3 Aptal

Vikisöz sitesinden
Atla: kullan, ara

3 Aptal (İngilizce: 3 Idiots), 2009 yapımı Hint filmi.


  • Doğumda öğretilmişti bize, hayat bir yarıştır. Hızlı koşmazsan, ezerler seni. Bebek olurken bile, bir sperm diğer 300 milyon spermi geçer. 1978'de, akşam 5.15'te doğmuşum. Saat 5.16'da, babam ilân etmişti: "Oğlum mühendis olacak." Ve kaderim belli olmuştu. Ne olmak istediğimi kimse sormadı.
  • "Makine'yi tanımla." Bir makine, insanın daha az emek harcamasını sağlayan herhangi bir şeydir. "Daha ayrıntılı, lütfen." İşi kolaylaştıran, ya da zamandan kazandıran herhangi bir şeydir makine. Sıcak günlerde, bir tuşa basarsınız, serin hava gelir. Klima... Bir makine! Kilometrelerce uzaktaki arkadaşlarınızla konuşursunuz. Telefon... bir makine! Saniyeler içinde milyonlarca işlem yaparsınız. Hesap makinesi... bir makine! Etrafımız makinelerle dolu. Kalemden fermuara kadar - hepsi makine! "Tanım dedim sana!" Ben de tanım yaptım, efendim. "Sınavda bunu mu yazacaksın? Aptal! Başka tanımlayacak olan?" Efendim, makineler hareketleri kısıtlanacak şekilde biraraya getirilmiş parçalardan oluşan bir bütündür, ve bu da demektir ki, güç ve hareket, vida ve yuvasına girmesi, levyenin kaldıraç gibi kullanılması, çıkrık ve dönme noktası vb. olaylarda, aktarılabilir ve dönüştürülebilir hale getirilir, özellikle de az ya da çok komplike olarak, hareketli parçalar kombinasyonundan, ya da tekerlek, levye, dişli gibi basit parçalardan oluşan yapılardır. "Enfes. Mükemmel. Oturabilirsin." Ama efendim, ben de aynı şeyleri, sadece daha basit bir dil kullanarak söyledim. "Daha basit bir dil istiyorsan, git Güzel Sanatlar'a yazıl." Ama efendim, anlamını da bilmemiz gerekmiyor mu? Sadece kitaptaki tanımı ezberlemenin anlamı nedir ki? "Kitaptan daha mı zeki olduğunu söylüyorsun? Geçmek istiyorsanız, kitaptaki tanımı yazacaksınız küçük bey." Ama başka kitaplar da var... "Çık dışarı!" Neden? "Daha basit bir dille, dışarı! Aptal!" " ---- " "Neden geri döndün?" Birşey unutmuşum efendim. "Ne unuttun?" Görsel ya da dokunsal yollarla; aydınlanma, anlama, bilgiyi artırma, beynin eğitilmesi amacıyla yapılmış olan; resimli, resimsiz, kauçuk kapak, kâğıt kaplama, jelatinli, jelatinsiz türleri olup; içerisinde önsöz, tanıtım, fihrist bulunan; bilgileri kaydeden, analiz eden, özetleyen, organize eden aletlerdir. "Bu da ne demek?" Kitap, efendim. Kitaplarımı unutmuşum, alabilir miyim? "Neden daha basitçe söylemedin?" Az önce denemiştim, efendim. Ama basitçesi işe yaramadı...
  • Köyümüzde yaşlı bir bekçi vardı, Gece devriyelerinde bağırırdı: "Herşey yolunda. Herşey yolunda!" Biz de huzurlu bir şekilde uyurduk. Sonra bir gece, bir hırsızlık oldu. Ve öğrendik ki meğerse bekçi körmüş! O, "Herşey yolunda!" derdi, biz de güvende hissederdik kendimizi. O gün, bu kalbin ne kadar kolayca korkabildiğini öğrendim. Kandırmanız gerekiyor. Sorun ne kadar büyük olursa olsun, "Herşey yolunda." diyeceksiniz.
  • Ölüm nedeninde; "Soluk borusuna aşırı baskı uygulanması sonucu nefes alamama" yazıyor. Herkes gırtlağına gelen baskıdan öldüğünü sanıyor. Son dört senedir beynine gelen baskıya ne demeli? Raporda bu yazmıyor. Mühendisler de zekiymiş hani. Psikolojik baskıyı ölçecek bir makine icat etmediler. Çünkü etselerdi, o zaman herkes bilirdi; bunun intihar değil, cinayet olduğunu.
  • "Hayat baskılarla dolu, hep başkalarını mı suçlayacaksın?" Ben sizi suçlamıyorum efendim, sistemi suçluyorum. Bu ülkede her 90 dakikada bir, bir öğrenci intihara kalkışıyor. İntihar, hastalıklardan daha çok can alıyor. Ortada yanlış birşeyler var, efendim. "Diğerleri için birşey söyleyemem, ama burası ülkedeki en iyi okullardan biri. 32 yıldır ben varım buranın başında. 28incilikten 1inciliğe yükselttim burayı." Ne birinciliği hocam, neyde birinci? Burada yeni fikirler ya da icatlar konuşulmuyor. Notlar konuşuluyor, meslekler, Amerika'ya yerleşme. Nasıl iyi not alınacağı öğretiliyor, mühendislik değil. "Şimdi de nasıl öğreteceğimi mi öğretiyorsun bana?"
  • "Karşınızda, kendini hoca ilân eden biri var. Bizim kalifiye hocalarımızdan daha yetenekli olduğunu düşünüyor. Profesör Rançoddas Çançad bize 'Mühendislik' öğretecek." Bu terimleri tanımlamak için 30 saniyeniz var. Kitaplarınızdan yardım alabilirsiniz. Cevabı bulduğunuzda parmak kaldırın. Kim birinci olacak, kim sonuncu, görelim. Süreniz... başlamıştır. ---- Süreniz doldu. Süre doldu, efendim. Kimse cevabı bulamadı mı? Şimdi bir dakika önceyi bir düşünün. Ben bu soruları sorduğumda, sizde heyecan ya da merak oldu mu? Yeni birşey öğreneceğiniz için sevindiniz mi? Hayır. Hepiniz hemen bir yarışa giriştiniz. Bu yöntemde birinci gelseniz bile, ne faydası var ki? Bilgi hazneniz artmış olacak mı? Hayır, sadece üzerinizdeki baskı artacak. Burası üniversite, düdüklü tencere değil. Bir aslan bile kırbaç korkusuyla sandalyeye oturmayı öğreniyor. Ama biz bu aslana 'iyi eğitilmiş' diyoruz, 'iyi eğitim almış' demiyoruz.
  • Ben sizin aksinize, zayıf öğrencilerimi asla terk etmem.
  • İyi işler yapmak için çalış, zenginlik için değil.
  • Kendimize Davranış Bilimleri'nden bir ders: "Arkadaşınız başarısız oluyor, üzülüyorsunuz. Arkadaşınız birinci oluyor, daha çok üzülüyorsunuz."
  • Efendim, neden puan sıralamasına göre koltuk düzenlemesi yapılıyor? "Bir şikâyetin mi var?" Evet, bu notlama olayı kast sistemi gibi. A alanlar, efendiler. C alanlar, köleler. Pek hoş değil, efendim. "Daha iyi bir fikrin var mı?" Evet. Hatta sonuçlar bile böyle ifşa edilmemeli bence. Neden birinin başarısızlığı herkese ilân ediliyor ki? Eğer demir eksikliğiniz varsa, doktor size bunun için ilaç mı yazar, yoksa bunu televizyona mı verir? Anlatabiliyor muyum, efendim? "Yani demek istediğin o ki, tek tek, her öğrencinin odasına gideceğim, ve notları kulaklarına fısıldayacağım. Sen birinci oldun. Sen ikinci oldun. Çok üzgünüm, sen kaldın." Hayır efendim, demek istediğim, notlar insanları sıralamaya sokuyor. Ben birinci geldim, bu yüzden yanınızda oturuyorum. Arkadaşlarım sonuncu oldu, arkada köşede oturuyorlar.
  • İnsanları robotlara tercih eden bir firma olmalı bir yerlerde.
  • Bugün, şu aptala duyduğum saygı daha da arttı. Çoğumuz üniversiteye diploma için gitmiştik. Diploman olmazsa, düzgün bir işin veya eşin olamazdı. Kredi kartların, saygınlığın olamazdı. Ama onun için bunların hiçbirinin bir önemi yoktu. O, üniversiteye sadece öğrenmek için gelmişti. Birinci gelmeyi, sonuncu olmayı dert etmemişti.
  • "Ay'a ayak basan ilk insan kimdir?" Neil Armstrong efendim. "Tabi ki Neil Armstrong. Bunu hepimiz biliyoruz. Peki ikinci kişi kimdir? Boşverin. İkincinin bir önemi yok. Kimse, ikincileri hatırlamaz."
  • Michael Jackson'ın babası onu boksör olmaya, Muhammed Ali'ninki de şarkıcı olmaya zorlasaydı ne olurdu? Felaket olurdu. Anlatabiliyor muyum?
  • Aptal. Fotoğrafçılığı seviyorsun, ama gidip makinelerle evleniyorsun.
  • Baba, ben mühendis olmak istemiyorum. "Şu Ranço isimli serseri mi kafana giriyor?" Ben mühendisliği sevmiyorum. Çok kötü bir mühendis olurdum. Ranço'nun mantığı basit: Tutkulu olduğun şeyi meslek edin, o zaman işini severek yaparsın. "Ormanda ne kazanacaksın?" Maaşım az olacak, ama çok şey öğreneceğim. "Beş sene sonrayı düşün, arkadaşlarını ev alırken, araba alırken görünce, kendine lanet okuyacaksın." Mühendis olarak bir hayat geçirirsem de, sana lanet okuyacağım. Sana okuyacağıma kendime okurum baba. "Herkes sana gülecek. Son senende bıraktığın için aptal diyecekler." ---- "Dram filmi mi çekiyoruz burada?" ---- "Profesyonel bir makine ne kadar ediyor, oğlum? Git, istediğin hayatı yaşa evlat."
  • Böyle dürüst olman firmamız için iyi birşey değil. Müşterileri idare edebilmek için daha diplomatik insanlara ihtiyacımız var. Sen çok açıksözlüsün. "Ancak iki bacağım kırıldıktan sonra kendime gelebildim efendim. Değişmem kolay olmadı anlayacağınız. Eskiye dönemem efendim. İşiniz sizde, açıksözlülüğüm de bende kalsın. Üzgünüm efendim. "Bekle." Efendim? "Maaşını konuşalım mı?"
  • O edebiyat okumak istiyordu, yazar olmak. Ama tek yazabildiği bu intihar mektubu oldu.