anda yaşadıklarımız, geçmişte yaptıklarımızdan dolayıdır hep... Ben buna inanıyorum... Bu aynı zamanda ''Hatırla Sevgili''<nowiki>'</nowiki>nin de en temelinde söylemek istediği şeydi... Eğer Necdet'i oynamasaydım bu güne kadar severek oynadığım iki rolden bir tanesini oynamamış olacaktım.<ref name=ranini>{{Web kaynağı | başlık = Okan Yalabık: Seyircinin bu projeye kayıtsız kalmayacağına inanıyordum | url = http://www.ranini.tv/roportaj/1889/1/okan-yalabik-seyircinin-bu-projeye-kayitsiz-kalmayacagina-inaniyordum | erişimtarihitarih = 6 Kasım 2014 | yayıncı = raninitv}}</ref>
* Yaşıyorsa (Necdet), memleketle ilgili kitapları basılmış bir yazar olurdu sanırım.<ref name=ranini/>
* Derdi olan rolleri seviyorum. Derttir rolleri izlenir kılan. O karakterin ne kadar çatalı, ne kadar derdi varsa o kadar eğlenceli oluyor o rolle uğraşmak.<ref name=aycan>Akşam Gazetesi, Aycan Saroğlu, 23 Aralık 2006</ref>
* [[Fotoğraf]], özgür olduğum bir alan. Bu nedenle profesyonelce yapmak istemiyorum. Hata yapması da keyifli.<ref name=akşam>Akşam Gazetesi, Ekin Türkantos, 28 Ocak 2009</ref>
* Kötü bir şeyin içinde olmaktansa merak unsuru olmak daha iyi.<ref name=akşam/>
* İkisine de çok ihtiyaç duyuyorum. Kalabalık her zaman hoş değil, yalnızlık da öyle.<ref name=goodfellas/>
* Ne olursa olsun, zamanı ve anı yaşamak gerekir.<ref name=Elle/>
* Kadın-erkek ilişkilerinde bazı şeylerin içi boşaltıldı. Bizden önceki jenerasyonun ahengi şimdi başka bir şeye dönüştü. Popüler kültür ve iletişim devrimi bu dönüşümün en büyük sebepleri.<ref>{{Web kaynağı | başlık = Demet Evgar ve Okan Yalabık: 'Türkiye'yi kedilerin efsunlu enerjisi koruyor' | url = http://www.hurriyet.com.tr/demet-evgar-ve-okan-yalabik-turkiyeyi-kedilerin-efsunlu-enerjisi-koruyor-40049770 | yazar = Hakan Gence |yayıncı=''Hürriyet'' | erişimtarihitarih = 6 Şubat 2016}}</ref>
* Kamera önünde olmak ve stüdyoda seslendirme yapmak çok kıyaslanacak şeyler değil bence. Ben ikisini de severek yapıyorum. Çok sevdiğim için de karşılaştığım şeyleri zorluk olarak addetmiyorum. Yani şanslıyım diyebilirim. Bu yüzden de kamera önünde olmak ayrı stüdyoda seslendirme yapmak ayrı haz veriyor bana.<ref name=Kültürsanat/>
* Seslendirme sanatçılığı çok saygı duyduğum bir meslek. Başlı başına farklı bir alan, içerisinde bir sürü parametreler var. Ben reklam seslendiriyorum sadece. İşimi yaparken de eğleniyorum. Stüdyo benim için bir oyun bahçesi.<ref name=Kültürsanat/>
* Stüdyo oyun parkı gibi bir yer benim için. O aletler, mikrofon, bir şeyler kaydetmek... Seslendirme de öyle bir uzantı, eğlenceli bulduğum bir yer.<ref>Milliyet Sanat, Kasım 2015, sayfa 84</ref>
* İlerde [[sinema]]cı olacağım. Gün gelecek ben bir şekilde yapacağım bu işi, çünkü kafaya koydum.<ref name=Alin/>
* Oyunculuğa başladığım günden beri hiç ara vermeden yaptığım bir şey tiyatro. Onun yanı sıra dizilerde oynuyorum. Bu ikisi birbirine engel değil.<ref name=cadde/>
* Her bir oyunda gözeneklerinizden adrenalin fışkırıyor. Başka ne yapar ki böyle bir şeyi insana? Bungy jumping mi ya da paraglading mi? Tiyatronun kendine böyle bir bağlayıcılığı var. Canlı olması nefis bir şey, her akşam bir sınav. Hadi bakalım, birisi bana bunun yerine bir şey önersin!<ref name=Radikal/>
* Oyunculuk çok özel bir şey değil. Özel bir şey gibi gösterildiğinde kötüleşiyor.<ref name=aycan/>
* Aslında [[tiyatro]] gerek mutfağıyla gerek sahnesiyle derin bir sessizlik ve tekrardan sonra zirve yaşıyor son dönemlerde. Gerçi adına alternatif tiyatro deniyor, onun bir kavram kargaşası olduğunu düşünüyorum. 90’larda çıkan özgün müzik kavramı gibi. Ama adı ne olursa olsun çok umut verici gelişmeler bunlar.<ref name=artfulluving/>
* Rol seçimi doğru mekanda, doğru zamanda, doğru insanın yanında bulunmaktan tutun da sizin performansınıza, niteliklerinize kadar her şeye bağlı. İstisnalar vardır ama kimse gelip "Sana sekiz tane rol veriyoruz, hangisini seçersen biz onu yapacağız" demiyor. Biraz pişmek, açıkçası biraz acı çekmek gerekiyor.<ref name=Alin>{{Web kaynağı | başlık = İlk rol teklifini kırmızı ışıkta beklerken aldı | url = | yazar = Alin Taşçıyan | yayıncı = Milliyet Cumartesi | sayfa =7 | erişimtarihitarih = 9 Ağustos2003Ağustos 2003}}</ref>
* Pargalı İbrahim, araştırması ve canlandırması son derece keyifli bir karakter.<ref name=Elle>''Elle'', Mayıs 2011</ref>
* Güç peşinde koşmak, insanın hastalığı.<ref>Vogue, Ekim 2012</ref>
* Boş zamanım yok. İnsanların ‘boş zaman’ diye nitelediği vakitlerde hep mesleğimle ilgili bir şeylerle meşgul oluyorum. Boş zamanımda [[film]] izlemiyorum, film izlemek zaten benim işim. Ve ben de herkes kadar çok fotoğraf çekmeyi seviyorum. “Zamanı gelince çocuklarım baksın” diye düşündüğüm şeyleri çekiyorum.<ref name=Elle/>
* Fotoğraf çekmek benim için günlük gibi bir şey. Ben günlük yazmıyorum, günlüklerimi fotoğraf kareleriyle oluşturuyorum.<ref name=sözcü/>
* Kendi geçmişime baktığım zaman, kalabalıklara hitap edemeyen, bir metni yüksek sesle başkalarına okumaktan çekinen bir yapım vardı. Tezat oluşturan şey, benim kalabalıkların karşısına çıkmam ya da bir sandalyenin üzerine çıkıp bir şeyler yapıp insanların ilgisini çekebilmem. En klişesinden bir durum. Bunun içinde insanın fark edilmekle ilgili bir şeyi açık ediyor kendini. Kendim yapamayacağım şeyleri oyuncu olarak yapıyorum.<ref name=Radikal>Nazan Özcan, ''Radikal'', 7 Şubat 2010</ref>
* Konservatuvarın ilk sınıfında hocalarımız bize bazı mesleki anahtarlar verdi: Bunlardan biri ölçülü olmak. Oynarken ölçülü olmak ama ölçülü olmak hayatın her alanına sirayet ettiği zaman insan dengede durabiliyor. Huzurda, mutlulukta, üzüntüde, hatta aşkta ölçülü olmak lazım.<ref name=Radikal/>
* İnsanlar tarihi pek merak etmediler ya da merak ettirilmediler. Daha ziyade halının altına doğru süprüldü mevzular. Bu ülkenin kendi geleceğini, gelecek nesillerin yaşantısını karartmak demek. Karanlıkta bırakmayı tercih ettiler. Aman bilinmesin dendi. Biz kendimizden, hatalarımızdan memnun değiliz. Hataları halının altına süpürdüğümüz zaman kurtulduğumuzu sanıyoruz. Ne kadar karşı çıkarsak çıkalım, ne kadar ayrı olursak olalım, bu kadar ayrılık içinde tek ortak noktamız aslında geçmişimiz ve geleceğimiz olacak. Herkes şimdinin derdinde oysa. Halının altına o kadar çok süprülüyor ki, önce pot oluyor, sonra dağlar. Ve herkes o dağlara takılıp tökezliyor. Siyasetçiler, gazeteciler ve ilgili kişiler 30 yıldır televizyonda bir masanın etrafında toplaşıp son derece sıkıcı ve itici şekilde 12 Eylül’ü tartışıyor. 30 sene öncenin magazinini yapmaya çalışıyorlar. Bu bence tam bir patinaj. Hiçbir şekilde hareket etmeyen, ısı yaratan, dumanlar çıkaran bir patinaj. Geleceğe bunu yapmaya hakkımız yok.<ref name=Radikal/>
* Konuşmayalım, yapalım. Hele de enerjimiz varsa, sadece işimizi yapalım. Yaptığımız iş konuşularak ifade edebileceğimiz bir şey değil, ancak yaparak gösterebileceğimiz bir şey. Ben bu yüzden oyunculuk hakkında konuşmayı sevmiyorum. Konuşmak hiçbir işe yaramıyor.<ref name=More/>
* Ben oyunculuğu tek bir kavram olarak algılıyorum. Dizi oyunculuğu, sinema oyunculuğu gibi ayrımlarım yok, oyunculuk tek bir olgudur, yaptığınız yere göre teknik olarak değişimler gösterir. Bunun dışında bu işin enerjisini oluşturan çekirdeği, tek bir şeydir. Mevzu oyunculuğu tercih etmektir. İnsanların karşısında bir mesuliyetle çıkıyorsanız, bunu layıkıyla yapmak gerekir. Oyunculuğu nerede yaptığımız çok da önemli değil. Önemli olan bu sorumluluğun altından kalkabilmek...<ref name=More/>
* Kendi hakkımda çok konuşursam, inandırıcılığım kalmaz.<ref name=HTPazar>{{Web kaynağı|url = http://www.haberturk.com/medya/haber/598512-muhtesem-pargali |başlık= Muhteşem Pargalı |yazar= Pınar Erbaş |yayıncı= HT Pazar |erişimtarihitarih = 13 Eylül 2015}}</ref>
* İnsanların hakkımda ne düşündükleri tabii ki ilgimi çekiyor ama yorumları fazla ciddiye almak doğru gelmiyor bana.<ref name=HTPazar/>
* Seyirciyle kurulan ilişkide önemli olan sizin canlandırdığınız şeyin izlenebilirliği, bu açıdan kışkırtıcı, cezbedici olmasıdır. Bunu sempatiyle, sevgiyle ya da aksi şeylerle de yapabilmek mümkün. Çünkü bizim yaptığımız işin böyle bir gücü de var.<ref>Milliyet Sanat, Kasım 2015, sayfa 82</ref>
* Ortalıkta olmayı sevmiyorum. İstanbul’da da şehrin biraz uzağında oturuyorum. Şehrin içi beni açmıyor. Yeni insanlar tanımayı, yeni ortamlara girmeyi seviyorum ama işlerimi hallettikten sonra şehri geride bırakmak bana iyi geliyor, beni bir sonraki güne şarj ediyor.<ref name=habertürk/>
* Ben fazla olan şeyleri sevmiyorum, abartılı, aşırı olan şeyleri...<ref>Milliyet Sanat, Kasım 2015, sayfa 81</ref>
* Hayatın içinde hamster gibi dolaşıyoruz. Zaman mefhumunu da yitirdik, koşuşturmaca içinde birbirimize teğet geçerek yaşıyoruz.<ref name=habertürk>{{Web kaynağı | başlık = Okan Yalabık: Sanki oyun parkındaydık | url = http://www.haberturk.com/magazin/roportajlar/haber/1192015-okan-yalabik-sanki-oyun-parkindaydik | yazar = Ece Saruhan | yayıncı = Habertürk Magazin | erişimtarihitarih = 7 Şubat 2016}}</ref>
* Oyunculuk “Ben insanım” diyen herkese kapıları açık olan bir meslek, insanın içinden çıkan... Ama oyunculuk müessesesini sadece televizyon ürünleri üzerinden tanımlamaya karşıyım. Bu, bir yolculuk. Başlarsınız, kendinizi geliştirirsiniz, meslekle ilgili bir şeyleri dert edinirsiniz ve böylece bir yere gelirsiniz.<ref>{{Web kaynağı | başlık = Demet Evgar, Engin Hepileri ve Bülent Şakrak '39 Basamak' oyununda bir araya geldi | url = http://www.haberturk.com/magazin/roportajlar/haber/1195334-demet-evgar-engin-hepileri-ve-bulent-sakrak-39-basamak-oyununda-bir-araya-geldi | yazar = Ece Saruhan | yayıncı = Habertürk Magazin | erişimtarihitarih = 14 Şubat 2016}}</ref>
* Necdet karakterini oynadığım ''Hatırla Sevgili''<nowiki>'</nowiki>de 1950'li 60'lı yılları, Pargalı İbrahim Paşa olarak ''Muhteşem Yüzyıl''<nowiki>'</nowiki>da 1500'lü yılları yaşadım. ''Analar ve Anneler''<nowiki>'</nowiki>de 1970'lerin komiseri Ayhan oldum. ''Seddülbahir 32 Saat'' adlı dizide de Cevat Paşa olarak Çanakkale Savaşı'na katıldım. 1950'ler ve 60'larda yaşamak isterdim. İnsanlar daha mutluymuş gibi geliyor bana. Daha duyarlılar. İnsan daha değerli, sevgiyle saygı önemli.<ref name=sözcü>{{Web kaynağı|başlık= Savaş insanı ruhen yıkan bir olay | url = http://www.sozcu.com.tr/hayatim/magazin-haberleri/savas-insani-ruhen-yikan-bir-olay/ | erişimtarihitarih = 12 Mart 2016 | yazar = Yüksel Şengül | yayıncı = ''Sözcü'' | dil = Türkçe}}</ref>
* [[Kadın]]lar ne yazık ki her zaman daha kolay şekilde hedefte oluyorlar.<ref name=sözcü/>
* Ben de [[Anton Çehov|Çehov]]’u okuldayken anlayamadığımı fark ettim. Tabii ki çok çalışıyorduk üstüne ama gerçekten anamıyordum. İlginçtir, ''[[Kış Uykusu]]''’nu izlediğim zaman Çehov ile ilgili bir uyanış yaşadım.<ref name=artfulluving>{{Web kaynağı|başlık= Yarıda Bıraktıkları İşi Bitirmeye Geldiler | url = http://www.artfulliving.com.tr/kultur-ve-yasam/yarida-biraktiklari-isi-bitirmeye-geldiler-i-6176 | erişimtarihitarih = 4 Mayıs 2016 | yazar = Hanife Yasar | yayıncı = artfulluving.com | dil = Türkçe}}</ref>
* Oyuncu olarak işini en iyi şekilde temsil etmek ve o işin içinde huzurlu olabilmektir esas olan. Oyuncunun bir adım sonrasıyla ilgili hissi yoktur.<ref name=cadde>{{web kaynağı |başlık= İki büyük dizinin oyuncusu aynı sahnede buluştu | yazar= Senem Aydın |url= | yayıncı= Milliyet Cadde | tarih= 3 Aralık 2011 | sayfa = 4 | erişimtarihi=}}</ref>
* Herkes haklıdır bu hayatta. Nedenleri vardır, peşinden gider. Bu yolda yaptıkları ve tenezzül etmedikleri onun nasıl bir insan olduğunu belirler.<ref name=Tempo>''Tempo'', Mayıs 2012,
sayfa 5962 </ref>
* Star değilim. Değilim. Oyuncuyum ve işimi çok seviyorum. Ortaokul ve liseden itibaren aklımda başka hiçbir şey yoktu. İzlenilmek ve fark edilmek, bu işin özünde olan şeyler ve zaman içerisinde popülerlik getiriyor ama aslında mesleğim oyunculuk olarak devam ediyor, starlık olarak değil. Starlık, işimi yaptığım sürece yanımdan yürüyen ve kapılmadığım bir kavram. Hiçbir zaman bir adım önünüze geçmemesi ve kontrolsüz bırakılmaması gerekiyor.<ref name=Tempo/>
* Ben ‘niye’ diye sorardım. Niye her şeye sahipken ve geleceği görecek kadar zekiyken kaderin değişmesine izin verdin?
148

değişiklik

Gezinti menüsü