Necip Fazıl Kısakürek

Vikisöz sitesinden
Atla: kullan, ara
Türk vatanının yalnız Müslüman ve Türklerle meskûn, yalnız Türkler ve Müslümanlardan ibaret hale gelmesi, hain ve muzlim unsurlardan baştan başa temizlenmesi için her türlü tedbir alınacaktır.

Ahmet Necip Fâzıl Kısakürek (26 Mayıs 1904 - 25 Mayıs 1983), Türk şair ve yazar.

  • İslâm cemiyet ve beldesinin büyük meydanında ve bütün nazarlara karşı kadın, yüzünden, el ve ayaklarından başka hiçbir noktasını çıplak olarak gösteremeyecek derecede hayâ ve hicap ifade eder. Tek tel saçın bile dâhil olduğu bu hayâ ve hicap şartları yerine geldikten sonra kadın, aynı İslâm cemiyet ve beldesinin aynı meydanında en faal ve en vazifedâr bir unsur olabilir.[1]
  • Fars tesiri korkunçtur; İslâmda en büyük kafalarla at başı, en hain bozguncu kelleleri de İranlı.[1]
  • Bizim cemiyet ve devletimizde bile bile hırsızlığın cezası, cezaya ehliyet sınırları içinde, istisnasız ve kayıtsız ve şartsız, bir kolun kesilmesidir. Bütün suistimaller, sahtekârlıklar, dolandırıcılıklar, hile tertipleri, netice itibariyle hedef tuttuğu kast ve gaye esas olarak hırsızlığın şubeleri halinde sınırlandırılır ve ona hükümlendirilir. Bizim cemiyet ve devletimizde fuhuş ve zina kökünden yasaktır.[1]
  • İster yerli, ister yabancı filmlerde, ahlâkî, ruhî, hissî, fikrî, siyasî, hattâ bediî ve zevkî en küçük zaaf, sakamet ve dalâlet ifadesi, böyle bir filmin yasak edilmesi için kâfi sebeptir.[1]
  • Alenî ve ictimaî bir zina nazariyesinden başka bir şey olmayan dans, belki de bu münafık cephesiyle zinadan da iğrenç bir fiil olarak, Büyük Doğu mefkûresinin hiçbir noktasında barınamayacak bir fiildir; ve bu bakımından, aynı mefkûrenin en şiddetli yasakları arasındadır.
    Kadınla erkeği müşterek ve ahekli hareketlerle vücut kıvrımlarını göstermeye davet eden ve ister bir çift, ister birçok insanın şehevî hareketlerinden ibaret olan dans, millî ve gayr-i millî bütün çeşitleriyle bizden değildir.[1]
  • Bizde heykel yoktur.[1]
  • Kerhane, meyhane, kumarhane ve bütün rezalethanelere "paydos!" diyecek bir nizam. (...) Adam öldüreni hemen öldürecek, hırsızlık edeni bir daha edemez hale getirecek; ve bütün içtimaî ihtilâtlarında ferde öz evinden daha emin sığınaklar gösterecek bir nizam. (...) Nizamların nizamı olan düzen, iki heceli ve beş harfli bir isim taşır: İslam.[1]

Şairliği[düzenle]

  • Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim... Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter... Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde... Haberi veren annem, bir ân gözlerimin içini tarayıp:
    - Senin dedi; şair olmanı ne kadar isterdim!
    Gözlerim, hastahane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgâra karşı, içimden kararımı verdim:
    - Şair olacağım! Ve oldum. (Çile / Giriş)

Şiirlerinden örnekler[düzenle]

Kadın Bacakları[düzenle]

  • Her ayağın bastığı yerde sanki kalbim var,
    Kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden.
    Ömrümün geçtiği yolda bana sorsalar,
    Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden.
    Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü,
    Gözlerinden ziyade bacaklarına yakın,
    Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü,
    Kadınlar! Onlar varken konuşmayınız sakın.[2]

Güzel Şey[düzenle]

  • Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber
    Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü peygamber (1977)

Sanat[düzenle]

  • Anladım işi; sanat Allah'ı aramakmış;
    Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...(1939)

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...” (Abdülhakim Arvasi'nin vaazını dinledikten sonra yazdığı şiir)

Çile[düzenle]

Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak... (1939)

Aralık Kapı[düzenle]

Bu dünya bir kuyu, havasız çömlek;
Daralıyorum!
Kapımı, buyursun diye o Melek;
Aralıyorum! (1982)

Anneme[düzenle]

Anne girdin düşüme!
Yorganın olsun duam,
Mezarında üşüme!

Anlamam, anlatamam;
Düşen düştü peşime,
Artık vâdeler tamam... (1982)

İnanmaz[düzenle]

"Ticaretin tüm ziyan!" diye bir ses rüyada;
Mezarına birlikte girecek şeyi kazan!
Seni gözleyen eşya, bitpazarı dünyada,
Patiska kefen, çürük teneşir, isli kazan.

Minarede "ölü var!" diye bir acı salâ...
Er kişi niyetine saf saf namaz.. Ne alâ!
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ!
Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan... (1973)

Konferanslarından bölümler[düzenle]

Sahte Kahramanlar konferasından[düzenle]

  • Dâvâ, gerçek ölümsüzlüğü bulmakta. (Sayfa 13)
  • Bedr gazasında oğul babasının başını keser ve Resûlullah'ın önüne koyar. İşte inkılâp! Hani ya, Arab'ın, dünyayı verseler bırakmayacağı soy - sop gayreti? İnkılâp diye buna derler ve ondan sonra olacaklara... (Sayfa 23)
  • Viyana'da Kara Mustafa'nın yenilmesi ne askerîdir, ne iktisadîdir, ne şudur, ne budur; sadece ahlâkîdir. (Sayfa 26)
  • Her felsefe mektebi, öbür mektebinin yanlışını çıkarmak için faydalıdır; kendi hakikatiyle değil... (Sayfa 28)
  • İşte o belalı Rönesans... Orada bâtıl ve kaba taassuba karşı, birtakım fikir kahramanları görüyoruz: [Bruno] gibi. Ateşe atılır ve o dakikada papazın kendisine uzattığı putu ayaklarıyla iter. (Sayfa 32)
  • Büyük tefekkür plânında ve büyük içtimaî sistemde milletçe zayıf olduğumuzu söylebilmemiz lâzım. (Sayfa 39)
  • Nitekim Nâsır'ın karşısında halis kahramanlardan bir büyük şehit görüyoruz: [Seyyid Kutup]. [Seyyid Kutup], takınmış olduğu sosyalizma tavrı ve büyük sahabî Hazret-i Osman'a dil uzatmış olma felâketinden istiğfar ederek can verdiyse büyük şehittir. (Sayfa 45-46)
  • Din ve İslâm düşmanlığına Ziya Gökalp'in, bizzat eserleri şahitti. Fakat o hanımın şehadetinde de; kahraman sanılan zatın ruhundaki maraza ait korkunç bir delâlet tütüyordu. (Sayfa 80)

İslâm ve Öbürleri konferansından[düzenle]

  • Komünizm sosyalizmin azmanıdır. Komünist olmaya razı olunmadan sosyalist olunmaz! (Sayfa 126)
  • Ne mutlu Müslüman'ım diyen! (Konferansın son sözüdür. / Sayfa 146)

Hesaplaşma konferansından[düzenle]

  • Eğer onlar tam müslüman olsalardı bugünler başımıza gelmezdi. Onlar... Kabukta kalmış adamlar... Bizim istediğimiz bir nesil var: Allah'ın Sevgilisi'nin beklediği bir nesil. Bu nesil, siz olacaksınız! Mükellefsiniz! Ya olun, ya ölün! (Sayfa 35)
  • Ağlayalım ve dua edelim. Duanın icabını yapalım. (Sayfa 58)

Dünya Bir İnkılâp Bekliyor konferansından[düzenle]

  • Doğrudan doğruya söylüyorum: Lâiklik bize göre samimi ve hakiki bir kelime değildir. Kutup ayısını, hurma ağacının ikliminde besleyemezsin! (Sayfa 28)
  • Tek yol dine dönmek: Tek din İslâm! (Sayfa 52)

Her Cephesiyle Komünizma konferansından...

  • Çoğu, sigâya çekilecek olsalar, komünizmi de bilmeyen, komünist bile olmaktan âciz, lâfta ilerilik heveskârı küfür yobazlarıdır. (Sayfa 132)

Özdeyişler[düzenle]

  • Tanzimattan beri devam eden sahte inkılâplar ve bu inkılâpların türettiği sahte kahramanlar, dâvâmızın, müşahhas plânda baş meselesidir. (İdeolocya Örgüsü / Sayfa 12)
  • Büyük Doğu, âlem olduğu mefkûre çerçevesinde senfonik bir orkestra. (a.g.e. / Sayfa 13)
  • Her şey Doğu'dan geldi; her şey, her şey, yani ruhumuz. (a.g.e. / Sayfa 36)
  • Mesele, Batı'yı anlamak. Dâvânın en nazik istikâmeti, bütün mâzi ve tarih hükümlerinin özü ve halinde bugün Doğu'nun Batı'ya karşı nasıl bir anlayış tavrı takınacağında. (a.g.e. / Sayfa 41)
  • İlk buhran devremizde, bağlı olduğumuz iman manzumesinin vecda ve aşkını kaybettikten sonra anlamadan kabuğa mıhlı kalmak yüzünden, Batı harikasını hemen müşahede altına alıp ciğerlerimize sindirmek ve şahsiyetimizi kaybetmeksizin kanımızda eritmek imkanlarından nasıl mahrum kaldıksa; ikinci buhran devremizde, ayılmak bilmez bir hayret ve dehşet psikolocyası altında, Batı'nın kabuğunu bir türlü oyamadık ve meyvesine eremedik. (a.g.e. / Sayfa 55)
  • Şahsiyeti, Fransızların (Lejyon donör) nişaniyle mükâfatlandırılan Tanzimat'ın Mecelle'sine karşılık, boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İsviçreli Türk Medeni Kanunu nedir? (a.g.e. / Sayfa 63)
  • Düşünmediğimizi düşünmedikçe düşünebilmekten uzak yaşayacağız. (a.g.e. / Sayfa 72)
  • Yalnız İslâmiyete inanıyoruz! (a.g.e. / Sayfa 103)
  • O küllî şeyin adı ki İslâm, her şey onda, o da her şeyde... (a.g.e. / Sayfa 105)
  • İnsan olduğu için İslâm oldu; ve İslâm olduğu için insan vardır. (a.g.e. / Sayfa 112)
  • Bir kişinin herkes, herkesin de bir kişi olduğu hakikati İslâmındır. (a.g.e. / Sayfa 117)
  • Âlemde tek adalet kaynağı, İslâm... (a.g.e. / Sayfa 125)
  • İslâmiyet'in kılıcı bizzat merhamettir. Hıristiyanlıktaki sun'i merhamet edebiyatı değil... (a.g.e. / Sayfa 131)
  • Aya biz gidecek ve oraya, bilmem kaç yıldızlı Amerikan bayrağı yerine Tevhid livâsını biz dikecektik! (a.g.e. / Sayfa 132)
  • Fakat İmparatorluk o kadar cüsselidir ki, can çekişirken bile dünyayı titretmektedir. (a.g.e. / Sayfa 144)
  • Tanzimatın, olmaması değil, aksine, İslâmlık emrinde ve çok daha geniş ve köklü bir hareket şeklinde olması lâzımdı. (a.g.e. / Sayfa 151)
  • Giden şey İslâm, gelen şeyse hiçti. (a.g.e. / Sayfa 155)
  • Kanunî devrinden beri gerçek inkılâbı bekliyoruz. (a.g.e. / Sayfa 161)
  • Gerçek Türk tarihi henüz yazılmamıştır. Yazılabilseydi zaten mesele yoktu. (a.g.e. / Sayfa 167)
  • Fakat sadece ruhlarda ve düşünce çevresinde bir inkılâp... (a.g.e. / Sayfa 194)
  • Bu inkılâbın âletleri, söz ve kalem... (a.g.e. / Sayfa 194)
  • Çölde, devesine, kölesiyle nöbetleşe binen Reisler Reisi'nin ahlâkı. Buna muhtacız... (a.g.e. / Sayfa 396)
  • İslâm ahlâkı, buna muhtacız. (a.g.e. / 398)
  • Biz, gerçek milliyetçiliği, geriye doğru değil, ileriye doğru, menba istikâmetinde değil, mansap istikâmetinde, tohum üstünde değil ağaç üstünde karar kılıcı bir anlayış ve görüşe bağlıyoruz. (a.g.e. / Sayfa 399)
  • İnsan hür değildir; hür olan, eşek veya köpek... (a.g.e. / 424)
  • Hürriyet bir gâye değil, vasıtadır ve gâye bir tarafa bırakılıp vasıta gâyeleştirilemez. (a.g.e. / Sayfa 425)
  • Bir dilde uzun, dolgun ve çok heceli kelimeler, tefekküriyet ve medeniyet işaretidir. (a.g.e. / Sayfa 427)
  • Dünyada hiçbir dil yoktur ki, bugünkü Türkçe'nin yazılış derecesinde (fonetik-seslendirildiği gibi) olsun. (a.g.e. / Sayfa 428)
  • Ruhumuzun ırzına geçtiği sanılar Arapçayı karşılık, ruh ismet ve iffetimiz gâvurcaya karşı takdim ve teslim edilmiştir. (a.g.e. / Sayfa 431)
  • Bir milletin diliyle oynamak, onun hayatıyla oynamaktır. (a.g.e. / Sayfa 435)
  • Yine o, hep o, yalnız o, daima o... (a.g.e. / Sayfa 476)
  • Gerilerini dönüp, ileriye kıçlarındaki gözle bakanlar bize "gerici" diyor. (a.g.e. / Sayfa 536)
  • Gerici... O da ne kelime? Gerilerinde damgamız mı var ki gerici oluyoruz? (a.g.e. / Sayfa 536)
  • Gerici kelimesi, ancak gerilerini döndürmekten başk abir hüneri olmayanlara yakışır. (a.g.e. / Sayfa 537)
  • Hasret, vuslatın yarısıdır. İste ki olsun! (a.g.e. / Sayfa 554)
  • Sen yalnız düşün! (a.g.e. / Sayfa 556)
  • Sen, düşünmeyi düşünmekten başlayarak düşün, yeter! (a.g.e. / Sayfa 556)
  • Abdülhamîd`i anlamak her şeyi anlamak olacaktır. (Ulu Hakan / Sayfa 643)
  • Allah'ı bulamamacasına aramak, ebediyen aramak olan şiirin gayesi, ilk dayanak ve çıkış noktası olarak din temeline muhtaçtır.
  • Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz.
  • Arı bal yapar, fakat balı izah edemez. Ağaçtan düşen elma da arz cazibesi kanunundan habersizdir.
  • Bana "çağdışı" diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım?
  • Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek, İstiklâl savaşı başlarında ve Maraş'ta, düşmanlar tarafından başörtüsü çıkarılıp düşürüldüğü için başlayan millî şahlanışın ruhuna tükürmektir.
  • Biz şiiri iman için bilmişiz; ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği binbir yol ağzı biliyoruz.
  • Cevabımın şiddetinden susuyorum!
  • Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.
  • Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.
  • Dinin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur; yokluk bile yok... Şiir ve san'atsa hiç yok...
  • Demokrasi, kendini çölde hayal edenlerin serabıdır. Yaşanmaya değer hayatı bul ve ölümsüzlüğe geç!
  • Ey Türk ruhumun atomu. Çatla ve idealinin baş harflerini göklere yaz!
  • Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.
  • Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım.
  • Mâsum, küçücük bir taşın beresi üzerine flaster yapıştırmak ne demek? Haklı, koca bir güllenin yere sereceği leşinin üstünü örtecek kanlı kefenden ne haber?
  • Salaklık bulaşıcıdır.
  • Şimdi Fatih kalksa mezarından ne ben onu tanırım ne o beni tanır. Ama İstanbul'u Bizanslılar almış deyip tekrar savaşır!
  • Şiirde gaye, kökte Allah ve mutlak hakikat olarak, dalda sırrilik ve remziliktir.
  • Şiirde baş unsur, fikirle hissin ara çizgisi üzerinde, duygulaşmış düşüncelerdir.
  • Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.
  • Tereddüt edersen bacakların seni taşımaz. Yürüyeceğim de, bas ve yürü!
  • İdrâk, idrâksizliğin idrâkini idrâktır!
  • İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, fikir öfkesidir.
  • İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork!
  • Aydınlık yolu herkes bulur mesele karanlık yolda ışık aramak
  • Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.
  • Allah, Tanrı'nın belasını versin! ("Biri Tanrı der, biri Allah, hangisi doğru, Tanrı mı Allah mı?" sorusuna verdiği yanıt.)
  • Dünya öküzün üstünde derler; Oysa dünyanın üstünde nice öküzler bilirim.

Anektodlar[düzenle]

Edebiyatçı Baba[düzenle]

Necip Fazıl, oğlu Mehmed’i kırmaz ve ödevini yapar. Ödevden “orta” not alan küçük Mehmed eve geldiğinde üzüntülü şekilde babasına sitem eder: “Baba bu nasıl iş. Herkes seni edebiyatçı biliyor. Bense senin yaptığın ödevimde zar zor orta aldım.” Necip Fazıl’ın tebessümü dudaklarına yayılır: “Üzülme evlat! Şarlo da kendisine benzeyenler yarışmasında sonuncu olmuştu.”

Vapurda[düzenle]

Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:

"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."

Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:

"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.

Necip Fazıl ve Nazım Hikmet[düzenle]

Necip Fazıl Kısakürek, 1960′lı yıllarda Yeni İstanbul gazetesinde neşredilen hatıratında şöyle anlatıyor:

“İkinci Dünya Harbi arefesinde, Nazım’ı bir akşamüstü yanımda Vakit gazetesi müdürü Rasim Us olduğu hal cezaevinde ziyaret ettim. Tel örgüle geldı. – Nazım, dedim, benim rejimim olsa seni asardım. Fakat bu fikirsiz insanların seni süründürmesinden müteessirim. Onun için ziyaretine geldim. Gözlerinde iki damla yaş, cevap verdi: – Benim de rejimim olsa, ben de seni asardım. Sonra da darağacının altında ağlardım. Seni anlıyorum. Bil ki, bu soylu tarafın daima takdircisi kalacağım. “Bu onunla son karşılaşmam ve konuşmam oldu. Bu tarihten sonra Nazım yıllarca hapiste yattı veya Bursa sokaklarında dolaştı. Demokrat Parti iktidarının başında da zindan kaydı silindi. Ve doğru Rusya’ya dümen kırdı. Onun bu kaçışını vatan hainliği telakki edenlerle aynı fikirde değilim. Nazım’ın bilinen manada vatan hainliği yoktu. Fakat Türk’ün ruhuna ihaneti vardı. Bu ihanet yüz bin vatan satmaktan beterdir. Ve üzerinde durulması gerekli biricik noktadır. Nice vatanperver geçinen insanlar vardır ki, yurdumuzda suçları Nazım’ınkinden aşağı değildir. Onlar, hiç olmazsa inandığı batıla sadık kalmış olan Nazım’ın fikir namusundan bile mahrumdurlar. Nazım, işte bu gibilerini yetiştiren son asır başıboşluk ikliminden kurtulayım derken kendisini ateşe atmış, yamuk bir kafadır. Cemiyet ona ve kendisine bakıp başını dövsün.

Wikipedia-logo-v2.svg
Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.

Kaynaklar[düzenle]

  1. 1,0 1,1 1,2 1,3 1,4 1,5 1,6 Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü kitabından.
  2. Türk Dili: Dil ve Edebiyat Dergisi - 29. cilt - Sayfa 476