İsmail Hakkı Karadayı

Vikisöz sitesinden

Git ve: kullan, ara
Wikipedia-logo-tr.png
ile ilgili daha fazla bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz.


  • Kaderin cilvesi, İsmail Hakkı Karadayı'nın son ses kaydı tam da 28 Şubat'ın yıldönümüne denk geldi. Mustafa Ünal [1]
  • Ben 27 Mayıs’a iştirak ettim fiilen. Davutpaşa’daydım, bana hemen ertesi gün görev verdiler. Davutpaşa’daki işleri bitirdik, o Zeki Şahin, Bümin Yamanoğlu, Kemal Binatlı bunlar merkez komutanı... Onları aldık. Davutpaşa’ya bir sürü insanlar alındı. Onları oradan Yassıada’ya gönderdik. Şimdi bir de üniversiteler faaliyete geçerdi. O zaman üniversitelerde muazzam bir kaynama vardı. Hükümete karşıydılar. Polis, onlardan yakalarlardı. Kamyon kamyon bize adam gönderirlerdi. Davutpaşa’yı hapishane zannediyorlardı herifler. Biz çocuklarla akşam otururduk, top oynardık, yemekler yedirirdik, akşam arka kapıdan gönderirdik. Davutpaşa’da iş bittikten sonra irtibat bürosuna aldılar, irtibat bürosunda Yassıada ile irtibatlıyız. Gittim geldim devamlı. İşte o davalara falan girerdim. [1]
  • Ben sicili bozuk bir adamım, sabıkam çok[2]
  • 12 Eylül’de de vardım, planlama grubundaydım, sabıkamız fazla. Mamak Tugay Komutanı’ydım. Ankara’daki operasyonu yapan adamdım. İhtilal hazırlanırken, biliyordum ben. Çünkü tayin daire başkanıydım. Nurettin Ersin biliyordu, Mehmet Paşa biliyordu kara kuvvetleri kurmay başkanı, Kenan Evren biliyordu tayinleri, bir de ben. Ben zaten 2 ay evvel çocukları gönderdim Antalya’ya. Allah rahmet eylesin Eşref Bitlis Bolu’daydı, oradan da 2 tabur getirdik, o da bana misafir oldu. Komando taburu getirdi. Sabıkalı adamız, sicili bozuk bir adamım. [3]
  • Hocayı (Erbakan’ı), Demirel ile konuştum. “Mutlaka gitmesi lazım, biliyorsunuz dev gazeteler verdi nizamiyeden döndük” dedim.. Nizamiyeden döndük lafı enteresandır yani, bu demektir ki bir halt olmasaydı biz... Ne dersem onu yaparlardı. Hoca’ya “Ayrıl” dedim ayrıldı. Daha ne olsun? Bunu cumhurbaşkanı dahil herkes kabul etti. Biz partiyi kapattık yav. Valla aynı kafadan gidiyorlar, kafaların değişmesi lazım.[4]
  • Onur Öymen gelecek bana, bakalım, buluşacağız. Telefon etti Ankara’dan, görüşmemiz lazım dedi. Peki dedim. Görüşeceğiz konuşacağız. Dürüst, kafası çalışır. Ben genelkurmay başkanıyken o dışişleri bakanı müsteşarıydı. Devamlı birlikte çalışırdık. Son derece o karargahta, bizim gizli karargahta bizim 2. Başkan ordaydı. Gider gelirlerdi. İrtibat sağlardık ve birbirimizden haberimiz olmadan hiçbir siyasi şeylik yapmaz. O zaman çok iyi işledi işler. [5]
  • 28 Şubat’tan sonra Bodrum’a gitmiştim. Hatta gazeteler yazdı, manşet attılar “Karadayı yoruldu da Bodrum’a gitti” falan diye. Şimdi orada Mesut Yılmaz ile bir araya geldik. Berna hanım, benim hanım, dördümüz oturduk. Mesut Bey’e dedim ki; “Mesut Bey, size altın tepside bir iktidar teslim ediyoruz. Altın tepside önünüze kondu. Bunu iyi değerlendirin.” Kimin yanında, eşinin yanında. “Biz sizin arkanızdayız, sizi sonuna kadar destekleyeceğiz, ama benim bazı taleplerim var, Bunlar 1: Siyasi partiler kanunu değiştireceksiniz, 2: Seçim kanunu mutlaka değişeceksiniz, 3: Sekiz yıllık eğitimi mutlaka sağlayacaksınız, 4: Milletvekilliği dokunulmazlığını kürsü dokunulmazlığına çevireceksiniz.” Ondan sonra 7-8 şey söyledim. Hepsini sırıtarak dinledi... Şimdi Yılmaz da kaypak.[6]
  • Beni emekliye ayırmaya kalktılar, 28 Şubat olmadan önce, bunların bende belgeleri var. Bir pazar günü köşkün nizamiyesine sivil bir adam gelmiş, benim emir subayım Ahmet’e, “Ben komutanı çok seviyorum, Tansu Hanım’ın yanında çalışıyorum, onun korumasıyım. Tansu Hanım’ın masasını karıştırırken, gözünden şöyle bir mektup buldum” demiş. Baktım okudum, şöyle yazıyor. “Genelkurmay başkanını emekliye ayıralım , kararname hazırlayalım, cumhurbaşkanına götürelim. Diyelim ki ‘Sen askerden yana mısın, sivilden yana mısın, demokrasiden yana mısın?” Onu zorlayalım imzalatalım cumhurbaşkanına çünkü genelkurmay başkanının tayini cumhurbaşkanı karar veriyor.”... Bunların hepsi gözdağı, ne yapabilirler, bir halt yapamazlar, yani bizim alternatiflerimiz var. Alternatifsiz bir iş yapmam...[7]
  • (...) Hemen gittim cumhurbaşkanına hepsini aynen anlattım, birinci sefer ne dediyse anlattım. Cumhurbaşkanı kalktı, “Ben deli miyim” dedi. “Bu adamların saçma saçma şeyiyle sizin emekliliğinizi nasıl onaylarım” falan dedi. Demirel cumhurbaşkanlığını fevkalade iyi yaptı, ilişkilerimiz de fevkalade iyiydi. Hatta bir gazeteye beyanat verdi, “Darbeyi Karadayı önledi” diye. Tabii çok iyi ilişkilerimiz vardı, ben ne dersem onu yapardı. Mesela Adana’ya gidecek efendim şu mesajı verirseniz iyi olur, kesinlikle, bir de bir birimizden hiçbir şeyi saklamazdık.[8]
  • REFAH Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın Başbakan, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller’in ise Dışişleri Bakanı olduğu bir dönemdir. Sincan’da düzenlenen Kudüs gecesinde Lübnan’daki Hizbullah liderlerinin posterlerinin asılması ve İran Büyükelçisi’nin de bu törene katılması üzerine tatbikattan dönen tanklar Sincan’dan geçirilmiştir. 28 Şubat 1997’de olağan olarak toplanan MGK’da askeri kanat, 8 yıllık zorunlu eğitim gibi bazı kararların hayata geçirilmesini istedi. Genelkurmay’ın Batı Çalışma Grubu’nu kurması üzerine bir darbe beklentisi oluştu. Sonrasında Başbakan Erbakan’ın; Tansu Çiller’e hükümeti teslim etmesi gerekirken dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, anayasada böyle bir şey olmadığını belirterek görevi Mesut Yılmaz’a vermiştir. Sonuçta sessiz bir darbe gerçekleştirildi. Ayrıca bu olay, ’postmodern darbe’kavramıyla tanışmamıza da neden oldu. [9]


  • Dostlar Meclisi aşağı yukarı Encümen-i Daniş gibi onun havasından tamamen farklı, fakat Encümün-i Daniş’te olan birkaç kişi de onların içerisinde. Mesela Sefa Reisoğlu, Mustafa Aysan eski Profesör, Milliyet’te yazısı çıkıyor. Ondan sonra Kurtul Altuğ var, Kurtaran birkaç kişi var. Oğuz Gökmen, Oktay İşcan var, üç beş tane, Kemal var profesör eski doktorlardan. İki üç tane Prof. Var. Cumhuriyet’te yazı yazan Kemal Önen, Cumhuriyet’te yazı yazar, yani üst kademe hepsi üst kademe başkanlık yapmış, bilmem ne yapmış. Aşağı yukarı onlar da 20-25 kişi. O toplantıya gider onun da üyesiyim. Fakat ilk açılışta bunun bir özelliği var bunlar yemek yediriyor. İlk açılışta zengin bir adam var. Yani o şeyde eski Hürriyet gazetesini satan adam bunlar üst düzey iş adamı. Açılışı ben yapayım demiş, beytide yemek yiyelim orada yapalım, yukarıya aldılar, orada beydide benim davetli resmimi asmışlar. Özel salon var oraya asmışlar, getirdi gösterdi Paşam bunları asacağız diye, şimdi orada bir de kapanışında Kemal Önen Çamlıca’da yaptı. Normal toplantılar Baltalimanı’nda, Üniversitede, orada hem yemek yeriz hem de özel bir oda tahsis edilir. Hem konuşuruz hem de yemek yeriz.” İsmail Hakkı Karadayı (Genel Kurmay Eski Başkanı) Ses Kaydından alınma.[2]
  • Dostlar Meclisi tatile girdi, 2 tane dostlar meclisi var, üst düzey şeyler var, çok değerli insanlar var.” İsmail Hakkı Karadayı (Genel Kurmay Eski Başkanı) Ses Kaydından alınma.[3]
  • “Çankırı Vakfında mütevelli heyetindeydim, Mustafa kemal Üniversitesi’nde akademik Konsey’de üyeyim, Encümen-i Daniş’te üyeyim, ondan sonra Dostlar Meclisi’ne üyeyim, orada birkaç eski şahıs var, yani orada 3 kişi var. Encümen-i Daniş çok disiplinlidir. Saat 1’de bir buçukta başlayacak dendi mi gong vurur gibi bir buçukta başlar.” İsmail Hakkı Karadayı (Genel Kurmay Eski Başkanı) Ses Kaydından alınma.[4]
  • “İste Encümen-i Daniş elit bir tabaka, yani 28 kişi var, üst düzeyde adamlar hep şimdi orada hep şeyi bahsettiler, orada hocalar var ya Sefa Reisoğlu falan, 367 olur mu olmasın mı, yani nedir onu tartıştılar. Birinci oturum öyle geçti, oturumun sonunda 10 dakika vardı ben dedim söz alayım. Derim ki şimdi sizler bugün dedim, birinci oturumda hep şeyi bahsettik, bunlar oldu mu, olmadı mı? Bunları televizyonlardan izledik dedim. Bir kısım şeyden bahsetti, söyle bir kısım 367 olur diğeri de olmaz, onu dinlediğim zaman ona inanıyorum onu dinlediğim zaman ona inanıyorum. Esas bizim dedim düşünmemiz konuşmamız icab eden Demokrat Parti iktidarı kazandı, 14 Mayıs’ta Haziran 28’de Türkçe ezanı Arapçaya çevirdi, Demokrat Parti zamanında ondan sonra efendim bunları anlattım. Oradan başladım taa ileri doğru ondan sonra Necmettin Karaduman dedi maalesef bizlerin de suçları oldu dedi. Bizler de bu konuda çok hatalarımız oldu dedi, ben de kendisine teşekkür ederim hataları kabul etmek büyük bir şeydir, büyüklüktür. Sizlere teşekkür ediyorum dedim. Takdir Ediyorum. Haddim değil ama dedim, ondan sonra bu iktidarın yaptığı ettiğini anlattım.” .[5]
  • “Ondan sonra şeyden İstanbul Belediyesi’nden gelmiş imam kökenli adamın, oraya geçiyor imam, böyle şey olur mu?” .[6]

[değiştir] Kaynakça