Said Nursî

Vikisöz sitesinden

Git ve: kullan, ara
Wikipedia-logo-tr.png
ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.



Konu başlıkları

[değiştir] İnsana ve Hayata Dair

  • Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek, doğru değil
  • Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.
  • İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye'stir.
  • Deli adama "iyisin, iyisin" denilse iyileşmesi, iyi adama "fenasın, fenasın" denilse fenalaşması nâdir değildir.
  • Sıkıntı, sefahetin muallimidir. Ye's, dalalet-i fikrin; zulmet-i kalb, ruh sıkıntısının menba'ıdır.
  • Bîçare hakikatlar, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur.
  • En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.
  • Haksızlığı hak dava edinene karşı hak dava etmek, bir nevi haksızlıktır.

İfadeleri tam olarak anlayamayan arkadaşlar için cümlelerde geçen bazı yabancı kelimelerin anlamları :

  • ye's: Ümitsizlik
  • sefahet: Zevk,eğlence ve yasak şeylere düşkünlük
  • zulmet : Karanlık
  • menba : Kaynak, merkez
  • bedbaht : Bahtsız, mutsuz, kötü, fenâ
  • muzdarib : Izdıraplı, acı çeken
  • atalet : Boş durma, tenbellik, işsizlik, yılgınlık
  • adem : Yokluk, hiçlik
  • sa'y : Gayret, çalışma, emek
  • yakaza : Uyanık, şuurlu ve dikkatli bir vaziyette

[değiştir] Kur'an hakkında

  • Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'andır.
  • Azametli bahtsız bir kıt'anın, şanlı tali'siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.
  • Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır. gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır.
  • Zaman ihtiyarlandıkça, Kur'an gençleşiyor; rumuzu tavazzuh ediyor. Nur, nâr göründüğü gibi; bazan şiddet-i belâgat dahi, mübalağa görünür.

İfadeleri tam olarak anlayamayan arkadaşlar için cümlelerde geçen bazı yabancı kelimelerin anlamları :

  • marîz : Hasta,illetli,dertli
  • alîl : Hasta,hastalıklı
  • uzuv : Organ, parça
  • ittiba : Uyma, tâbî olma
  • tali'siz : Talihsiz
  • ittihad : Birleşmek, birlik
  • tavazzuh : Açıklanma, açığa çıkma,aydınlanma
  • belâgat : Hitap ettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakîkatlı söz söyleme sanatı

[değiştir] Tevhit Hakında

  • Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dava-yı halk ve iddia-yı icad edemez. Zira herşey, herşeyle bağlıdır.
  • Haşirde bütün zevi-l ervahın ihyası; mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sineğin baharda ihya ve inşasından kudrete daha ağır olamaz. Zira kudret-i ezeliye zâtiyedir; tegayyür edemez, acz tahallül edemez, avaik tedahül edemez. Onda meratib olamaz, herşey ona nisbeten birdir.
  • Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş'i dahi o halketmiştir.
  • Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir...
  • Hem nev-i beşer, hususan medeniyet fenlerinin ikazatıyla uyanmış, intibaha gelmiş, insaniyetin mahiyetini anlamış. Elbette ve elbette dinsiz, başıboş yaşamazlar. Ve olamazlar. En dinsizi de dine iltica etmeye mecburdur. Çünkü, acz-i beşerî ile beraber hadsiz musibetler ve onu inciten hâricî ve dahilî düşmanlara karşı istinad noktası; ve fakrıyla beraber hadsiz ihtiyâcâta müptelâ ve ebede kadar uzanmış arzularına medet ve yardım edecek istimdad noktası, yalnız ve yalnız Sâni-i Âlemi tanımak ve iman etmek ve âhirete inanmak ve tasdik etmekten başka, uyanmış beşerin çaresi yok...
  • Adem-i kabul, kabul-ü ademle iltibas olunur. Adem-i kabul; adem-i delil-i sübut, onun delilidir. Kabul-ü adem, delil-i adem ister. Biri şek, biri inkârdır.
  • İmanî mes'elelerde şübhe, bir delili, hattâ yüz delili atsa da; medlûle îras-ı zarar edemez. Çünki binler delil var.
  • Hayat, cilve-i tevhiddendir, müntehası da vahdet kesbediyor.

İfadeleri tam olarak anlayamayan arkadaşlar için cümlelerde geçen bazı yabancı kelimelerin anlamları :

  • nücum ve şümus : Yıldızlar ve güneşler
  • halk : Yaratma, var etme
  • ihya : Diriltme, hayat verme
  • mevt-âlûd : Ölüm gibi, ölümlü
  • avaik : Müşküller, engeller
  • nev-i beşer : İnsanlık
  • intibah : Uyanıklık, hassasiyet
  • iltica : Sığınma
  • hadsiz : Sonsuz
  • ihtiyâcât: İhtiyaçlar
  • Sâni-i Âlem : Bütün âlemi sanatla yaratan Allah
  • zevi-l ervah : Ruh sahipleri
  • zâtiye : Zât ile,kişi ile alâkalı
  • tegayyür : Değişme, başkalaşma
  • tahallül : Başka birşeyin müdahale etmesi, karışması
  • tedahül : Birbirine dahil olmak
  • hususan : Özellikle
  • mahiyet : Birşeyin aslı, içyüzü, esâsı
  • acz-i beşerî : İnsanlığa âit güçsüzlük, acizlik
  • istinad : Dayanma, güvenme
  • istimdad : Medet ve yardım istemek
  • adem : Yokluk, hiçlik
  • iltibas :Birbirine benzeyen şeylere şaşırıp birbirine karıştırmak,yanlışlık,karışıklık
  • sübut : Sabit oluş,kesin olarak meydana çıkmak
  • şek : Şüphe, tereddüt
  • medlûl : Mânâ,meal,delil getirilen şey
  • îras : Verme,meydana getirme,sebep olma
  • münteha : Son,nihâyet

[değiştir] Sebebler Üzerine

  • Esbaba tesir-i hakikî verilmemiş, vahdet ve celal öyle ister. Lâkin mülk cihetinde esbab dest-i kudrete perde olmuştur, izzet ve azamet öyle ister. Tâ nazar-ı zahirde, dest-i kudret mülk cihetindeki umûr-u hasise ile mübaşir görülmesin.

İfadeleri tam olarak anlayamayan arkadaşlar için cümlelerde geçen bazı yabancı kelimelerin anlamları :

  • esbab : Sebepler
  • dest-i kudret : Kudret eli
  • nazar-ı zahir : Zâhirî, dıştan görünüş
  • umûr-u hasise : Ufak ve değersiz işler

[değiştir] Yaratılış Hakkında

  • Âlem-i şehadet, avalim-ül guyub üstünde tenteneli bir perdedir.
  • Bir noktayı tam yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira şu kitab-ı kebir-i kâinatın herbir harfinin, bahusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü vardır.

İfadeleri tam olarak anlayamayan arkadaşlar için cümlelerde geçen bazı yabancı kelimelerin anlamları :

  • alem-i şehadet : Şehâdet âlemi,gözle görülen âlem,dünya,kâinât
  • avalim : Âlemler
  • guyub : Gizli olan,görünmeyen
  • kitab-ı kebir-i kâinat : Büyük bir kitap gibi mânâlar ve hikmetler ifâde eden kâinât
  • bahusus : Özellikle
  • müteveccih : Yönelmiş,dönmüş,bir yere doğru yola çıkan
  • nâzır : Nazar eden, bakan, idâre eden

[değiştir] Tabiat hakkında

  • Tabiat, misalî bir matbaadır, tâbi' değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fâil değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nâzım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil.
  • Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelan-ı nümuv der: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim." Doğru söyler. Yumurtada bir meyelan-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım." Biiznillah olur. Doğru söyler. Bir avuç su, meyelan-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım." Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelanlar, iradeden gelen evamir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir.
  • Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz. Âlem-i şehadetteki insanlara inşikak-ı Kamer, bir mu'cize-i Ahmediye (A.S.M.) olduğu gibi, mi'rac dahi âlem-i melekûttaki melaike ve ruhaniyata karşı bir mu'cize-i kübra-yı Ahmediyedir ki; nübüvvetinin velayeti bu keramet-i bahire ile isbat edilmiştir ve o parlak zât, berk ve Kamer gibi melekûtta şu'le-feşan olmuştur.
  • Hayat, kesrette bir çeşit tecelli-i vahdettir. Onun için ittihada sevkeder. Hayat, bir şeyi herşeye mâlik eder.

İfadeleri tam olarak anlayamayan arkadaşlar için cümlelerde geçen bazı yabancı kelimelerin anlamları :

  • tâbi': Kitap basan
  • nakkaş : Nakış yapan, süsleyen
  • mistar,masdar : Bir çeşmenin suyunun bulunduğu yer masdar, musluğu ise mistardır
  • şeriat-ı iradiye : Cenâb-ı Hakk`ın irâdesiyle oluşan şeriat,kanunlar
  • meyelan: Yönelme,meyil
  • meyelan-ı nümuv : Yenileme, yeşillenme, gelişme meyli
  • incimad : Donma, buzlanma, katılaşmak
  • evamir-i tekviniye : Allah`ın tabiatta geçerli olan emir ve kanunları
  • ya'sub : Emir,bey,reis
  • beşer : İnsanlık
  • inşikak : Parçalanma,kırılma
  • âlem-i melekût : Varlıkların Cenab-ı Hakkın isimlerine bakan hakiki,şeffaf yüzleri
  • şu'le-feşan : Işık saçan,parlatan
  • kesret : Çokluk,sıklık,çeşitlilik
  • ittihad : Birleşmek,birlik,aynı fikirde olmak
  • mâlik : Sahip olan,mülk sahibi

[değiştir] Ruh Hakkında

  • Ruh, bir kanun-u zîvücud-u haricîdir, bir namus-u zîşuurdur. Sabit ve daim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmiş, kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir. Bir seyyale-i latifeyi o cevhere sadef etmiştir. Mevcud ruh, makul kanunun kardeşidir. İkisi hem daimî, hem âlem-i emirden gelmişlerdir. Şayet nevilerdeki kanunlara kudret-i ezeliye bir vücud-u haricî giydirseydi, ruh olurdu. Eğer ruh, vücudu çıkarsa, şuuru başından indirse, yine lâyemut bir kanun olurdu.


[değiştir] Oruç hakkında

  • İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü, sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki, iftar vaktinde, o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mânevîye mazhar olur.


[değiştir] Hristiyanlık hakkında

  • Nasraniyet, ya intifa veya ıstıfa edip İslâmiyet'e karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, tevhide yaklaştı. Tekrar yırtılmağa hazırlanıyor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyetin esasını câmi' olan hakaik-i İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır. İşte bu sırr-ı azîme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki: "Hazret-i İsa nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir."
  • Hristiyanlığın malı olmayan mehasin-i medeniyeti ona mal etmek ve İslâmiyetin düşmanı olan tedenniyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir.

[değiştir] Maddiyyunluk hakkında

  • Maddiyyunluk manevî taundur ki, beşere şu müdhiş sıtmayı tutturdu, gazab-ı İlahîye çarptırdı. Telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü' ettikçe, o taun da tevessü' eder
  • Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.

[değiştir] Zekat ve Faiz hakkında

  • Bütün ihtilalat ve fesadın asıl madeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve menba'ı tek iki kelimedir:
    • Birinci Kelime: "Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne!"
    • İkinci Kelime: "İstirahatim için zahmet çek; sen çalış, ben yiyeyim."

Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki, o da vücub-u zekattır. İkinci kelimenin devası, hurmet-i ribadır. Adalet-i Kur'aniye âlem kapısında durup, ribaya "Yasaktır, girmeye hakkın yoktur" der. Beşer bu emri dinlemedi, büyük bir sille yedi. Daha müdhişini yemeden, dinlemeli!..

  • Ribanın kap ve kapıları olan bankaların nef'i; beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zalimlerine ve bunların en sefihlerinedir. Âlem-i İslâma zarar-ı mutlaktır; mutlak beşerin refahı nazara alınmaz. Zira gâvur harbî ve mütecaviz ise, hürmetsiz ve ismetsizdir.

[değiştir] İsraf hakkında

  • Bir lokma kırk paraya, diğer bir lokma on kuruşa. Ağıza girmeden ve boğazdan geçtikten sonra birdirler. Yalnız, birkaç saniye ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan kuvve-i zaikayı taltif ve memnun etmek için birden ona gitmek, israfın en sefihidir.