Kurtlar Vadisi Irak (film)

Vikisöz sitesinden

Git ve: kullan, ara
Wikipedia-logo-tr.png
ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.


Konu başlıkları

[değiştir] Kırmızı, yeşil, sarı (Filmin ilk sahnesi)

(Abdülhey, Memati ve Polat arabada Erbil'e gitmektedir. Yolun sonuna doğru, hafifçe uyuklayan Memati uyanır.)

Memati: Nerdeyiz Abdülhey?

Abdülhey: Geldik abi.

Memati: (Alaylı) Hani, kırmızı halıyı göremiyorum?

Polat: Birazdan görürsün kırmızıyı, yeşili, sarıyı...

(Memati arkaya dönüp Polat'a 'Ne diyor bu?' gibilerinden bakar.)

Polat: (Küskün bir tavırla) Trafik ışıkları Memati...

[değiştir] Buralarda ucuzmuş adam alıp satmak

(Erbil girişinde Polat ve arkadaşlarını Peşmergeler çevirir)

Peşmerge: (Kürtçe) Pasaportlar...

(Abdülhey pasaportları verir)

Peşmerge: (Kürtçe) Türkiye'den mi geliyorsunuz?

Abdülhey: (Kürtçe) Evet.

Peşmerge: (Kürtçe) Sen Kürt müsün?

Abdülhey: (Kürtçe) Evet

Memati: Ne diyor Abdülhey?

Abdülhey: Bir dakika abi.

Peşmerge: (Kürtçe) Aşağı inin.

Abdülhey: Abi aşağı inmemizi istiyor. Birşeyler verelim, gidelim.

Polat: İneriz kardeş.

(Polat, Memati ve Abdülhey arabadan aşağı inerler.)

Abdülhey: (Kürtçe) Zorluk çıkarmayın. Pasaportlarımız temiz.

Polat: (Kürtçe) Bırak adam işini yapsın Abdülhey.

(Peşmerge Polat'a yaklaşıp dikkatli dikkatli bakar.)

Peşmerge: (Kürtçe) Adın ne?

Polat: (Kürtçe) Pasaportta yazmıyor mu?

Peşmerge: (Kürtçe) Ben sana soruyorum!

Polat: Polat Alemdar

Peşmerge: (Kürtçe) Erbil'e niye geldiniz?

Polat: (Kürtçe) Ticaret...

Peşmerge: (Kürtçe) Ne ticareti?

Polat: (Kürtçe) İnsan ticareti... Buralarda ucuzmuş adam alıp satmak!

Peşmerge: (Silahını doğrultur. Kürtçe) Yatın yere, üstünüzü arayacağız!

Memati: Şşşşşşş!

(Abdülhey göz kaş arasında hançerini çıkarıp birden silahlı peşmergenin bileğine saplar. Düşen silahı Polat alıp iki peşmergeyi vurur. Memati de kalan son adamın başını, yanlarındaki pikapın camından içeri sokup camlara boğazını kestirir.)

Polat: Gidelim!

[değiştir] Bu çuvalı kafana geçireceğim

S. W. Marshall: Amacın ne? Oteli havaya uçurmak istiyorsan uçur. Benden alabileceğin bir şey yok.
Polat Alemdar: Senden almak istediğim bir şey yok. Ama senin bana verebileceğin bir şey var.
Polat Alemdar: Bu çuvalı kafana geçireceğim. Aynı şeyi adamlarına da yapıcağım. Hepiniz birlikte başınızda çuvallarla otelden çıkacaksınız! Gazeteciler resminizi çekecekler. Bu kadarını bana verebilirsin değil mi?
S. W. Marshall: Bu çuvallar senin askerlerinin başına geçirdiğim çuvallar mı?
Polat Alemdar: Hâlâ başın gövdenin üstündeyken geçir şunu kafana. Yoksa, sana tam uyacak bir ceset torbam da var!
S. W. Marshall: " (Sam) Bak, Türk..

Tam 15 yıldır bu bölgedeyim ve Türkleri çok iyi tanırım. övünmeyi seversiniz.. Sizin kendi kurallarınız kendi kırmızı çizgileriniz vardır, değişmez Irak politikalarınız vardır.. ve hep biz istemesek burada kimse bir şey yapamaz dersiniz.. Sana bir şey söyleyeyim mi? Kırmızı çizgilerinizi çoktan sildik.. Irak politikanızın içine ettik. Sizi anlamıyorum, yani bunu alınmadınız da başınıza geçirilen iki çuvala mı alındınız?

Bunu adamlarınıza söyleyin. Birleşik devletler son elli yıldır size para ödüyor.. Donunuzun lastiğini bile size biz gönderiyoruz.. Neden bir şey üretemiyorsunuz? Para diyorsunuz yolluyoruz, daha fazla istemek için mi birbirinizi dolandırıyorsunuz? silah istiyoruz dediniz gönderdik, savaşmayı kabul ettiniz.. Ama askerlerinizi gödermeden pazarlığa kalktınız, ve sonra yine para istediniz. Nasıl unutursunuz komünistlerden kurtarmamız için yalvardığınızı? Niye alındığınızı söyleyeyim.. Çünkü artık size ihtiyacımız yok. .
Polat Alemdar: Ben siyasi parti lideri değilim. Diplomat ya da asker de değilim. Aynen senin de dediğin gibi ben Türküm. Ve bir Türkün kafasına çuval geçirecek adamın dünyasını başına yıkarım! Şimdi kes sesini (Elindeki çuvalı Sam'in yüzüne fırlatır) ve tak şunu!

[değiştir] Tanrı'nın çocuğu 1

S.W. Marshall: Barışı sağlamak için Tanrı tarafından görevlendirildim... Bunu başaran Tanrı'nın çocuğudur!

Polat: Benim senin gibi bir çocuğum yok!!!

[değiştir] Canlı bomba kıyamet alameti

Leyla: Kocam Allah yolunda şehit oldu. Vallahi, onu öldürenleri öldürmek için üstüme bombaları bağlayıp üstlerine üstlerine yürüyüceğim. Baba bana izin ver. Kendimi de onları da öldüreyim.
Şeyh: Leyla, benim böyle bir şeye izin vereceğimi nasıl düşünürsün. Bu kapıyı bilen biri bunu nasıl ister. İslam'ı anlayan, böyle bir hırsa nasıl kapılır?
Leyla: Bundan başka ne yapabilirim ki.
Şeyh: Canlı bomba olmak Allah'a bir değil de iki büyük isyan demektir. Birincisi Allah'tan umudu keserek kendi canına kıymak. İkincisi de düşmanınla beraber masum kişilere de kıymayı göze alman demektir. Canlı bomba olduğun zaman kaç masumun öleceğini bilebilir misin? Bilemezsin. Onu bilmediğin için de gerçekte şu veya bu kadar masumu değil, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olursun... Müslümanlara bu fikri aşılayanlar ve onlardan intihar komandosu devşirenler Hasan Sabbah fitnesini hortlatanlardır. Bu bir kıyamet alametidir kızım ve şeytan işidir. Acını anlıyorum kızım ama Müslümanları dünyaya korkunç insanlar gibi gösteren canlı bombalara heves ettiğini görünce üzülüyorum.

[değiştir] Türkmenlerin gidecek yeri yok

Türkmen lider: Dağı Kürtlere, çölü Araplara, petrolü de kendilerine ayırdılar. Bizimse gidecek yerimiz dahi yok! Bizi bağımsız olarak yan yana bile getirmiyor. Toplantıları kendi himayesinde yapıyor.
Polat Alemdar: Yakınlarda toplantınız var mı?
Türkmen lider: Var

[değiştir] Sabır mücadele etmektir

Şeyh: Gelene gidene göz kulak ol, istek ve şikayetlerin çokluğundan bunalıp usanç gösterme, burası senin benim değil, evsizlerin evidir.
Müezzin: Tamam efendim.
Şeyh: Ya Yusuf... Unutma. Sabır, boyun eğmek değil, sabır mücadele etmektir!

[değiştir] Allah mısın ki?

Müslüman direnişçi: Herkesin kafasını teker teker keseceğiz.
Şeyh: Kime özeniyorsunuz? Zalimlere çalışan kuklaları mı taklit edeceksiniz? Peygamberin yapmadığını siz kimden öğrendiniz?
Müslüman direnişçi: Bu adam katillerin uşağı gazeteci. Masum biri değil.
Şeyh: Ne dedin? Sen Allah mısın ki masum olmadığını bileceksin? Siz kendinize bir zalimin yaptığı işi nasıl yakıştırıyorsunuz. Nasıl?

[değiştir] Vuruşma hukuku

Şeyh: Ya Rabbi! Sen ki Muhammed Mustafa'ya dahi yenilgi sınavını yaşatansın... Ya Rabbi Ya Rabbi, inandık ve tasdik ettik. Zulmeden biziz Ya Rabbi... Senin yolunda kenetlenmeyip benlik hevesiyle ayrı düştüğümüz ve bölündüğümüz için kendimize zulmettik. Biz bize zulmettiğimiz için düşman da şimdi bize zulmediyor... Bizler gafil olduk, günahkâr olduk, mahkum olduk, mağlup olduk. Kur'an ve sünnetin hikmetleriyle uyanmadık, sen bizleri düşmanın saldırılarıyla uyandırdın, şimdi de lutfet Ya Rabbi, bize bu saldırıları defedecek güç ve enerji ver... Ya Rabbi bize barış dini İslam'ı getiren kutlu Peygamberin hürmetine, onun mecbur kalıp savaştığı (harb) zaman titizlikle sadık kaldığı vuruşma (kıtal) hukuk ve ahlakından ayırma Ya Rabbi...

[değiştir] Tanrı ile pazarlık

Sam: İsa Mesih'e inanmayıp cennete gitmeyi düşünenleri anlamıyorum.
Yahudi doktor: Yani sen gidiyorsun ben gidemiyorum. Söylediğin şey bu mu?
Sam: İsa ölürken bu dünyayı size bıraktı. Biz onun tarafından seçildik, onun krallığını kurabilmek için.
Yahudi doktor: Buna bir itirazım yok ama benim halkım, Tanrı ile pazarlık yapabilen tek halktır. Benim bildiğim soyum, cenneti kimseye bırakmaz.

[değiştir] Arap erkekleri neden ölüyor?

Amerikalı asker: Kocan nerede?
Leyla: Cennette.
Amerikalı asker: Arap erkekleri neden ölüyor biliyor musun? Leyla: Hayır. Neden?
Amerikalı asker: Kadınları yüzünden..

[değiştir] Petrolde hakkımız yok mu?

Sam: Benim tek bir gayem var, o da Irak'ı bir tutmak. Siz Türklerle ittifaka devam ettiğiniz sürece, siz de Arap dünyasıyla buna devam ettiğiniz sürece, sizin de bağımsız bir Kürt devleti kurma çabalarınız devam ederse bölgede asla barış olmaz.
Arap lider: Ama bize eşit davranmıyorsunuz. Size göre hepimiz teröristiz. Neden düğündeki insanlar terörist ilan edildiler? Sırf havaya ateş açtıkları için mi?
Sam: Hayır, çünkü terörist ve bombacı yetiştirmeye devam ediyorsunuz.
Türkmen lider: Köylerdeki aileler uydurma bahanelerle sistemli bir biçimde göç etmeye zorlanıyorlar.
Sam: Doğru mu bu Ebu Tarık?
Arap lider: Maalesef doğru. Tabii bunun tek bir nedeni var, petrol. Musul ve Kerkük'teki petrol noktalarından teker teker çıkmaya zorlanıyoruz. Petrol, bu topraklardan çıkan bir değerdir. Bunda hakkımız yok mu?

[değiştir] Babil hesaplaşması

(Sam özel odasında mum yakmış İsa peygamberin önünde diz çökmüş dua ediyor)
Sam: Efendim... Sen yeryüzüne dönmeden önce, kutsal kitapta vaat ettiğin Babil hesaplaşmasını tamamlamamı sağla. Gelecek nesiller Tanrı'nın krallığını inşa edecek kahramanlara minnettarlığını sunarken, dualarında beni anlamaları benim için ne büyük bir şereftir. Aziz Peter Roma'yı terk ettiğinde sen yüce efendimiz ona Quo Vadis demiştin. "Nereye gidiyorsun?" Burası Babil, benim vatanım. Bana nereye gidiyorsun demeyeceksin, sana söz veriyorum. Ben bu topraklarda öleceğim... Kanım vaadedilmiş zamana kadar, yani sen dönene kadar yani vaadedilmiş topraklar bizim olana dek akacak. Vaadedilmiş topraklar bizim olduğunda barış gelecek. Ve barışı sağlayan Tanrı'nın çocuğu olacak!!

[değiştir] Tanrı'nın çocuğu 2

Memati: Ne dedi abi??
Polat: Tanrının çocuğumuş Memati...
Memati: Orospu çocuğu!

[değiştir] Sabır sıranı beklemektir

(Dante, bir an için aşırı mermi harcar)

S.W. Marshall: Sabır, Dante. Sabır...

(Marshall o sırada hemen yanındaki pencerede bir gölgenin kıpırdadığını görür ve oraya ateş eder. Pencerenin içinden çığlıklar yükselir.)

S.W. Marshall: (Yüksek sesle) Sabır sıranı beklemektir!

[değiştir] Herşey böyle başlıyor

(Sam William Marshall'a bağlı ABD askerleriyle çatışmaya giren Polat ve ekibi, köy içinde dağılmışlardır. Memati ve Abdülhey bir evin duvarını siper almışlardır. Memati yaralıdır)
Memati: (Sinirle) Hep bu Kürtlerin yüzünden!
Abdülhey: (Sinirle) Ne Kürdü?!
Memati: (Patlar gibi) Kürt işte!!
Abdülhey: Abi ben de Kürdüm!
Memati: Sen başkasın Abdülhey...
Abdülhey:... Abi herşey böyle başlıyor zaten!